Jump to content
  • Duyurular

    • Yakup Çağatay

      Görünmeyen Resimler - Imgur ve PhotoBucket   06-08-2015

      Türkiye'de i.imgur adresi engellemiş durumdadır, bu sorunu çözmek için ilk etapta öncelikli konuları yenilemeye başladık. Şuan görmek için yapmanız gereken basit bir DNS değişikliğidir; Google dns gibi 8.8.4.4 NOT: Bu sadece imgur'a yüklenen fotoğraflar için geçerlidir. PhotoBucket da diğer sitelerde görüntülemesini kapattı. Gözükmeyen bir resim/foto gördüğünüzde lütfen RAPOR düğmesini kullanarak bizlere bildiriniz eğer mümkünse görünür hale getireceğiz. İlginize Teşekkürler.
  • Hoş Geldiniz!

    Tüm özelliklerine erişmek için şimdi kaydolun. Kayıt yaptırdıktan sonra, konu açabilir, konuları yanıtlayabilir, kullanıcıların mesajlarını beğenebilir, özel mesaj yollayabilirsiniz.

    Kayıt olduktan sonra bu mesaj silinecektir.

“ER-OL
Cem Boneval

Gezi Notları - Nis'ten Cenova'ya Deniz Yolculuğu Ve Toskana

Önerilen Mesajlar

Yaz geçemeden biraz gezelim dinlenelim diye geleneksel yaz gezimizi 3-11 Temmuz arasında planladık.

Değişik bir gezi oldu, paylaşıyorum...

 

Bol resimlidir, kotalı bağlananlar, soğuk su içsin.

 

Gezimizin ilk durağı Nis oldu.

 

Fransa'nın güney kıyılarındaki bu şık ve eğlenceli tatil beldesi ilgimi çektiğinden falan değil. Geçen sene Fransa'dan bir katamaran alan ve kıyıları geze geze gelen bir arkadaşım kaptanını izine gönderince yedek kaptan olarak işe alındığım ve burada tekneye binmeyi planladığımız için seçtik bu destinasyonu.

 

Yeni taşıt aracımız böyle bir şeydi:

 

toskana_01.jpg

 

Takip eden 4 gece - 5 günde kullandığım kokpitte bu:

 

toskana_05.jpg

 

Lagoon 400 S2 son derece kullanışlı ve rahat bir tekne. Yelkende çok güçlü değil haliyle ama oturduğun yerden küçük bir uğraşla her şeyi kontrol edebiliyorsun.

Otomatik pilot ve etkin navigasyonla kendi kendine her yere gidebiliyor. Güneş panelleri ile basit kullanımlar için elektrik üretebiliyor ve deniz suyundan tatlı su üretebiliyor, bu nedenle kara bağımlılığı yok ve alargada kalmak pek kolay oluyor. 

 

Sonuçta kara gezmeli bir deniz yolculuğu yaptık Nis'ten yola çıkarak. 

 

Villefranche hemen Nis'ten sonra gelen ve masal kitaplarından düşmüşcesine bir mimari yapısı olan büyüleyici bir belde, nefis bir koyu da var. Fırtına nedeniyle mecburen ilk iki günü buraya sığınarak geçirdik. 

Arada Nis'i de gezdik.

 

toskana_02.jpg

 

Bu Avrupa'lılar heykele pek meraklı, her yere bir havuz yapıp içine bir baldırı çıplak oturtmuşlar.

 

Aşağıdaki dükkan kuyumcu değil....

 

toskana_03.jpg

 

Enfes lezzetleri barındıran bir şeker/çikolata dükkanı, ancak buradan bayram alışverişi yapmaya kalksam eve dönecek param kalmazdı ayrı mesele...

 

Ramazan günü hoş olmayacak ama bu kıyılar deniz mahsulleri konusunda mükemmel bir mutfağa sahipler, sofraya gelenler....

 

toskana_04.jpg

 

İkinci durağımız San Remo oldu.

 

toskana_06.jpg

 

Arka planda görünen La Pigna tepesi etrafına kurulu şehrin kemerli daracık sokaklar ve eski yapılar barındıran eski merkezi var. 

 

toskana_07.jpg

 

toskana_08.jpg

 

Bunun dışında San Remo Avrupa'nın Sen Tropez'den ve Monte Carlo'dan sonra elit turist çeken İtalya Riviyerasının en önemli merkezi. 

Çok canlı bir sokak hayatı var, geceleri de devam ediyor eğlence.

Zaten pek çok etkinlikle de şöhret kazanmış, müzik festivali, rallisi, çiçek festivali bunlardan birkaçı.

Ayrıca son Osmanlı padişahı Vahdettin'de kaçtıktan sonra buraya yerleşmiş ve burada vefat etmiş. 

