Tıpkı bunun onların da bu konuda bilgi sahibi olduklarını göstermeyeceği gibi.
Ses düzenini değerlendirmede temel sorunlardan biri aynı standartların kullanılmıyor olması, bir diğeri de otomobil dünyasında ses kalitesinin ev sistemlerinden çok farklı değerlendiriliyor olması.
Evde geniş bir dinleme alanında sesin uzaysal dağılımını taklit edecek (en yaygın formatı stereo olmak kaydı ile) yerleşim imkanlarınız, derin bas dalgalarının sığabileceği büyüklükte dinleme alanınız ve güçlü ve genellikle stabil bir elektrik beslemeniz varken otomobilde bunların hepsi ortadan kalkıyor.
Uygunsuz oturma pozisyonu, sert yansıtıcı ve uzaysal dağılımı yok edici yüzeyler, küçük bir dinleme alanı, ve temelde hiç eksik olmayan bir ortam gürültüsü otomobil iç mekanını karakterize ediyor.
Hal böyle olunca evde önem kazanan kayıt kalitesi (örneğin bir senfoni orkestrasının üç boyutlu yerleşimi) arabanın içinde değerini kaybediyor.
Ne kalıyor? Frekans spektrumunu kayıpsız yansıtmak, montaj alanlarından kaynaklanan ses kirlenmesini engellemek, müzikteki dinamik alanı, hızı ve ataklığı kayıpsız sunabilmek ve son olarak özellikle amatörleri en çok etkileyecek şey: İnsanların iç organlarını titreştiren baslar ve kulak zarını ağrıtan tizler sunabilmek.
Özellikle son maddeyi karşılamak adına akustiğin doğallığını bozacak pek çok müdahale söz konusu olabiliyor.
Ben müziği genelde akustik olarak severim, elektronik dinlemem demek yanlış olur ama ilk tercihim olmaz.
Hal böyle olunca kriterim de çok basit ve aynı zamanda neredeyse imkansız olacak kadar zordur: Dinleme mekanına bir perde koyun ve solo bir keman perde arkasında çalsın. İdealde kayıt edilmiş sesle canlı keman sesini görmeden hangisinin çaldığını ayırt edemeyeceğiniz kadar benzer olması gerekir. Çok zor ama imkansız değil.
Tabii bu koşulları en azından çevre gürültüsünü eklediğiniz anda otomobil mekanında sağlamak mümkün değil.
O zaman da iş kalıyor ilk yazdıklarıma: Frekans spektrumunu kayıpsız yansıtmak, montaj alanlarından kaynaklanan ses kirlenmesini ("coloration") engellemek, müzikteki dinamik alanı ("dynamic range"), hızı ve ataklığı ("transient response") kayıpsız sunabilmek. Kavram kargaşası olmasın diye İngilizce karşılıklarını da verdim, ne olduğunu bilmeyen ve öğrenmek isteyen varsa kısaca açıklayabilirim.
Bütün bu özellikleri de amfi veya hoparlörün W değerinden asla anlayamazsınız, ister RMS, ister Continuous, ister Peak ya da PMPO olsun.
Dinlemek gerekir, fiziki kolay kayıt edilebilir bir değeri yoktur.
Dinlerken bunu fark edip tanımlayabilen çok küçük bir azınlık, duyan ama tam olarak tanımlayamayan daha büyük bir azınlık ve kolay ya da hiç duymayan büyük bir çoğunluk vardır. Ancak çoğu insanın bunu fark etmiyor olması, bunun temel kalite standardı olmasını engellemez.
Güce dönersek, RMS olarak verilmesi de yetmez, mutlaka tüm duyulabilen frekans spektrumunu (20 Hz - 20 kHz) kapsayan, total harmonik distorsiyonun %1'i geçmediği, en az 10 dakika stabil sağlanabilen ve hangi impedansta (2, 4, 8 Ohm) elde edildiği belirtilen bir değer olması gerekir.
Tabii bu bile amfi - hoparlör eşleşmesinde ancak kaba bir değer olarak iş görecektir, çünkü çok kısa süreli uç noktalardaki yüksek ataklara hoparlörün dayanmasının garantisi olmadığı gibi, aynı şartlarda hain bir hoparlörün düşürdüğü empedanslara da amfinin dayanması zor olabilir.
Tabii bir de hoparlör verimliliği/duyarlılığı var ki (SPL), özellikle araç içi sistemlerde daha bir önem kazanıyor.
Son söz: Ev ses elektroniği bilgim ve deneyimim kötü olmasa da otomobilin "uygunsuz" iç dünyası araç ses sistemlerinden uzak kalmama neden olmuştur, daha fazla ukalalık etmeyeyim.