Jump to content

Günlükler

Bloglarımız

  1. ... uzun bir aradan sonra "tüKKan'a" geri döndüm, bir-iki gün daha fuar'a gidip geleceğim ama çoğu bitti, azı kaldı (şükür)

     

    Bilen bilir Fuar'da Ford'un performans! araçlarının (bkn.kuZu) başında dikiliyorum ... amaç olası cins! ve detaylı soruların ilk anda cevaplanması, bunun ötesinde potansiyel müşteriler ile temasın mümkün olduğunca erken kurulması.

    ... doğal olarak pek çok soru ve yorum ile karşılaşıyor insan.

     

    Eleman - Mustang'ın bagajı küçükmüş, kaç litre bu?

    Ben - Dikey koyarsanız üç, yatay yüklerseniz iki ceset! alıyor.

     

    veya

     

    Eleman - Bunun (Mustang 2,3EB) Dizel'i var mı?

    Ben - Yok ama isterseniz LPG taktırırsınız ...

     

    yada

     

    Eleman - Bu kaynaklar (bagaj kapağının altındaki şase kaynaklarını göstererek) neden eğri-büğrü?

    Ben - O kaynaklar Simetri hastalarını krize sokmak için bilerek tasarlandı efendim ...

    Eleman - Neden?

    Ben - Kötülük şirket DNA'mızda var, ayrıca bize çok yakışıyor.

     

    ...gibi,gibi. (siz anladınız)

     

    Sonra "zirve"  noktasına ulaştık.

     

    Öncelikle konu "bu"

     

    Adsz_16.jpg

     

    Malum ABD'de radyo yayınları dijital hale geldi, bu nedenle Stang'ların bagaj (convertible) kapakları üzerinde veya tavanlarının arka kısmında (fastback) minik "yumru"lar var. GPRS ve dijital radyo anteni olan bu yumrular hala "analog" yayın yapılan (Avrupa'nın çoğu ve Türkiye) ülkelerde pek bir işe yaramadığından Avrupa versiyon kuZularda ayrıca bir anten (Convertible) var.

     

    Eleman bagaj kapağının üzerindeki "yumruyu" merak etmiş ... sormuş,  soruşturmuş ... biri ona demiş ki ... "şu kel,sakallı adam var ya ... git ona sor!" Ben bir müşteri ile RS'in kaputunu açmışım, twinturbo ve açık hava filtresi muhabbeti yapıyorum.

     

    - Tık,tık ... aaa? Eleman sokak kapısı çalar gibi işaret parmağının eklemi ile sırtıma vurmaz mı? Tamam! İri yarı bir adamım ama -çelik kapı- muamelesi görmek?!? ... RS'çi arkadaşa "bir saniye" deyip döndüm arkamı. Dana yalamış gibi yatırılmış saçlar, kahverengi yünlü takım elbise, Ayhan Işık'ı ağlatacak kadar ince ve dikkatle düzeltilmiş "mübarek" bıyık ... hııı! dedim kendi kendime, buyurun buradan yakın.

     

    Ben - Efendim?

    Eleman - Bir şey soracaktım...

    Ben - Beyefendi ile konuşuyoruz (başımla RS'çiyi işaret ederek) biraz beklemeniz mümkün mü?

    Eleman - Bu acil ama ...

    Ben - Acil? Hayırdır? Kanamanız mı var?

    Eleman - Anlamadım..

    Ben - Belli! ... buyurun, yardımcı olayım.

    Eleman - Bu ne? (GPRS antenini göstererek) çok merak ettim de...

    Ben - içimden "ey göklerdeki babamız ... bana sonsuz sabır ihsan eyle!" dışımdan = TUTAMAK efendim?

    Eleman - Tutamak mı?

    Ben - Evet ...

    Eleman - ...... "mavi ekran"  (bkn. 404 error)

    Ben - Hiç Amerikan filmi izlemediniz mi? Hani giden arabanın üzerine atlarlar, tavana falan tutunurlar ... kavga sahnesi falan olur ya.

    Eleman - (biraz tereddüt ile...) e...evet?

    Ben - (elimle GPRS antenini işaret ederek) İşte tutamak bunun için konuyor. Biri arabanızın üzerine atlarsa tutunacak yer bulsun,  tutunamaz yere düşer ve ölürse .... Mazallah yani! Başınıza dert alırsınız.

    Eleman - Haaaaaaaaaaa!

    Ben - Yaaaaa!

    Eleman - Teşekkür ederim.

    Ben - Bişi diil ...