 

Monte Carlo'ya uzaktan el salladık, binbir zorlukla kazandığımız paraları kumarhanelerde kaybetmeye gerek olmadığına karar verdik.

 

toskana_09.jpg

 

O koy senin bu koy benim, Varazze'de ve Cenova'da marinada geceleyerek turumuzu sonlandırdık, kaptan izinden döndü, benim de görevim bitti.

 

Hal böyle olunca Cennova'dan bir araba kiralayarak Toskana bölgesini gezme aşamasına geçmiş olduk.

 

Toskana'nın başkenti Floransa. Hedef de oarsı ama yaklaşık 250 km yol üstünde Pisa olunca fani gözlerle ünlü kulesini yıkılmadan canlı görelim diye bir uğradık.

 

 

Pisa 11. yüzyıl ile 14. yüzyıl arasında İtalya yarımadasının en güçlü 4 deniz cumhuriyetlerinden biri olarak (diğerleri Ceneviz Cumhuriyeti, Venedik Cumhuriyeti ve Amalfi) tarihe geçmiş, ayrıca Galileo Galilei'nin yaşamış olduğu kent.

Ünlü Pisa Kulesi, Katedrali ve vaftizhanesinin bulunduğu "Piazza del Duomo" ya da "Piazza dei Miracolide" (Mucizeler Meydanı) bölgesi 1987'den itibaren UNESCO Dünya Mirasları listesine alınmış.

Pisa Kulesi Pisa'nın en önemli görülecek yeri ve 1063-1090 yıllarında yapılan şehir katedralinin çan kulesi olarak ana yapıdan ayrı olarak 1173'te yapılmış.

Kule üst üste bindirilmiş yuvarlak 6 sütun dizisinden meydana geliyor. 56 metre yükseklikte ve 294 basamaklı bir merdivenle çıkılıyor (Nasıl? Yok ben çıkmadım, fazla yorgun ve tembeldim).

En üstteki 8. kat çanları barındıryor. 

Pisa Kulesi bitirildiği tarihten itibaren güneye doğru eğilmeye başlamış. Sebebi temeldeki yumuşak zemindeki çökmeymiş. Günümüzde, kulenin tepesinden güney yönünde aşağı sarkıtılan bir çekül 4,3 metre açığa inmekteymiş. Ancak yapının ağırlık merkezinin izdüşümü kendi temel dairesinin içinde kaldığı için kule devrilmiyormuş. Kule her yıl milimetrenin onda yedisi kadar (100 yılda 7 cm) eğilmekte.

Kule, Pisa'nın gücünün ve zenginliğinin bir sembolü olarak Cenova ve Venedik'e rakip olarak yapılmış.

Galileo'nun, bütün cisimlerin aynı hızla ve aynı fizik kanununa uyarak düştüklerini farklı ağırlıklardaki iki top güllesini bu kuleden aşağı bırakarak gözlemlediği iddia ediliyor. 

 

Neyse gerçekten eğriymiş...

 

toskana_11.jpg

 

toskana_10.jpg

 

Ve evet tabii benim de yaslanarak kuleyi ayakta tutmaya çalıştığım bir fotoğrafın var, ama onu paylaşmak da çok sıradan olurdu sanırım... :)

 

Sonra yolumuza devam ederek Floransa'ya (Italyanca ismi: Firenze) ulaştık.

İkinci gidişim ve benim için Floransa gençlik aşkı gibi bir şey... Hem çok sevdiğim hem de çok rahat hissettiğim bir kent. 

Turist cazibe merkezi, bu nedenle bu mevsimde çok kalabalık.

Ama güler yüzlü ve hizmeti seven esnafı, çok sayıda yiyecek içecek mekanı ve tarihi yapıyla çağdaş yaşamın belki de eşsiz uyumunu sergileyen havası ile İtalya'nın bence en görülesi şehri.

 

Şehir, içinden geçen Arno Nehri çevresinde kurulmuş.

 

toskana_12.jpg

 

Çevresindeki yerleşim alanlarıyla beraber yaklaşık bir milyona yakın nüfusa sahip olan şehir, geçmişte olduğu gibi bugün de İtalya ve Avrupa'nın önemli ticaret merkezlerinden biridir.

Rönesansının doğum yeri olarak tanımlanır ve önemli sanat galerileri ve müzelere ev sahipliği yapar.

Leonardo da Vinci, Michelangelo, Dante Alighieri ve Nicollo Machiavelli bu şehirde yaşamış ünlüler.

Gucci'nin de merkezi :)

 

toskana_13.jpg

 

(Ara not: Dar alanda yapılan panorama çekimlerinde telefonum biraz zorlandı, ama genel olarak LG G2 fotoğrafta başarılı)

 

toskana_14.jpg

 

Yukarıdaki resim Piazza della Republica ama kentin merkezindeki en önemli meydan Piazza della Signoria, o da aşağıda...

