Welcome to Focus Club Tr | Otomobil Severlerin Adresi

Tüm özelliklerine erişmek için şimdi kaydolun. Kayıt yaptırdıktan sonra, konu açabilir, konuları yanıtlayabilir, kullanıcıların mesajlarını beğenebilir, özel mesaj yollayabilirsiniz.

Kayıt olduktan sonra bu mesaj silinecektir.

Günlükler

Bloglarımız

  1. Çoğu yerde haberler yapılsa ve tarihçesi ile ilgili bazı bilgiler verilse bile 14 Mart Tıp Bayramının anlam ve öneminin kavrandığından pek emin değilim.

    Fedakar doktorlar çok yoruldular, bir günü onlara ayıralım, şımartalım, yesinler, içsinler, eğlensinler yaklaşımı çok yüzeysel olur. 

    Günün anlamını kavramak için biraz tarihin tozlu sayfalarına dalmak lazım.

    Yıl 1827...

    II. Mahmut dönemi.

    Yeniçeri ayaklanmalarından bıkan saray Yeniçeri ocağını kaldırıp yerine yeni bir ordu kurar: Asakir-i Mansure-i Muhammediye.

    Hekimbaşı Mustafa Behçet hekim eğitiminin aksaklıklarını yıllardır bilmekte ve yapılandırılmış, çağdaş bir eğitim sistemi kurulması için çabalamaktadır. Yeni ordu yapılanmasını fırsat bilip, orduya hekim yetiştirilmesi için gerekli olduğuna inandırarak padişahın tıp okulu kurmasına önayak olur ve böylece 14 Mart 1827'de Şehzadebaşı'ndaki Tulumbacıbaşı Konağı'nda Tıphane-i Amire ve Cerrahhane-i Amire’nin kurulur. Bu gün tarihe Türkiye'de modern tıp eğitiminin başladığı gün olarak not düşülecektir. 

    Artan öğrenci sayısı ve gelişen yapısı ile okul önce 1836'da Sarayburnu Otlukçu Kışlasına, sonra 1839'da Galatasaray'a taşınır ve Mekteb-i Tıbbiye-i Adliye-i Şahane adını alır. Eğitim dili Fransızca yapılır. Bu durum öğrenci sayısında ciddi azalmaya neden olunca 1867'de alternatif okul Mekteb-i Tıbbiye-i Mülkiye (Sivil Tıp Mektebi) kurulur ve Türkçe eğitim verir. 1870'de Askeri Tıp Okulunda da dersler nihayet Türkçeleşir.

    Taşınmalar devam eder, 1878'de Sirkeci Demirkapı Askeri Kışlasına geçilir ve sonunda II.Abdülhamidin emri ile Haydarpaşa'da Tıbbiye Binası inşaatına 1903'te başlanır. 

    Her iki okul burada birleştirilir ve 1909 yılında Darülfünun Tıp Fakültesi olarak hizmet vermeye başlar. 

    Resim2.jpg

    Resim1.jpg

    Yıl 1919, aylardan Şubat...

    I. Dünya Savaşını kaybeden ülke olarak Osmanlı işgal edilmektedir ve Istanbul İngilizlerin payına düşmüştür.

    10 yıldır eğitim vermekte olan Darülfünun konumu ve yapısı ile uygun bulunarak İngiliz Orduları tarafından karargah yapılmak üzere işgal edilir. 

    Eğitim süreci bozulmuş, gruplaşmalar yasaklanmış, okulda "asi" avı başlamıştır. 

    Genç tıbbiyeliler duruma isyan etmekte, direniş yolları aramaktadırlar. 

    14 Mart 1919 gününü başlarını Hikmet Boran'ın çektiği üçüncü sınıf öğrencileri çağdaş tıp eğitimine adım atışın 92. yılı kutlaması/bayramı olarak bahane ederle, kutlamalar için izin alırlar, hoca ve öğrencilerle büyük toplantı salonunda biraraya gelirler. Okulun iki kulesi arasına Türk Bayrağı asılmış ve coşkulu toplantıda direniş planlarının ilk adımları atılmıştır. Kaynakçaya göre her ne kadar İngiliz askerleri toplantıyı dağıtmışlarsa da bunan sonraki örgütlenmenin ilk taşı konulmuştur. 

    Resim3.png

    Sonrasında Kurtuluş ordusuna gizli silah sevkiyatından bilfiil cephede orduya katılmaya kadar vatan kurtarma adına pek çok eylem yapılmıştır. 