     

    Adsz_19.jpg

     

    bkn. aklınızda bulunsun.

     

    The End  ... dağılın, tükkanın önünde kalabalık yapmayın.  

  2. Çoğu yerde haberler yapılsa ve tarihçesi ile ilgili bazı bilgiler verilse bile 14 Mart Tıp Bayramının anlam ve öneminin kavrandığından pek emin değilim.

    Fedakar doktorlar çok yoruldular, bir günü onlara ayıralım, şımartalım, yesinler, içsinler, eğlensinler yaklaşımı çok yüzeysel olur. 

    Günün anlamını kavramak için biraz tarihin tozlu sayfalarına dalmak lazım.

    Yıl 1827...

    II. Mahmut dönemi.

    Yeniçeri ayaklanmalarından bıkan saray Yeniçeri ocağını kaldırıp yerine yeni bir ordu kurar: Asakir-i Mansure-i Muhammediye.

    Hekimbaşı Mustafa Behçet hekim eğitiminin aksaklıklarını yıllardır bilmekte ve yapılandırılmış, çağdaş bir eğitim sistemi kurulması için çabalamaktadır. Yeni ordu yapılanmasını fırsat bilip, orduya hekim yetiştirilmesi için gerekli olduğuna inandırarak padişahın tıp okulu kurmasına önayak olur ve böylece 14 Mart 1827'de Şehzadebaşı'ndaki Tulumbacıbaşı Konağı'nda Tıphane-i Amire ve Cerrahhane-i Amire’nin kurulur. Bu gün tarihe Türkiye'de modern tıp eğitiminin başladığı gün olarak not düşülecektir. 

    Artan öğrenci sayısı ve gelişen yapısı ile okul önce 1836'da Sarayburnu Otlukçu Kışlasına, sonra 1839'da Galatasaray'a taşınır ve Mekteb-i Tıbbiye-i Adliye-i Şahane adını alır. Eğitim dili Fransızca yapılır. Bu durum öğrenci sayısında ciddi azalmaya neden olunca 1867'de alternatif okul Mekteb-i Tıbbiye-i Mülkiye (Sivil Tıp Mektebi) kurulur ve Türkçe eğitim verir. 1870'de Askeri Tıp Okulunda da dersler nihayet Türkçeleşir.

    Taşınmalar devam eder, 1878'de Sirkeci Demirkapı Askeri Kışlasına geçilir ve sonunda II.Abdülhamidin emri ile Haydarpaşa'da Tıbbiye Binası inşaatına 1903'te başlanır. 

    Her iki okul burada birleştirilir ve 1909 yılında Darülfünun Tıp Fakültesi olarak hizmet vermeye başlar. 

    Resim2.jpg

    Resim1.jpg

    Yıl 1919, aylardan Şubat...

    I. Dünya Savaşını kaybeden ülke olarak Osmanlı işgal edilmektedir ve Istanbul İngilizlerin payına düşmüştür.

    10 yıldır eğitim vermekte olan Darülfünun konumu ve yapısı ile uygun bulunarak İngiliz Orduları tarafından karargah yapılmak üzere işgal edilir. 

    Eğitim süreci bozulmuş, gruplaşmalar yasaklanmış, okulda "asi" avı başlamıştır. 

    Genç tıbbiyeliler duruma isyan etmekte, direniş yolları aramaktadırlar. 

    14 Mart 1919 gününü başlarını Hikmet Boran'ın çektiği üçüncü sınıf öğrencileri çağdaş tıp eğitimine adım atışın 92. yılı kutlaması/bayramı olarak bahane ederle, kutlamalar için izin alırlar, hoca ve öğrencilerle büyük toplantı salonunda biraraya gelirler. Okulun iki kulesi arasına Türk Bayrağı asılmış ve coşkulu toplantıda direniş planlarının ilk adımları atılmıştır. Kaynakçaya göre her ne kadar İngiliz askerleri toplantıyı dağıtmışlarsa da bunan sonraki örgütlenmenin ilk taşı konulmuştur. 

    Resim3.png

    Sonrasında Kurtuluş ordusuna gizli silah sevkiyatından bilfiil cephede orduya katılmaya kadar vatan kurtarma adına pek çok eylem yapılmıştır. 