Meydana Vecchi sarayı bakar ve hemen önünde Neptün Çeşmesi bulunur. Neptün Havuzunun ortasında mermerden yapılmış deniz tanrısı Neptün'ün heykeli, mermer atlar ve etrafında deniz kızları ve erkek deniz tanrıları bulunur. 1565 yılında yapılmıştır.

 

toskana_22.jpg

 

Yine bu meydan bulunan "Loggia" adli yapi uzeri kapali ama kenarli kemerli ve acik bir gosterim binasi olup icinde birçok antik ve daha yeni yapilmis heykeller gosterilmektedir.

 

toskana_23.jpg

 

Kentin en önemli sanat müzesi Piazza della Signoria'nın yakınındaki Uffizi Galerisidir. Dünya çapında İtalyan Rönesansının en nadir örnekleri bu müzede bulunur.

 

toskana_24.jpg

 

Bu müzeye çok yakın bir mesafede bulunan Arno nehrinin üzerindeki Ponte Vecchio (Eski Köprü) çok ilgi çekici bir köprüdür.

Köprüler şehri Floransa'nın II. Dünya Savaşı'ndan zarar almadan tek çıkan köprüsüdür.

 

toskana_26.jpg

 

Kentin en önemli kilisesi yapımı 1436 yılında biten Santa Maria del Fiore'dir. Genellikle "Duomo" adıyla bilinen bu katedralin kubbesi çok büyük bir mimarlık harikası olarak bilinir ve Floransa resimlerinde her zaman ön planda görünen bir yapıdır.

Duomo'nun bir parçası sanılan Campanile (çan kulesi) ve yine hemen yanındaki Battistero di San Giovanni (vaftizhane) de ozellikle bronzdan dokme kapilarinda Incil sahnelerini roliyef halinde gosteren önemli yapıdır.

 

toskana_15.jpg

 

toskana_16.jpg

 

toskana_17.jpg

 

toskana_18.jpg

 

toskana_20.jpg

 

toskana_19.jpg

 

toskana_21.jpg

 

Gezimize devam edince ikinci daha küçük ama önemli bir kilise daha çıkıyor karşımıza: Santa Croce. Aynı isimle anılan meydanda yer alan bu kilise Galileo, Machiavelli ve Dante gibi ünlülerin mezarlarını barındırması ile önem kazanıyor.

 

toskana_27.jpg

 

Vecchio köprüsünden karşıya geçtiğimizde de Pitti Sarayı ve hemen arkasında yer alan Boboli bahçeleri görmeye değer, ama pek de olmazsa olmaz olmayan mekanlar. 

 

toskana_25.jpg

 

Yeşil sevenler için Boboli bahçeleri güzel, özellikle içindeki porselen müzesi hanımları büyülüyor.

Yaratıcı su içme çeşmeleri de cabası...

 

toskana_43.jpg

 

toskana_44.jpg

 

toskana_45.jpg

 

İtalya'nın en önemli özelliklerinden biri biz araba meraklılarını ilgilendiriyor: Yolları çok dar.

Gerçekten şehirler arası yollar bazı bölgelerde 1.5 şerit genişliğinde, yol çizgisi yok ve hız sınırı 90 km/h. Yani heyecanı seviyorlar.

Sonuçta İtalyanların küçük araba merakı ekonomik olma merakından değil yolların gereksiniminde kaynaklanıyor ve çok sayıda Smart modeli dışında böyle isimsiz kahramanlar da sık...

 

toskana_28.jpg

 

Ben akılsızlık edip pek de küçük olmayan bir araba almıştım.

Yarın bu iki güzel yol arkadaşımla biraz da kırsalı gezeceğiz, izlemeye devam edin.

 

toskana_29.jpg

 

Bu iletiyi paylaş


İleti bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Roma'yı çok beğendiğimi söylediğimde, İtalyanlar sen birde Floransa'yı gör demişlerdi Roma'yı küçümser bir tavırla. Şimdi senin resimlerde süper göünüyor Cem Abi.

 

iyi gezmeler ve bu güzel anlatım için de teşekkürler.

Bu iletiyi paylaş


İleti bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Fotograflar harika, yazi daha da harika...

Floransa, Avrupa'da gormeyi en cok istedigim sehir. Hatta gormeyi gercekten istedigim tek sehir. Dan Brown'in Inferno kitabiyla daha da bi alevlenmisti bu ilgim.

En kisa zamanda gitmeyi istiyorum.

Bu arada bizim ehliyetlerin yurtdisinda gecerlilik/kullanim durumu nasil?