    Hikmet Boran Sivas Kongresine davet edilmiş ve yurdun dört bir tarafından gelen 38 delegeden biri olmuştur. Aslında, Kongreye katılmak üzere, Tıbbiye’den iki delege seçilmiştir. Ancak öğrenciler, Sivas’a gidiş-dönüş için sadece bir kişiye yetecek para toplayabildiğinden, Hikmet Beyin arkadaşı Yusuf Bey gidemeyip, İstanbul’da kalmıştır. 4 Eylül 1919’da toplanan Sivas Kongresinde olanları Ulus gazetesinin eski sayısından okuyalım:

    "Hikmet Boran Milli Mücadele için oluşturulan bütün derneklerin “Rumeli ve Anadolu Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti” adıyla, bir çatı altında toplanmasını öneren kişidir. O kadarla da kalmamış; ABD veya İngiltere’nin güdümüne girmeyi savunan “mandacıların” cesaretle karşısına dikilmiştir. Bu bağlamda, Mustafa Kemal Paşa’ya şunları söylemiştir:
    ”Paşam, temsilcisi olduğum Tıbbiyeliler beni buraya İstiklal davamızı başarmak için gönderdiler. “Mandayı” kabul edemem… Bunu kabul edecek
    olanları şiddetle reddederiz. Örneğin “manda” düşüncesini siz bile kabul etseniz, sizi de reddederiz. Mustafa Kemal’i vatan kurtarıcısı değil, vatan
    batırıcısı olarak ilan eder; şiddetle karşı koyarız!”

    Bu sözlere Atatürk: “Azınlıkta kalsak bile, mandayı kabul etmeyeceğiz” “PAROLAMIZ TEKTİR: YA İSTİKLAL YA ÖLÜM !” diye yanıtladı."

    Sonrasını hepimiz biliyoruz...

    1919 yılındaki bahane olarak kullanılan ilk kutlamadan sonra Tıp bayramı resmi olarak 1929 yılında kutlanmaya başlandı, ama nedense gerekçe olarak Bursa Yıldırım Darüşşifası’nda ilk Türkçe tıp derslerinin başladığı gün olan 12 Mayıs tarihi kabul edildi. 

    1938’den bugüne ise 14 Mart tarihine dönüldü.

     

    Sonuçta 14 Mart Tıp Bayramı bir "ruhu" simgeler, vatanseverlik, özgürlük ve insanca yaşam için direniş ve mücadele, insan için insanca çabalamak.

    Ve hekimler aldıkları pozitif bilime dayalı eğitimleri, ettikleri Hipokrat yemini ve insan yaşamını koruma sorumluluğu ile bu ruhun öncüleri olmuşlar ve olacaklardır.   

    Bu her zaman kolay fark edilemese de!

  2. Kaan Yagizer
    Son Makale

    ...pek severim Kahire'yi. Özellikle Serbest/Freelance çalıştığım sıralarda Kahire benim için bir sıçrama noktası / üst'tü. Afrika'da bir yerlere mi gideceğim? Ya da işim bitmiş,  eve geri mi dönüyorum? Önce Kahire'ye uğrar,  tozumu ... toprağımı orada bir dökerdim. (G.Asya'da ki sıçrama noktam da Bangkok'tu ... onu ayrıca yazarım)

    Özellikle uzun süre uçtuğunuz zaman uçak kabini içindeki filtre edilmiş hava + saatler boyu sigara içememenin etkisi ile kapılar açılıp yerel atmosferi kokladığınız zaman ülkeler/şehirler size "değişik" kokar.  Afrika'nın geneli nemli/killi toprak ya da rusya paslı demir tadında olsa da Kahire bildiğiniz baharat kıvamındadır.

    ...İstanbul'da ki tarihi mısır çarşısına ilk kez girdiğinizde burnunuza yüzlerce çeşit baharatın kokusu aynı anda toslar ya ... işte uçak kapısı açıldığında Kahire aynen öyle kokar.  Tabi ilk anda, dakikalar içinde o koku hissi azalır ... bir anlamda beyniniz ve koku reseptörleri yeni duruma uyum sağlarlar. Ama yalan yok, o ilk anın hissini pek severim.

     

    cairo.jpg

     

    Kahire değişik bir yerdir, ne aradığınızı ... nerede arayacağınızı biliyorsanız size garanti ediyorum bulursunuz. Benim aradığım/beklentim (Kahire için) genelde kafayı temizleme, sıfırlama olduğu için hep aynı rutini tekrarlardım. 

     

    Öncelikle otel ... pek çok "güzel" otel olmasına rağmen ben her zaman Hilton Nil'de ... yani Nil ırmağının kıyısındaki eski (...ve biraz da dökük) Hilton'da kalırdım. Aynı paraya kent merkezindeki -yeni- Hilton'da ya da Marriot kulesinde oda tutabileceğimi bilmeme rağmen nehir kıyısında konaklamamın tabi ki nedeni vardı.

