Jump to content

'Yola Focusla'tıkla yazmaya başla

Fotoğraf yarışması için tıklayınız

Günlükler

Bloglarımız

  1. 25-28 Ocak 2018 tarihleri arasında Fransa'nın Le Mans kentine kısa bir ziyaret yaptım.

    Ziyaretin öngörülen nedeni FIA nezdinde "Chief Medical Officer" (yarışlarda medikal direktörlük) eğitimi için taslak bir program üzerinde çalışmaktı, ki sonunda bu programın sorumluluğu üzerime yıkıldı. İkinci bir görev de o hafta sonu Fransa Otomobil Sporları Federasyonu FFSA ile ortak düzenlenen "Ektrikasyon Semineri"nde eğiticilik idi. İş kısmı, hem tarihi bir kasaba, hem de motor sporlarının önemli merkezlerinden biri olan Le Mans'ın gezilmesi ile turistik bir özellik de kazanırken, piste bir Porsche 911 GT3 ile sürücü olarak çıkabilmek gibi bir sürprizi de barındırıyordu.

    Ama sırayla gidelim.

    Önce yolculuk.

    Avrupa içinde gezmiş olanlar bilir, çok güçlü ve hızlı bir demiryolu ağı var. Fransa da bunun iyi örneklerinden; bizim TCDD'nin karşılığı olan SNCF demir yolu hız rekorunu (524 km/h idi yanlış hatırlamıyorsam) elinde tutan, hızlı ve konforlu ulaşım imkanı sağlayan bir kuruluş. 20 vagona kadar dört lokomotifli tek ünite, arada ikiye bölünerek farklı güzergahlara yönelerek çok verimli bir ulaşım imkanı sağlıyor. Vagonlarda dev yatar koltuklar, 220V elektrik, ücretsiz kablosuz internet bağlantısı, restoran vb. her türlü hizmet var. Sessiz, konforlu ve hızlı. 250 km yolu 1h38'de aldık, bu da 150 km/h ort.hız demek. Üç kere durduğunu da düşünürsek iyi bir değer ve zaman zaman 300 km/h hızlara çıktık. Fiyatlar da makul, 1.sınıf gidiş-dönüş 84 Avro idi. 

    Böyle bir canavar:

    20180128_091929_HDR.jpg

    20180128_091906.jpg

     

    Le Mans'ta karşılandık ve getir götür işleri için sağolsunlar bir de araba tahsis ettiler.

    Sizce hangisi?

    20180127_170407.jpg

     

    Doğur bildiniz, 1,5 EB 182 PS otomatik, SW pek işlevsel bence ve araç hem sessiz, hem de ciddi atak. Tabii pek yol yapmadığımızdan ve vakit de olmadığından çok ayrıntılı inceleme şansım olmadı.

     

    İlk günkü toplantıların ardından Le Mans kasabasını akşam vakti kısa süreli de olsa gezme şansımız oldu.

    Sarthe bölgesine bağlı ve Sarthe nehrinin kıyısına konuşlanmış 150.000 nüfuslu bu sempatik yerleşke öncelikle 24 saatlik araba yarışına ev sahipliği ile tanınıyor. Ona da sıra gelecek, az sonra...

    Cité Plantagenêt adı ile anılan bir eski kent merkezi ve St.Julien katedrali (6-14.YY) görmeye değer yerlerdi.

     

    Cumhuriyet Meydanı

    20180125_182718_HDR.jpg

     

    Sarthe kıyısı

    20180125_184021.jpg

     

    Özellikle restore edilerek halen kullanılan ve turistik işletmelere dönüştürülmüş adeta masal kitabından fırlamış gibi duran evler çok hoşuma gitti.  

    20180125_183251_HDR.jpg

     

    20180125_183338.jpg

    20180125_183414_HDR.jpg

    20180125_183537.jpg

    20180125_201553.jpg

    20180125_184721_HDR.jpg

    20180125_183805_HDR.jpg

    20180125_200949.jpg

    20180125_202016.jpg

     

    Kasabanın yaya yolundaki en işlek meydanına da bir pist heykeli dikilmiş ve etrafına yere farklı yıllarda yarışı kazananların el izlerini barındıran taşlar yerleştirilmiş.