Bu iletiyi paylaş


İleti bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Resimler de anlatım da şahane olmuş. Hani gitmiş kadar olduk :) Geçen yıl son dakika iptal olan cote dazur seyahati aklıma geldi, hüzünlendim biraz ama olsun..

 

Bu arada bizim ehliyetlerin yurtdisinda gecerlilik/kullanim durumu nasil?

 

Bizim ehliyetler orada da geçerli.

Murat Kavuk tarafından düzenlendi

Bu iletiyi paylaş


İleti bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Abi öncelikle ellerine ayaklarına sağlık...

 

Şimdi arkadaşlar hep gezmiş kadar, olduk demişler bende dur dedim bizim hanımla bakayım birlikte gezmiş kadar olalım :P

 

Sonuç ne mi? Siz tek bakmaya devam edin dostlar  :kıhkıh:

(işin espirisi o kısmı :) )

 

Çok güzel kareler var, imrenmemek elde değil devamını merakla bekliyorum :)

Bu iletiyi paylaş


İleti bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Abi öncelikle ellerine ayaklarına sağlık...

 

Şimdi arkadaşlar hep gezmiş kadar, olduk demişler bende dur dedim bizim hanımla bakayım birlikte gezmiş kadar olalım :P

 

Sonuç ne mi? Siz tek bakmaya devam edin dostlar  :kıhkıh:

(işin espirisi o kısmı :) )

 

Çok güzel kareler var, imrenmemek elde değil devamını merakla bekliyorum :)

Ha ben senin gibi hanımla birlikte baksaydım şuan uçak bileti alıyo olurdum.Patron ne derse o napalım. Cem abi nin anlatımı ve güzel fotolarıyla gerçektende gezmiş kadar olduk.

Bu iletiyi paylaş


İleti bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Ha ben senin gibi hanımla birlikte baksaydım şuan uçak bileti alıyo olurdum.Patron ne derse o napalım. Cem abi nin anlatımı ve güzel fotolarıyla gerçektende gezmiş kadar olduk.

Valla ben ciddi ciddi dusunuyorum suan.. yesil pasaport oldugundan vize problemi de yok.. du bakalim

Bu iletiyi paylaş


İleti bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Hesap oluşturun veya yorum yazmak için oturum açın

Yorum yapmak için üye olmanız gerekiyor

Hesap oluştur

Hesap oluşturmak ve bize katılmak çok kolay.

Hesap Oluştur

Giriş yap

Zaten bir hesabınız var mı? Buradan giriş yapın.

Giriş Yap



  • Benzer Konular

    • Yazan: Doğan Kurban
      Arkadaşlar 15 günlük Mersin Susanoğlan tatilimden güzel kareleri beğeni ve önerilerinize sunuyorum.Sevgi ve saygılarımla.
       
       
       

       

       

       

       

       

       

    • Yazan: Ahmet A.

       

       

       

       

       

       

       

       

       

       

       

       

       

       

       

       

       

       

       

       

       

       

       

       
    • Yazan: Ahmet A.
      Geçen haftaki tatil kaçamağında duraklarımızdan biri Narlıkuyu oldu. 
      Mersine bağlı bu koy merkeze yaklaşık 65 km uzaklıkta, balık restaurantları ile ünlüdür (haliyle gitmişken yedik)...
      Belde olarak çok küçük olmasına karşın koy, yatların ve turistlerin uğrak mekanı.... 
      Koyun ilginç bir özelliği suyunun tatlı ve çok soğuk olması.
      Öyle ki ev hayvanları bu koydan su içerek susuzluklarını giderebilmektedirler... 
      Tatlı su olmasının sebebi cennet obruğundan akan yeraltı suyunun buraya dökülmesinden kaynaklıymış.
      Koydan  bir kaç kare....
       

       

       

       

       

       

       

       

       

       
       
      Narlıkuyu'da balık keyfinden sonra buraya yaklaşık 3 km ötedeki Cennet-Cehennem Mağaralarına gittik.
      Her iki ören yeride doğal çöküntüyle oluşmuş obruklardı. Cennet obruğuna inmek için yaklaşık 500 basamak var.
      Obruk tabanına inen merdivenli yolun bitimine yakın bir yerde, 5.yy'dan kalma Meryem ana şapeli vardı. 
      Merdivenli yolun da bu dönemden kaldığı sanılmaktadır. Rahatlıkla obruğun tabanına kadar inilebilmektedir. 
      Mağara zeminine varınca yeraltından geçen akarsuyun sesi,kolaylıkla duyulabilmektedir.
      İnerken yormasa da çıkması bayağı eziyetti. Cennet mağarası yeryüzünden yaklaşık 80-100m aşağıda kalıyor...
      Buradan çıktıktan sonra kafilemiz yorulduğu için Cehennem çöküğünü görmek kısmet olmadı.... 
       