     

    İlk neden El Khalil'di ( Halil ) Khan el-Khalili veya türkçesi ile El Halil Hanı aynı ismi taşıyan caminin arkasındaki orta boy bir meydana ve meydana bağlı çarşı demektir.  https://en.wikipedia.org/wiki/Khan_el-Khalili

     

    Türk çarşısı'da (bizim kapalıçarşıya cidden benzer) denen Halil epey eğlencelidir. Hilton Nil'den çıkıp eski Kahire müzesine doğru nil kıyısında eller cepte yürürseniz bolca seyyar satıcı'yı mafi! yallah! diyerek geçmek zorunda kalırsınız. Ama az sabrederseniz Halil camisinin yanından dolanıp Halil meydanına çıkarsınız ki sizi burada küçük hasır tabureleri ve alçak masaları ile kave'ler beklemektedir.

     

    Arka taraflarda (ön tarafta yani meydana yakın oturmak aynı zamanda seyyar! saldırısına açık olmak anlamına gelir) bir yere çöker ve seslenirsiniz ... Sevvi Şay! Şişha! ... yani çay ve nargile. Bizim nargile'den narin ve küçük olsa da arapların şişha dediği şey temelde aynıdır. Nane aromalı çayınız ve şişha'nız gelir ... artık keyfinize bakıp etrafı seyretme zamanıdır.

     

    Halil'in ön tarafına turist otobüsleri gelir ... inen yolcular bilinç altı dürtü ile istavrit sürüsü gibi safları sıkıştırıp onları "güden" rehberin komutları ile üzerlerine saldıran seyyarları yararak El-Halil çarşısına yönelir. Seyyar'lar balık sürüsüne saldıran torikler gibi vur-kaç yapıp sürüden av kapma derdindedir. Bir turist boş bulunup yürümeyi keser ve ona teklif edilen dandik şeye ilgi gösterirse aynı anda on seyyar ona dalar ve "avı" resmen aptal eder. Rehber ve sürü tuzağa düşürülen turist'i kurtarabilirse ne ala ... kurtaramazlarsa eleman epey hafiflemiş, kadınsa hafiften taciz edilmiş ve elinde çarşıdan yarı fiyatına alacağı bir şeyler ile bulur kendisini.

     

    Turist grubu halil'in girişini geçtiği an avcı/seyyar sürüsü dağılır, çarşı esnafı onları kovaladığı için meydandaki seyyarlar sokaklara girmez, çarşı içinde mal satan veya cazgırlık / hanutçuluk yapıp müşterileri dükkanlara sokan tayfa ayrıdır ... yani çarşı kapısındaki avcılar ile çarşı içindekiler birbirlerinin sınırlarına saygı gösterir.

     

    El Halil'de belki de binlerce dükkan vardır. Ud telinden cibinliğe, kum taşı kolyeden yarı değerli mücevherlere, kaliteli baharattan mısır ketenine kadar neredeyse her şeyi satan bu mağazalara sadece bakmak bile insanı yorar. Paralel sokaklar çarşı içinin insan yoğunluğunu ve mısır'lı esnafın gürültünün hayırlı bir şey olduğu düşüncesini de hesaba katınca aklınızı bulandırır, insanı hiç bir şey yapmasa dahi yorar. Peki zevkli midir bu gezinti? Bence evet ... kahire'ye yolunuz düşerse Halil'i en az bir kere ziyaret edin, bolca pazarlık yapın ve paranızı sağlam yere koyun derim.

     

    Genelde şişha'mı bitirip kalkar ve meydanın ucundaki eczaneye uğrarım ... küçük ama kapsamlı bir eczanedir burası. Humma, sıtma ve dizanteri ilaçları,deri  kremleri, sinek kovucular, zehir serumları (yılan,çıyan,akrep vs.) ateş düşürücüler, tuz hapları ... kısaca Afrika'da ihtiyaç duyacağım tıbbi malzemeyi oradan alır ve bu defa nil'e sırtımı dönüp yaşayanlar şehrinin eğri,büğrü sokaklarına dalardım.

     

    Turistler genelde Riché'ye falan gitse de https://en.wikipedia.org/wiki/Café_Riche ben daha geleneksel davranıp "esnaf" lokantalarında falafel ve fatta yemeği tercih ederim. bkn.zevk meselesi.