    20180125_195653.jpg 

    20180125_195845.jpg

     

    İkinci gün piste daha yakındık. Eski, ama son derece işlevsel ve donanımlı bir pist. 

    Ekstrikasyon çalışmalarımızı da pit garajlarında yaptık.

    Bir kaç kelime 24H Le Mans hakkında yazalım: Türkiye Cumhuriyeti kadar eski bir yarış, ilk koşulduğu tarih 1923.

    Dünyanın en fazla ilgi gören, en bilinen ve en prestijli dayanıklılık yarışı. Tam 24 saat sürüyor adından da anlaşılacağı gibi. FIA World Endurance Championship (WEC) serisinin önemli bir ayağı. Pist toplam uzunluğu 13.5 km, ancak yarış zamanları aktif hale geliyor, çünkü belli bölümleri trafiğe açık yollardan oluşuyor. Ayrıca içinde daha küçük ve sadece yarışa ayrılmış Bugatti adıyla anılan 4,2 km'lik pist var (alttaki planda kesik çizgili kısım). 

     

    image.png

     

    Bu pist için özel geliştirilmiş arabalar var, LMP serisi, yani Le Mans Prototype, WEC klasmanında yerleri ayrı. Kabin konulmuş F1 gibi düşünmekte yarar var, görkemli, hızlı araçlar.

    2017 yarışı startı öncesi şu manzara zaten yeterince etkileyici:

    20180126_130240.jpg

     

    Bizim bulunduğumuz süreçte ise boştu maalesef...

    20180126_124605_HDR.jpg

     

    Padok alanın her köşesinde 24 saatlik yarışın izlerini görmek mümkün.

    Neyse dönelim asli işimize, yani ekstrikasyon çalışmasına.

    Yarış arabaları özel koltuklar, özel emniyet kemerleri, koruycu kafes  vb. pek çok emniyet unsuru ile donatılmış durumdalar. Bunlar kaza esnasında pilotu korurken, tüm tedbirlere rağmen yaralanan pilota ulaşmayı da zorlaştırıyor. Bu amaçla pilotu hızla ve güvenli bir şekilde araçtan çıkarma teknikleri geliştirilmiş. Bu sürece ekstrikasyon diyoruz ve önemli pistlerin bir veya fazla, yöneticisi doktor olan, 6'şar kişilik ekstrikasyon ekipleri var.  

    Bu seminerde de amaç Avrupa pistlerinin ekstrikasyon ekiplerine teknik geliştirme, pratik yapma ve değerlendirme imkanı sağlanması idi. Rally, Touring, LMP, Formula E vb. 15 değişik çalışma şasisi sağlanmıştı.

    Monza, Silverstone, Barselona, Nürburgring, Hockenheim, Paul Ricard, Magny-Cours, Spa de Francochamps ve Le Mans gibi pek çok ünlü pistin ekipleri toplanmıştı.

    Bana Monza ekibi düştü, sıcakkanlı Akdeniz kaynaşması mükemmel idi ve çok verimli bir gün geçirdik birlikte. 

    Birkaç görselle süsleyelim:

    20180127_082747.jpg

     

    20180127_100028.jpg

     

    20180127_110914.jpg

     

    20180127_141408.jpg

     

    20180127_144115.jpg

     

    20180127_152206.jpg

     

    20180127_152239.jpg

     

    20180127_152254.jpg

     

    20180127_152320.jpg

     

    20180127_161426.jpg

     

    20180127_161026.jpg

     

    20180127_122007_HDR.jpg

     

    20180127_122309_HDR.jpg

     

    Ekstrikasyonun çok detaya girmiyorum, ama merak eden varsa kitabını yazabilirim. 

     

    Amma, seyahatin en unutulmaz kısmı ise bir Porsche 911 GT3 ile piste çıkabilmemdi.

    Porsche'nin önemli pistlerde deneyim merkezleri var, bizde Istanbulpark'ta var örneğin, Le Mans'ta da var haliyle. Yöneticisi de FIA'da bir meslektaşımın iyi arkadaşı olunca ben her türlü yüzsüzlüğümle deneme sürüşü ricasında bulundum ve kırmadılar, bir 911 GT3 ile turladık.

    image.png

     

    Karizmayı çizdirmemek için ne fotoğraf çektim ne de çektirdim.