      Cennete yukarıdan bakış;
       

       

       

       

       

       

       
      İndikçe yeşillik artıyor;
       

       

       

       

       
      Mağara girişi ve Meryem ana şapeli;
       

       

       

       
      Ve dönüş vakti;
       

       

       
       
      Dip not: 9 Yaşındaki kardeşimin olaya bakış açısı: "Böyle cennet mi olur? Cehennemin dibine kurmuşlar Cenneti"  
       
    • Yazan: Ahmet A.
      Haftasonu Şanlıurfa’ya bağlı Halfeti ilçesini gezdik…
      Ancak öncelikle yol üstünde ki ilk durağımız Birecik ilçesi oldu. 
      Burası Fırat’ın kıyısında Kelaynak kuşlarıyla ünlü Antep yolu üzerinde bulunan göze hoş gelen  bir ilçe….
       

       

       

       

       

       
      Nesilleri tükenme tehlikesinde olan Kelaynak üretim tesisine de uğradık.
      Ancak üreme döneminde olduklarından rahatsız etmemek adına uzaktan görebildik.
       

       

       

       
      Birecikte kısa bir molanın ardından Ecoboostun keyfine varabildiğimiz bol virajlı, inişli çıkışlı bir parkur ve ardından Halfeti... İlçenin büyük bölümü 2000'li yılların başında Fırat nehri üzerine yapılan baraj sonrası sular altında kalmış. Eskiler yitirdikleri yurtlarını,evlerini ve fıstık ağaçlarını(15-20 sene emek istiyormuş bu ağaç) hatırlayıp hüzünlenirken, gençler turizm patlamasından oldukça memnunlar. ilçede su sporları, tekne gezileri ve duba restaurant işletmeleri ilk göze çarpanlar.
      İlk resimler tekneden Halfetinin genel görüntüsü...
       

       

       

       

       

       

       
      Bu resimlerse nehir yatağına dikine giren bir diğer deyişle tıpkı haliç gibi içeri kıvrılan suyun üzerinden....
       

       

       

       

       
      Tekneyle ulaşılabilen  tarihi Rumkale...
       

       

       
      Nehirden genel görünüm...
       

       
      Yarısı dışarıda kalan elektrik direği...
       

       
      Büyük bölümü Fırat'a teslim olan Savaşan köyü ve resimlerden görmeye alıştığımız cami ile minaresi....
      Suyun bir miktar çekildiğini görüyoruz...
       

       

       

       

       

       
      Benden bu kadar... Daha fazlasını görmek isteyen mutlaka burayı gidip görmeli
    • Yazan: Cem Boneval
      İş nedeniyle 4-5 yıldır yılda 4-5 kez Paris'e gitmek zorunda kalıyorum.
      Zorunda kalıyorum ifadesini özellikle seçtim, birkaç kere zevk ve keyif verici oluyor da sonradan sadece toplantı için gitmek ve o kadar yolu uçak kabinine tıkılarak geçirmek pek de keyifli olmayabiliyor.



      Buna rağmen Paris'e iner inmez şehrin büyülü ışıltısı insanı sarıp başka bir dünyaya götürebiliyor.

      Bu konu çok çabuk bitmez.
      Önce fotoğrafları koyup sonra satır aralarını doldurmaya çalışacağım.
      Çekimler Canon Ixus 210 kompakt makina ve hTc One X telefonumla yapılmıştır (yanında * olanlar telefondur)
      hTc'ni kamerasının da hayli başarılı olduğunu gözlemlemiş oldum.

      Önce temel bilgi:
      Paris Fransa'nın kuzey - kuzey batısında Seine nehri kıyısında yer alan ve Fransız ihtilaline de ev sahipliği yaparak tarihi/çağı değiştiren şehir olma özelliği olan (Istanbul gibi) bir şehir. Neredeyse 2000 yıllık tarihi var ama Fransız İmparatorluğunun başkenti olarak serpilmiş ve büyümüş.
      Şehir merkezinde yerleşik nüfus 2,3 Milyon, ancak yılda 40 Milyon turist aldığı düşünülürse kışın günlük 80-100.000, yazın 150-200.000 turisti de bu sayıya eklemek lazım.
      Gerçekten şehir merkezinde her beş kişiden biri turist ve 10 kişiden biri de elinde bavul geziyor.
      Eyaletin tümünde ise 12 Milyon insan yaşıyor. Mülteci oranı ise %20'lerde ve bunların 3/4'ü de müslüman. Mağribiler, Sahra güneyi Afrikası ve Orta Doğu (Lübnan, Ürdün, Kürtler) göçmenleri başlıca önemli gruplar.
      Özellikle metroda belli hatlarda siyahi nüfus oranı çoğunluk olabiliyor.