     

    Kakuleli kahve, bir-iki cigara ve biraz daha kafa dinlemek için nehir kıyısındaki kafe'ler idealdir. Boğucu sıcaktan etkilenmemeniz için tavana monte edilmiş kocaman vantilatörlerin altında keyif çatarken güneş düşmeye başlar. Artık otele dönüp biraz uyuklama,  duş alma, üstünü değiştirme ve gece hayatına akma zamanıdır.

     

    Mısır'da eğlence mekanları hızla açılıp-kapandığı için "Nereye akayım?" sorusunun güncel cevabını concierge'den almakta yarar vardır ... onlara beklentilerinizi (örnek : çok parçalanmak istemiyorum, tekno müzikten ve lübnanlı @[email protected] hazzetmiyorum) derseniz size mekan tavsiye ederler.  Şimdi gelelim ulaşım işine ... ulaşım deyip geçmeyin, Kahire'de zor iştir.

     

    Otelden veya civarından taksi'ye binecekseniz önce gideceğiniz yerin ismini/adresini (talep ederseniz ön bürodakiler bu bilgiyi bir kağıda sizin için yazarlar.) şoföre göstermeniz ve gidiş - dönüş için sıkı pazarlık yapmanız gerekir. Mısır'lı taksi şoförleri yarı yolda pazarlık bozmaları veya sizi istediğiniz yere değil, komisyon alacakları bambaşka bir noktaya götürmeleri ile meşhurdur. 

     

    İşin en kolay çözümü şudur ... arabanın ve plakanın resmini çekip (resim çektiğinizi şoföre göstererek) otel ön bürosu ile paylaşın ... pazarlığı sağlam yapıp elemanı gidiş-dönüş için tutun ama ona anlaşılan bedelin sadece üçte birini ödeyin ... geri kalan parayı beni istediğim saatte alıp otele geri getirdiğinde alacaksın diyin. 

     

    Bunu yaparsanız kelek yemezsiniz,  aksi durumda maceraya yelken açarsınız :)

     

    Sonuç : Eski Mısır'dan kalan anıtları gezmeseniz dahi Kahire eğlencelidir... severim, tavsiye ederim. 

  3. Maalesef Almanca ama YT üzerinden derme çatma çeviri ile İngilizce olarak okunabilir. 2. video ile birlikte üretime başlıyorlar. 

     

    Focus RS içerir. Üretim bölümlerini gösteriyorlar. Meraklısına güzel içerikler.

     

    1. Video

     

     

    2. Video

     

     

    3. Video

     

     

     

    4. Video

     

    5. Video

     

     

     

    6. Video

     

     

    Son 

     

     

  4. Günümüz erkeğinin olmazsa olmazlarından olan saatler,hernekadar teknolojik evrime yenik düşmüş gibi gözüksede (cep telefonundan yararlanma gibi) yinede bir erkeğin ogünkü giyimine göre şık,spor,casual yada uğraştığı spor alanlarına göre vazgeçilmez aksesuarlarından birini oluşturmaya devam etmektedir...

    Elbette yaşamımızın içinde yeralan maddi olanaklarımızla bu sınırsız dünyada her istediğimizi elde etmemiz mümkün gözükmesede,yinede görsel tatmini sağlamak ve en azından benzer ürünler kullanarak kendimizi yinelenmekten ve sıradan hissetmekten bir nebze uzaklaşmak iyi gelebilir...

    Çünkü hala bir kadının bir erkekteki ilk bakışta süzgeçten geçirdiği ilk üç aksesuarın ayakkabı,saat ve gözlük olduğunu düşünüyorum...Neyse günlük yaşamın vazgeçilmezlerinde biri saat...onlar babalarımızın kollarından bize yadigar kaldılar kimi zaman,kimiz zaman köstekli ceplerinde taşıdılar,sünnetlerimizde erkek olmanın temsiliydi erkek çocuğuna alınan bir saat,yada sevgilinin hediye ettiği,onu hatırlatan tiktaklar...zamanın efendileri onlar...

    5bqvg.jpg

    Konuya ulaşmak için

Focus Club Türkiye

Bu sitenin işleticisi, bu sitede yer alan bilgi, yazı ve makalelerin doğrudan veya dolaylı olarak kullanılmasından dolayı oluşacak zararlardan sorumlu tutulamaz. Kaynak gösterme kuralına uymak şartıyla, bu sitede yer alan yazı ve makalelerin belirli bir kısmına atıf yapılmasına, link verilmesine izin verilmektedir. Kaynak (canlı link) gösterilmeden yapılan alıntılara ise izin verilmemektedir. Sitemiz, hukuka, yasalara, telif haklarına ve kişilik haklarına saygılı olmayı amaç edinmiştir.