    Ama alet aşağıdakinin aynısı idi.

    image.png

     

    Geniş kapıdan binmek bu tür bir spor otomobil için çok rahat geldi bana. Ama koltuğa oturur oturmaz kalıp gibi seni sarmasından araçla bütünleşmenin zor olmayacağını hissediyor insan. Süet direksiyonu tutunca (eldeki teri iyi emiyor bu arada) heyecan artıyor ve motoru çalıştırınca da iç mekanı titreten ses ile doruğa ulaşıyor. PDK şanzıman kulakçıklardan kontrol edilince -basit bir tabir ama gerçek bu- şimşek gibi vites değiştiriyor. İlk iki tur gaza yumuşak basma, mahcup hızlanmalar,viraj tutumunu kavramak ve aracı ısıtmak ile geçti. Sonraki turda da ufaktan virajlarda yüklenmeye başladık. Pist deneyimi olan medeni bir insan olarak benim başlarda mütevazi zorlamalarıma arabanın pek kulak astığını söyleyemem, şaşırtıcı bir kararlılıkla yolu izliyor, ne bir yatma, ne bir kayma, hiç. Bu arada vites değiştirmeyi unutsanız bile araç neredeyse rölanti devrinden itibaren "sapıkça" hızlanıyor, bilmeyen turbo beslemeli der. Ve yaklaşık 1500 kg olmasına rağmen gaz pedalı ve direksiyon komutlarına tepkisi adeta bir gokart hafifliğinde. Sürekli tekme yeniyor ama özellikle iki noktada bu abes düzeyde, önce 4000dd, sonra da 7000dd, ki ikincisi gerçek bir patlama, 7000-9000dd arası bir göz kırpma süresi...

    Isınınca eski bir yarışçı olan meslektaşımın zorlaması ile biraz daha yüklenmeye karar verdik. Biraz daha dramatik olsun diye de start çizgisinden kalkışla gidelim dedik. 

    Şimdi hatırlayın ki atmosferik motorlu, 500 PS/8250 dd güç ve 460 Nm/6000 dd torka sahip bir canavardan bahsediyoruz, üstelik arkadan itişli. 

    Ölçümlerde 0-100'ü 3,4 0-200'ü 11 80-120'si 2 (yazı ile iki) saniye. 

    "Launch control" devrede, eller sıkıca direksiyona sarılıyor, sol ayak frende, devir 7000'e fren bırakılıyor ve motorun haykırması ve ileriye atılmanın şiddeti tarifi zor hale geliyor.

    Hani ışıkta durmuşsunuz da arkadan biri 50 km hızla çarpmış gibi bir fırlama...

    Arka tekerlekler yola tutunmaya çalışırken tüm araba titriyor, sağa sola küçük salınımlarla adeta altından kaçmaya çalışırken devir saati bir anda 9000 dd kırımızı çizgisinde 2.vitese atıyor, hız 80 km/h, 6000-9000 arası en fazla iki-üç saniyede geçiyor, hız 140 km/h, üçüncü vites biterken Bugatti'nin birbirini takip eden U'larına giriliyor, sert bir fren, sanki dev bir el arabayı tutuyor gibi yavaşlama, ideal çizgiyi yakalama, gaza tekrar yüklenme, kopmaya çalışan kıçı neyse ki ESC tutuyor, daha ne olduğunu anlamadan ikinci U aynı şekilde geçiliyor, arka düzlükte 250 km/h rahatça görülüyor,derken şikanın paniği, yine sert fren, yine aynı dev tutuşu, sonra gaza tatlı tatlı yüklenerek, yavaşça tırmanan özgüvenle Ford S'leri geçiliyor, çok iyi derken start düzlüğüne sokan U'da hız fazla gelince yolun dışına çıkılıyor...! Yeterli kaçış alanı olunca yola dönmek zor olmuyor ve aynı fırtınaya baştan dalınıyor. Virajlardaki tutunma inanılmaz, gösterge panelindeki G ölçerde lateralde 1.2G gördüm, 1.4 mümkünmüş. Tek sorun viraj ortasında ağırlık değişimlerine tepkisi oldukça asabi, arkadan kopuyor ve hızlı bir kontra ile ve motora yüklenerek toparlanmayı bekliyor, yani bildik tipik 911 davranışı.