      Bu arada şehir dünyanın sayılı metro ağlarından birine ev sahipliği yapıyor. Toplam 14 hat, 214 km güzergahta 300 istasyonu paylaşıyor. Yer üstünde de banliyölerle beraber 280'e yakın otobüs hattı var.
      Metro haritasının Istanbul metrosu ile benzerliği de şaşırtıcı:




      Paris "arrondisement" adı verilen toplam 20 alt belediye bölgesine ayrılıyor.

      Şimdi resimlerle çevreyi gezelim:
       
      İlk iki görüntü Concorde meydanından.
      Yapımı 1750'lerde gerçekleşen meydan Paris'in tam göbeğinde yer alıyor ve bugün Arc de Triumph'da Louvre'a uzanan yolun tam ortasında.bulunuyor.
      360 x 210 m'lik bir sekizgen ve her bir köşesinde Fransa'nın kalan sekiz eyaletini temsil eden birer heykel bulunuyor (altta sağda oturan hatun bunlardan biri)
      Tam ortasında Mehmet Ali Paşa'nın 1839 Fransa'ya hediye ettiği ve Luksor tapınağının girişinden alınan obelisk (dikilitaş) bulunuyor, 2.Ramses'in maceralarını merak edenler hiyeroglifi çözme yeteneğine sahiplerse gidip burada okuyabilirler. İlginç olan Fransız ihtilalinde hemen bunun yanına giyotinin kurulmuş olması. 
      Aşağdıaki fotoğrafa meydanın kuzey köşesinden güneye bakıyoruz, karşıda net seçilmese de Seine nehrini aşan meydanla aynı ismi taşıyan köprü var, karşımızda duran çok sütunlu bina ise Ulusal Meclis Binası, hemen sağındaki altın renkli kubbe ise Gaziler Hastanesi (Hopital de Invalides).
       
      *
       
      Bu görüntüde ise meydanın kuzey sınırına bakıyoruz. Gördüğümüz binanın sağı Denizcilik Bakanlığı, ortası FIA ve Fransız Otomobil Kulubüne ait (benim toplantılara gittiğim yer) ve solunda da Paris'İn en geleneksel ve pahalı oteli olan Hotel Crillion bulunmakta. Bu binanın sağında giden Kraliyet caddesi (Rue Royale) de bizi bölgedki görkemli dini yapı olan Madeleine kilisesine götürür (bir alttaki resim)



       
      Ve geldik Madeleine'nin karşısına. İlk planları 1757'de yapılmasına rağmen sonuçlanması 1842'yi bulmuş bu yapı Napolyon'un ordularına duyulan şükranı temsil eden bir Roman Katolik Kilisesi. 
      Her bri 20 m yüksekliğinde 50 Korint tarzı sütun üzerinde yükselen neo-klasik bir yapı.
      Chopin'in cenazesi de vasiyetine uygun olarak Beethoven'in 9.senfonisi eşliğinde buradan kaldırılmış.

       
      Şimdi ufaktan Seine kıyılarını gezmeye başlıyoruz....
      Karşımızda Pont (köprü) au Change, sağdaki görkemli bina ise Île de la Cité (şehir adası diye tercüme edilmeli, şehrin göbeğinde Seine nehri üzerinde Notre Dame'ın da bulunduğu ada) üzerinde bulunan Conciergerie. 10.yüzyıldan itibaren krallara ev sahipliği yaparken giderek zindana dönüştürülmüş ve Marie Antoinette'e de Fransız ihtilalinde kafası kesilmeden hapis ortamı olarak hizmet vermiş ürkütücü bir yapı, bugün ironi bir şekilde Adalaet Sarayı olarak kullanılıyor bazı bölümleri. Zindan odası ve mumya heykeli halen gezilebiliyor.


       
      Yukarıdaki resim İle de Cité batıdan görünümü idi, aşağıdaki de doğudan görünümü. Ortadaki yapı tersten Notre Dame de Paris. 
      Birkaç kelime de Notre Dame kilisesi üzerine:
      Büyük olasılıkla dünyanın en tanınmış kilisesidir, Roman katolik hizmetindedir ve tipik ve mükemmel Fransız Gotik mimari örneğidir. İsmi "Paris'in hanımefendisi" anlamındadır.
      Paris başpiskoposunun mekanı olması da ayrı bir sembolik önem taşır. 
      Yapımı 1160'da başlamış ve tüm bölümlerinin bitmesi ile 1345'de sonlanmıştır. Fransız ihtilali sırasında ciddi hasar görmüş, ancak orijinaline sadık kalınarak restore edilmiştir.
      Batı cephesinde merdivenle çıkılabilen ve seyir terası olarak kullanılabilen iki kulesi vardır ve bunların güneyde olanı Emmanuel olarak adlandırılan çanı barındırır. Şöhreti bir ağırlığından (13 Ton), ikincisi de 1944 Ağustos'unda Paris müttefik orduları tarafından geri alınmasını müjdeleyen çan olmasından kaynaklanır. 
      Dinlediğim onca kilise orgu arasında en büyüleyici ses sahip 17.yüzyıldan kalma 7000 üzerinde borusu olan orgu da ayrıca meşhurdur.


