Jump to content
2019 Temmuz ve 2023 Mart arası tüm içerik ve üyelikler silinmiştir. Lütfen yeniden kayıt yapınız ×

Liderlik Tablosu

Popüler İçerikler

10-04-2015 tarihinde, tüm alanlarda en yüksek itibara sahip içerik gösteriliyor

  1. ...bahsedecek fazla bir şey yok aslında. Daha önce de söylemiştim, Ford bu forumu okuyor. Bir kere şikayet dile getiriliyorsa ... "salla" ... söz konusu şikayet artış ve yayılma eğilimi gösteriyorsa ... "ne oluyor? bir bakalım" ...şikayet edilen şey konusunda kılçık forum kullanıcıları haklıysa bu defa ... "TSB yayınlayın, Türkiye çapında uygulamaya alın!" deniyor.
    4 puan
  2. Konyali, Saat&Saat vs yerler sisirme fiyatlarla satiyorlar.. Konyali saat yerine etliekmek satsin bence
    3 puan
  3. 1.6 Ecoboost araç sahiplerinin çoğu takip etmiyordur diye yazıyorum. Mountune araç temel garantisini bozmadan yazılım ve donanım upgrade paketi oluşturmuş durumda. Daha önceden vardı fakat yazılım konusu muallaktaydı. Yazılımı workshoplarında yapmak gerekiyordu. Şimdilerde çıkardığı pakette ise mobil accessport cihaz kullanılarak kendiniz yazılım atabiliyorsunuz çok basit bir şekilde. Hem arabanın yazılımı upgrade olunca siz yine upgrade olmuş remapped dosyaları tekrar atabiliyorsunuz. Şimdiye kadarki edindiğim tecrübelere dayanarak emsal alabileceğimiz motorlara ve arabalara bakarak 1.6 ecoboostların performans darboğazının hava yakıt (afr) oranının hızlı ayarlanamıyor, hava akışının motorun beklendiği gibi hızla artamadığından kaynaklandığını kendi namıma söyleyebilirim. (Tabi bunun zilyon tane sebebi var) Siz yazılımla taklalar atın fakat araba yeterli havayı istenen kalitede alamadığından beklenen performansı üretemeyecektir. Birçok firma bunu farketmiş olacak ki, yazılımın yanında arabanın daha çok hava alabilmesi için yüksek geçirgenlik özellikli hava filtresi, aldığı havayı daha çok soğutarak daha fazla hava girebilmesi için bu paketin içerisine MK3 ST250 lerde kullanılan çift girişli hava filtre kutusu ve daha efektif çalışan intercooler koymuş. Bu donanımların en güzel özelliği ise delme dikme işlemi olmadan tak kullan olması. Fiyatı göreceli pahalı görünüyor. 995Gbp (+ %25 gümrük vergisi), 60Gbp = 1303Gbp = Yaklaşık 5bin TL 1200 TL yazılım, 1700TL intercooler, 500TL Hava filtre kutusu dersek mantıklı görünüyor fakat fiyata vergi ve kargo girince uçuyor. Cem Boneval'a duyrulur İlgilenenler için link: http://www.mountunestore.com/collections/mk3-focus/products/mtune-200-power-upgrade-kit?variant=1267144300
    3 puan
  4. Herkesin vicdanı kendi polisidir. Polis vicdanı olmayanın karşısındadır. M. Kemal ATATÜRK 10 Nisan 1845 polis teşkilatının kuruluş yıldönümü