    Gaz tepkimesindeki inanılmaz hız kökleyince neredeyse rahatsız edici düzeylere kadar çıkan motor sesi ile birleşince insan sürekli tüyleri diken diken kullanıyor arabayı. Hızlı birkaç tur daha atınca yüksek adrenalinin ve ister istemez gerginliğin etkisi ile ufaktan yorgunluk başlıyor ve insan 24 saat nasıl yarışılabileceğini düşünüyor. Park yerine kurtlarımı dökmüş, ellerim terli ama keyfin doruklarında dönüyorum. 

    Sonra da kendimi teselli ediyorum, böyle bir arabaya hakim olmaya çalışmak pek yorucu, çekilmez. 

    İyi ki alamıyorum... 

    Chris Harris benden iyisini yapmış zaten, fikir verir:

     

  2. ... uzun bir aradan sonra "tüKKan'a" geri döndüm, bir-iki gün daha fuar'a gidip geleceğim ama çoğu bitti, azı kaldı (şükür)

     

    Bilen bilir Fuar'da Ford'un performans! araçlarının (bkn.kuZu) başında dikiliyorum ... amaç olası cins! ve detaylı soruların ilk anda cevaplanması, bunun ötesinde potansiyel müşteriler ile temasın mümkün olduğunca erken kurulması.

    ... doğal olarak pek çok soru ve yorum ile karşılaşıyor insan.

     

    Eleman - Mustang'ın bagajı küçükmüş, kaç litre bu?

    Ben - Dikey koyarsanız üç, yatay yüklerseniz iki ceset! alıyor.

     

    veya

     

    Eleman - Bunun (Mustang 2,3EB) Dizel'i var mı?

    Ben - Yok ama isterseniz LPG taktırırsınız ...

     

    yada

     

    Eleman - Bu kaynaklar (bagaj kapağının altındaki şase kaynaklarını göstererek) neden eğri-büğrü?

    Ben - O kaynaklar Simetri hastalarını krize sokmak için bilerek tasarlandı efendim ...

    Eleman - Neden?

    Ben - Kötülük şirket DNA'mızda var, ayrıca bize çok yakışıyor.

     

    ...gibi,gibi. (siz anladınız)

     

    Sonra "zirve"  noktasına ulaştık.

     

    Öncelikle konu "bu"

     

    Adsz_16.jpg

     

    Malum ABD'de radyo yayınları dijital hale geldi, bu nedenle Stang'ların bagaj (convertible) kapakları üzerinde veya tavanlarının arka kısmında (fastback) minik "yumru"lar var. GPRS ve dijital radyo anteni olan bu yumrular hala "analog" yayın yapılan (Avrupa'nın çoğu ve Türkiye) ülkelerde pek bir işe yaramadığından Avrupa versiyon kuZularda ayrıca bir anten (Convertible) var.

     

    Eleman bagaj kapağının üzerindeki "yumruyu" merak etmiş ... sormuş,  soruşturmuş ... biri ona demiş ki ... "şu kel,sakallı adam var ya ... git ona sor!" Ben bir müşteri ile RS'in kaputunu açmışım, twinturbo ve açık hava filtresi muhabbeti yapıyorum.

     

    - Tık,tık ... aaa? Eleman sokak kapısı çalar gibi işaret parmağının eklemi ile sırtıma vurmaz mı? Tamam! İri yarı bir adamım ama -çelik kapı- muamelesi görmek?!? ... RS'çi arkadaşa "bir saniye" deyip döndüm arkamı. Dana yalamış gibi yatırılmış saçlar, kahverengi yünlü takım elbise, Ayhan Işık'ı ağlatacak kadar ince ve dikkatle düzeltilmiş "mübarek" bıyık ... hııı! dedim kendi kendime, buyurun buradan yakın.

     

    Ben - Efendim?

    Eleman - Bir şey soracaktım...

    Ben - Beyefendi ile konuşuyoruz (başımla RS'çiyi işaret ederek) biraz beklemeniz mümkün mü?