       
      Seine üzerindeki köprülere devam....
      Paris'te nehri çaprazlayan tam 37 köprü var (bizde 3.Boğaz Köprüsü tartışmaları düşünülürse). Üç köprü sade yaya trafiğine açık, ikisi de tren yolu için.
       
      Aşağıdaki Pont de Invalides, 1821 yılında inşa edilmiş ancak bugünkü haline 1855 yılında dönüşmüş, arada bazı restorasyonlar da geçirmiş.


       
      Altta görülen Alexandre III köprüsü, yapımı 1900 yılında tamamlanmış ve adını Fransız - Rus ittifakını sağlayan Rus çarından alıyor. Büyük Sarayı Eiffel bölgesine bağlıyor. Özellikle göbekteki arması ve iki başlardaki su melekleri heykelleri ile biliniyor.


       
      Bu da aynı köprünün gece hali...

      *
       
      Ve de meşhur Eiffel kulesi...
      Adını yapımcısı Gustave Eiffel'den alan yapının anten kulesi olarak inşa edildiği zannedilse de esas yapım amacı Fransız İhtilalilinin 100.yılında Paris'te yapılan Dünya Fuar'ında bir gösteriş simgesi olarak kullanılması idi.
      Eiffel'in şirketinde çalışan Koechlin ve Nouguier isimli mühendislerin tasarımıdır ve yapımı amaçlandığı gibi fuara yetiştirilmiş ve 1889'da kullanıma asansörsüz de olsa açılmıştır.
      Kule 320 m yüksekliğinde olup en üst (üçüncü) gözlem terası 279 m'de yer almaktadır.
      Paris'in en çok gezilen anıtıdır, 2011 yılında 7 milyon kişi tırmanmıştır ve 250 milyon ziyaretçi sayısına 2010 yılında ulaşılmıştır.
      20.yüzyılın başından itibaren anten ve verici kulesi olarak kullanılmaya başlanmıştır.








       
      Kübik budamalı ağaç şekilleri Paris'te sıradan bir manzara. Göze hoş görünmeleri için çok çaba gösterilse de doğal görünümden uzaklaşma bana itici geldi hep.


       
      Altta Grand Palace de Champs-Elysées. Bu görkemli yapı Şanzelize Bulvarının hemen komşuluğunda yer alır ve adı saray olmasına karşın bir sanat sergi alanı olarak tasarlanmıştır. Açılışı 1900 yılında yapılmış olup yaklaşık tek hacimli 240 m uzunluğunda bir iç alana sahiptir ve yıllardır çok sayıda değerli sergiye ev sahipliği yapmıştır.
       

       
      Paris'in simge yapılarından biri daha: Sacre Coer (kutsal kalp) Bazilikası.
      Paris'in en yüksek tepesi olan Montmartre bölgesinde yer alır.
      Bir katolik kilisesi olarak hizmet veren yapının inşası 1875-1914 arasında gerçekleşmiş ve mimari görkemi ötesinde sosyal ve ahlaki bir değer de taşıyor. 1800'lerin sonlarında Fransa'da özellikle Paris'te katolik-kraliyet yanlıları ile sosyalist-layık-demokrat topluluk arasındaki çatışmaların sona erdirilmesini ifade edecek bir simge sayılıyor. 
      Yakınlarındaki sokak ressamları meydanı da Paris'in simgelerinden biri haline gelmiştir.


       
      Aşağıya bakalım: Concorde meydanından Champs-Elysées (Şanzelize) caddesine bakış ve sonunda Arc de Triomphe.
      Yaklaşık 2 km uzunluğundaki bu cadde nitelikli mağazaları (Louis-Vutton'dan Mercedes'e), çeşitli restoran ve barları, her zaman şık insanlarla dolu geniş kaldırımları ile büyük olasılıkla dünyanın en meşhur ve gayrimenkul fiyatları açısından da en pahalı caddesidir. 
      Turistlerin ilgi odağı olması ötesinde şehrin merkezindeki stratejik konumu ile orduların da gösteri ve merasim alanı olmuştur, Haziran 1940'da Alman orduları işgal esnasında Ağustos 1944'de de müttefikler kurtuluş sürecinde burada yürümüşlerdir.