    Hikmet Boran Sivas Kongresine davet edilmiş ve yurdun dört bir tarafından gelen 38 delegeden biri olmuştur. Aslında, Kongreye katılmak üzere, Tıbbiye’den iki delege seçilmiştir. Ancak öğrenciler, Sivas’a gidiş-dönüş için sadece bir kişiye yetecek para toplayabildiğinden, Hikmet Beyin arkadaşı Yusuf Bey gidemeyip, İstanbul’da kalmıştır. 4 Eylül 1919’da toplanan Sivas Kongresinde olanları Ulus gazetesinin eski sayısından okuyalım:

    "Hikmet Boran Milli Mücadele için oluşturulan bütün derneklerin “Rumeli ve Anadolu Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti” adıyla, bir çatı altında toplanmasını öneren kişidir. O kadarla da kalmamış; ABD veya İngiltere’nin güdümüne girmeyi savunan “mandacıların” cesaretle karşısına dikilmiştir. Bu bağlamda, Mustafa Kemal Paşa’ya şunları söylemiştir:
    ”Paşam, temsilcisi olduğum Tıbbiyeliler beni buraya İstiklal davamızı başarmak için gönderdiler. “Mandayı” kabul edemem… Bunu kabul edecek
    olanları şiddetle reddederiz. Örneğin “manda” düşüncesini siz bile kabul etseniz, sizi de reddederiz. Mustafa Kemal’i vatan kurtarıcısı değil, vatan
    batırıcısı olarak ilan eder; şiddetle karşı koyarız!”

    Bu sözlere Atatürk: “Azınlıkta kalsak bile, mandayı kabul etmeyeceğiz” “PAROLAMIZ TEKTİR: YA İSTİKLAL YA ÖLÜM !” diye yanıtladı."

    Sonrasını hepimiz biliyoruz...

    1919 yılındaki bahane olarak kullanılan ilk kutlamadan sonra Tıp bayramı resmi olarak 1929 yılında kutlanmaya başlandı, ama nedense gerekçe olarak Bursa Yıldırım Darüşşifası’nda ilk Türkçe tıp derslerinin başladığı gün olan 12 Mayıs tarihi kabul edildi. 

    1938’den bugüne ise 14 Mart tarihine dönüldü.

     

    Sonuçta 14 Mart Tıp Bayramı bir "ruhu" simgeler, vatanseverlik, özgürlük ve insanca yaşam için direniş ve mücadele, insan için insanca çabalamak.

    Ve hekimler aldıkları pozitif bilime dayalı eğitimleri, ettikleri Hipokrat yemini ve insan yaşamını koruma sorumluluğu ile bu ruhun öncüleri olmuşlar ve olacaklardır.   

    Bu her zaman kolay fark edilemese de!

  3. Maalesef Almanca ama YT üzerinden derme çatma çeviri ile İngilizce olarak okunabilir. 2. video ile birlikte üretime başlıyorlar. 

     

    Focus RS içerir. Üretim bölümlerini gösteriyorlar. Meraklısına güzel içerikler.

     

    1. Video

     

     

    2. Video

     

     

    3. Video

     

     

     

    4. Video

     

    5. Video

     

     

     

    6. Video

     

     

    Son 

     

     

  4. Günümüz erkeğinin olmazsa olmazlarından olan saatler,hernekadar teknolojik evrime yenik düşmüş gibi gözüksede (cep telefonundan yararlanma gibi) yinede bir erkeğin ogünkü giyimine göre şık,spor,casual yada uğraştığı spor alanlarına göre vazgeçilmez aksesuarlarından birini oluşturmaya devam etmektedir...

    Elbette yaşamımızın içinde yeralan maddi olanaklarımızla bu sınırsız dünyada her istediğimizi elde etmemiz mümkün gözükmesede,yinede görsel tatmini sağlamak ve en azından benzer ürünler kullanarak kendimizi yinelenmekten ve sıradan hissetmekten bir nebze uzaklaşmak iyi gelebilir...

    Çünkü hala bir kadının bir erkekteki ilk bakışta süzgeçten geçirdiği ilk üç aksesuarın ayakkabı,saat ve gözlük olduğunu düşünüyorum...Neyse günlük yaşamın vazgeçilmezlerinde biri saat...onlar babalarımızın kollarından bize yadigar kaldılar kimi zaman,kimiz zaman köstekli ceplerinde taşıdılar,sünnetlerimizde erkek olmanın temsiliydi erkek çocuğuna alınan bir saat,yada sevgilinin hediye ettiği,onu hatırlatan tiktaklar...zamanın efendileri onlar...

    5bqvg.jpg

    Konuya ulaşmak için

×

Önemli Bilgi

Bu siteyi kullanarak, forum Kurallarını kabul etmiş olursunuz.