    3 puan
  5. Stockholm sendromu diye bir şey var değil mi? Hani tecavüzcüsüne aşık olma falan, bu yoldan gidiyorlar.
    3 puan
  6. Bazı saatler bir tür sanat eseri, insan yaratıcılığı, estetik zekası ve emeğinin ulaşılması güç örnekleri. Hal böyle olunca fanilerin de bu eserlerin tadını çıkarması için, sahip olmak değil ama kullanarak keyif almak adına kaliteli replikaların edinilmesini gayet bencil bir tavırla yanlış bulmuyorum. Lütfen ticari ahlak tartışmasına girmeyelim. Bu da bildik bir söylem, aman ETA makine olsun, iyidir. Ama gelin görün ki Çinliler bunların da replikalarını yapıyorlar. Ve üst sınıf modellere aşina iyi bir saat tamircisi dışında aradaki farkı anlamak pek kolay olmuyor. Orijinal ETA makine kullanan replikalar da var, ama yurt dışında 1000$'dan başlıyor fiyatları. Beri taraftan çok güzel kasa olup içinde Miyota pilli quartz makina olan saatler de var. Yani replika piyasası bir acayip, satıcıların bile çok hakim olduğunu söylemek kolay değil. Bu arada Eterna'nın devamı olan ve Valjoux gibi Rolex'in sat tedarikçisi olan atölyeleri de kapsayan ETA'nın Swatch grubuna ait olduğunu biliyor muyuz? @Tevfik, Tahtakale'de izbe bir handa bir adamımız vardı. Gitmeden ÖM at bigilerini bulabilirsem göndereyim. @Onur Sezgin,Tevfik'in panzehiri misin yoksa? İyisini bulursam bundan alasım var
    3 puan
  7. Vay be ihtiyar.. Gözlerim yaşardı.. 1 gün bşey yazmadım nerdrsin diyr soruyorsun... 1 hafta girmesem balkese gelip nabıyon sen dicen demek... [emoji2] ihtiyarım benim ya.. Tonton yanaklarını severim senin [emoji12]
    3 puan
  8. Bu saati almamak için kendimi zor tutuyorum.Resmen takıntı oldu bende.Teknoloji ve mutlak sağlamlık. Bir diğer favorim yine G-SHOCK !!
    3 puan
  9. Naptın sen yaw[emoji1] ARI kovanına çomak ahahahaahah[emoji1][emoji1][emoji1]
    3 puan
  10. Niye Saatleri Ayarlama Enstitüsü var İstanbulda Hüseyin Rahmi Gürpınar kurmuş basit bir test yapıyorlar sonra saat kullanma ehliyeti alıyon o kadar korkma yani..çok zor değil hemen alışıyon..
    3 puan
  11. Abi Mert in koyduğu fotolardan saati çık. Kalanı benim kullandığım.
    3 puan
  12. Yeni motor grafiklerinin burada durmasında sakınca yoktur değil mi 1.0 Ecoboost 125 ps 1.5 Ecoboost 150 ps 1.5 Ecoboost 182 ps 1.6 Tdci 115 ps 1.5 Tdci 120 ps (manuel) Hırgızlar çalmayın Paylaşın
    3 puan
  13. Arabanızın kıymetini bilin işte nefes alan herkes birgün focuslanacaktır bu fani dünyada....
    2 puan
  14. 2 puan
  15. Değişim daha makul ücretli olur. Sökme takmada jantın zarar görme ihtimali ortadan kalkar. Yalnız evde saklayacaksanız taşımak zor oluyor. Ps. Jantsız lastik dik, jantlı yan olarak saklanır, üst üste olur.
    2 puan
  16. Etisten baktım kafama takıldı acaba olmalımı diye ama yokmuş Isıtmalı Yıkayıcı Memesi Hariç yazıyor
    2 puan
  17. ...yaz akşamı oturuyoruz balkonda. Harem - Selam (ya da artık ismi neyse...) ortamına geçmişiz. Biz yemekten sonra kave - cigara - geyik frekansına oturtmuşuz işi, kızlar da kave - geyik - geyik yapıyor (salonda) ...biri kalkıp demez mi? - Geçen gün Nevşehir'den geçiyorum, ana caddede bir ilan "Elektrikli Döner Anadolu'da ilk defa Nevşehir'de" ... HaHaHaHaHa yaptık önce, sonra bir arkadaş o can alıcı soruya nefes verdi? - Elektrikli Döner ne ki? ...aHanda! Başladık tabi tartışmaya. Kimi elektrik sobası gibi bir sistemden bahsediyor ... ben dirençlerin üzerine ayrıca kok kömürü konmuş olabileceğinden ve sistemin arkasına da bir vantilatör eklenebileceğinden bahsediyorum. Ama daha uçmuş tahminler de var tabi ... mesela elektriği direkt olarak et'ten geçirme ve eti ocak falan olmadan pişirme (tabi bu yöntemin olası bir sakıncası var ... o da döner ustasının ete dokunmaya