       
      Ve Arc de Triomph ya da zafer takı....
      Yapımına 1806'da başlanan ve ancak 30 yılda tamamlanabilen bu anıt 50 m yüksekliğinde, 45 m genişliğinde ve 22 m derinliğindedir ve eski adı ile Place De Etoile yeni adı ile Place Charles de Gaulle'dedir.
      Benzer isimli bir diğer zafer takı da aynı aks üzerinde Louvre müzesi girişinde yer almakta ve Arc de Triomph du Carrousel olarak anılmaktadır.
      Fransız ihtilali ve Napolyon savaşları esnasında Fransa uğruna hayatlarını kaybedenler anısına inşa edilmiştir. İlk zafer geçişi daha tamamlanmadan ahşap iskelet halindeyken 1810 yılında Napolyon ve eşi tarafından yapılmıştır. Aynı Napolyonun naşı 1840 yılında yine bu takın altından geçerek "gaziler hastanesindeki" mezarına nakledilmiştir. 
      Bugün asansör ve merdivenle anıtın tepesindeki seyir terasına ulaşmak mümkündür. 
      Altındaki geçişin büyüklüğüne fikir vermesi açısından: Birinci Dünya Savaşı sona erdiğinde ünlü savaş gazisi Fransız pilot çift kanatlı uçağı ile gösteri uçuşu sırasında bu takın altından geçmiştir. 
       


      *
       
      Bu da Louvre'un girişi, gece vakti, DaVinci Şifresi'ni izleyenlere tanıdık gelecektir eminim.

      *
       
      Aşağıdaki görekmli yapı da Opera Garnier, ya da basitçe Paris Opera Binası. 1875'de yapımı tamamlanan yaklaşık 2000 kişi kapasiteli salonu bulunan yapı, Leroux'un romanı ve Andrew-Lloyd Webber'in popüler müzikali "Phantom of the Opera" (Operanın hayaleti) yapıtlarına konu olarak da ünlenmiştir.   

      *

      *
       
      Aşağıdaki panorma da hTc One X'in başarılı panorama çekimleri yapabildiğinin kanıtıdır ve Opera meydanından dağılan Paris'in en ünlü alışveriş caddelerinin buluşma noktasını göstermektedir, yani özellikle hanımlarla uzak durulması gereken mekanları belirlemektedir

      *
       
      Alttaki iki fotoğraf da Yakup için, Paris'teki Apple konsolosluğu ve içindeki ibadethane 

      *

      *
       
      Sanırım sonuna geldik, Vendome meydanı...
      Tuilleries bahçelerinin hemen kuzeyindeki bu meydan ortasındaki dikilitaştan alıyor adını. Austerlitz zaferinin anısına Napolyon tarafından yaptırılan ve 1810 yılında tamamlanan anıtın tepesinde de tandık bir ismin heykeli var haliyle: Evet bildiniz Napolyon....
      Meydanın çevresinde en lüks moda isimlrinin mağazaları, bakanlık binaları ve Paris'in en lüks oteli sayılabilecek ve şu anda restorasyonda olan Ritz yer alıyor. Gezmesi ilginç bir bölge, başka bir dünya, boşuna dememiş Napolyon para, para, para diye...

      *
       
      Paris'in sokak ve metro çalgıcıları meşhurdur ve neredeyse bir gününüzü değişik mekanlarda bedava müzik dinleyerek geçirebilirsiniz. Benim favorim Pazar günleri 10-12 arasında Les Halles metro istasyonunda konser veren Paris senfonisinin yaklaşık 20 kişilik bir grubudur ki bir şekilde dönüş biletimi oradan geçecek ve onları izleyebilecek şekilde alıyorum.
      Bu sefer zaman tutmadı ama Paris'liler yine bir güzellik yaptılar ve Cemre'nin orada kalacağını duyunca bando mızıkalı bir veda konseri düzenlediler, işte buyrun....
        *
       
      SON
       
      Ölmeden gezilecek yerler listesinde ilk üçe girer bu şehir!

Focus Club Türkiye

Bu sitenin işleticisi, bu sitede yer alan bilgi, yazı ve makalelerin doğrudan veya dolaylı olarak kullanılmasından dolayı oluşacak zararlardan sorumlu tutulamaz. Kaynak gösterme kuralına uymak şartıyla, bu sitede yer alan yazı ve makalelerin belirli bir kısmına atıf yapılmasına, link verilmesine izin verilmektedir. Kaynak (canlı link) gösterilmeden yapılan alıntılara ise izin verilmemektedir. Sitemiz, hukuka, yasalara, telif haklarına ve kişilik haklarına saygılı olmayı amaç edinmiştir.
×

Önemli Bilgi

Bu siteyi kullanarak, forum Kurallarını kabul etmiş olursunuz.