    Eleman - Bu acil ama ...

    Ben - Acil? Hayırdır? Kanamanız mı var?

    Eleman - Anlamadım..

    Ben - Belli! ... buyurun, yardımcı olayım.

    Eleman - Bu ne? (GPRS antenini göstererek) çok merak ettim de...

    Ben - içimden "ey göklerdeki babamız ... bana sonsuz sabır ihsan eyle!" dışımdan = TUTAMAK efendim?

    Eleman - Tutamak mı?

    Ben - Evet ...

    Eleman - ...... "mavi ekran"  (bkn. 404 error)

    Ben - Hiç Amerikan filmi izlemediniz mi? Hani giden arabanın üzerine atlarlar, tavana falan tutunurlar ... kavga sahnesi falan olur ya.

    Eleman - (biraz tereddüt ile...) e...evet?

    Ben - (elimle GPRS antenini işaret ederek) İşte tutamak bunun için konuyor. Biri arabanızın üzerine atlarsa tutunacak yer bulsun,  tutunamaz yere düşer ve ölürse .... Mazallah yani! Başınıza dert alırsınız.

    Eleman - Haaaaaaaaaaa!

    Ben - Yaaaaa!

    Eleman - Teşekkür ederim.

    Ben - Bişi diil ...

     

    Adsz_19.jpg

     

    bkn. aklınızda bulunsun.

     

    The End  ... dağılın, tükkanın önünde kalabalık yapmayın.  

  3. Maalesef Almanca ama YT üzerinden derme çatma çeviri ile İngilizce olarak okunabilir. 2. video ile birlikte üretime başlıyorlar. 

     

    Focus RS içerir. Üretim bölümlerini gösteriyorlar. Meraklısına güzel içerikler.

     

    1. Video

     

     

    2. Video

     

     

    3. Video

     

     

     

    4. Video

     

    5. Video

     

     

     

    6. Video

     

     

    Son 

     

     

  4. Günümüz erkeğinin olmazsa olmazlarından olan saatler,hernekadar teknolojik evrime yenik düşmüş gibi gözüksede (cep telefonundan yararlanma gibi) yinede bir erkeğin ogünkü giyimine göre şık,spor,casual yada uğraştığı spor alanlarına göre vazgeçilmez aksesuarlarından birini oluşturmaya devam etmektedir...

    Elbette yaşamımızın içinde yeralan maddi olanaklarımızla bu sınırsız dünyada her istediğimizi elde etmemiz mümkün gözükmesede,yinede görsel tatmini sağlamak ve en azından benzer ürünler kullanarak kendimizi yinelenmekten ve sıradan hissetmekten bir nebze uzaklaşmak iyi gelebilir...

    Çünkü hala bir kadının bir erkekteki ilk bakışta süzgeçten geçirdiği ilk üç aksesuarın ayakkabı,saat ve gözlük olduğunu düşünüyorum...Neyse günlük yaşamın vazgeçilmezlerinde biri saat...onlar babalarımızın kollarından bize yadigar kaldılar kimi zaman,kimiz zaman köstekli ceplerinde taşıdılar,sünnetlerimizde erkek olmanın temsiliydi erkek çocuğuna alınan bir saat,yada sevgilinin hediye ettiği,onu hatırlatan tiktaklar...zamanın efendileri onlar...

    5bqvg.jpg

    Konuya ulaşmak için

Focus Club Türkiye

Bu sitenin işleticisi, bu sitede yer alan bilgi, yazı ve makalelerin doğrudan veya dolaylı olarak kullanılmasından dolayı oluşacak zararlardan sorumlu tutulamaz. Kaynak gösterme kuralına uymak şartıyla, bu sitede yer alan yazı ve makalelerin belirli bir kısmına atıf yapılmasına, link verilmesine izin verilmektedir. Kaynak (canlı link) gösterilmeden yapılan alıntılara ise izin verilmemektedir. Sitemiz, hukuka, yasalara, telif haklarına ve kişilik haklarına saygılı olmayı amaç edinmiştir.
×

Önemli Bilgi

Bu siteyi kullanarak, forum Kurallarını kabul etmiş olursunuz.