kalktığında ayakkabılarından çıkacak oluşu) tahminler havada uçuyor, bahisler artıyor ve cidden "ulen elektrikli döner nasıl olur?" diye kafa yoruyoruz. ...sonra biri - Gidip bakalım ...demez mi? Hay bin kunduz ... tamam bir sonraki gün Pazar ama 750 kilometre yol "elektrikli dönere" bakmak için aşılmaz ki? ...yoksa aşılır mı? Cevap : Evet Bize "geri zekalılar" şeklinde bakışlar atan karılarımızın muhalefetini sallamadan arabaya doluştuk ve dört dallama (biz) Nevşehir yolunu tuttuk. Uykusu gelen yer değiştiriyor ve kasmadan ama istikrarlı şekilde kilometreleri yiyiyoruz. Nevşehir'e vardığımız zaman saat epey erkendi, döner için fazla erken ama kahvaltı için değil. Oturup acele etmeden güzel bir kahvaltı yaptık ve mekan sahibi abiye elektrikli dönercinin yerini sorduk (bez afiş kalkmıştı) ...biliyormuş o mekanı. Bize güzelce tarif etti. ...sağolsun. Hediyelik eşya satan mekanları falan dolaşıyoruz ama içimiz içimize sığmıyor, saat biraz geçse de gidip elektrikli döner'i görsek diyoruz. ...belediye çay bahçesinde atılan 79 King partisinden sonra saatlerimize baktık, birbirimize baktık ve kalktık. Arabaya binip tarif edilen dönercinin önünde park ettik ve arabadan inerken aramızdan biri günün sözünü patlattı. - İşte gerçeklerle yüzleşme zamanı... ...peHHH ... sanki yaşamın sırrını çözeceğiz, neden gerilim yaratırsın ki? Dönerci güler yüzlü bir abi, eskiden aktarlık yapıyormuş ama işi bırakmış ... eski dükkanını hediyelikçilere kiraya vermiş, o da çarşı içinde başlamış döner kesmeye. - İlk zamanlar zorlandım, ama alıştım artık... falan diyor. O bize döner keser, lavaşın üzerini süslerken sorduk.... - Ya sen bir ara bez afiş astırdıydın ... değil mi? "Elektrikli Döner" yazıyordu üzerinde ... haklımıyız? - Evet ...sonra alet bozuldu, söküp attık. Aha buraya takılıydı. Gösterdiği yere baktık. Döner'in merkez taşıyıcı çubuğunun üzerinde bir dişli yuvası (sonradan parçaları da gösterdi....) tezgahın üst kısmında da bir elektrik motoru. Sistem çalışırken düğmeye basıldığında döner ateşin önünde ağır ağır ve motor tahrik'i ile dönüyormuş. Bizim kafamızda kurguladığımız şeyler ile ilgisi/alakası yok ... sadece eti yavaşça çeviren bir "şey" işte ... ama elektrikli mi? Evet (tabi çalıştığında) yani abinin reklamı yanlış ve/veya yanıltıcı değil. ...pıFFFF ....dedik tabi. (bkn.XXL hayal kırıklığı) Bin tane senaryo üretmişiz ama bu basit düzenek aklımıza gelmemiş. Teknik açıdan adam haklı, döner'i bir zamanlar elektrikliymiş işte... tabi işin sonunda biz iki dişli, bir metre bisiklet zinciri ve yanık bir bobin görmek için 1,5000Km yol kat etmiş olacağız ki bu bizi en hafif tabir'i ile -enayinin önde gideni- yapar. (Hayır ne bekliyorsak? Adam dünyanın merkezine giden yolu keşfettim diye ilan asmamış ki... bizim sergilediğimiz bu anlamsız ısrarın kaynağı ne?) ...adam bizim suratımız düşünce üzüldü, ne oldu diye sordu? Anlattık mevzuyu (kasmaya gerek yok, batmışız zaten) gözlerinden gelen yaş biraz azalınca demez mi? - Geleceğinizi bilsem döner tezgahını tamir ettirdim. (Bkn.iyi niyetli insan) Dönüş pek rahat değildi tabi ki, karılarımız bizimle epey bir dalga geçti ... - Haberleri seyrettin mi? Çekirdeksiz Karpuz yapmışlar. - Sus kız, duymasınlar. Görmeye giderler şimdi... ...hAhAhA (hiç komik değil) ... biz alternatif olarak "Erkek erkeğe bir yol macerası yaşayalım dedik, döner işin bahanesi" falan dediysek de bizi santim sallamadıklarını söylemeye bilmem gerek var mı? :(
    2 puan
  18. Geniş anlamında tecavüz birisinin hakkını gasp etme şeklinde anlaşılır, kaçırma da hürriyetin gaspıdır, yani bu anlamda tecavüz cinsel içerikle kullanılmamıştır falan filan yazabilirim ama ne gam, kırk yılda bir ben seni sen beni taklit etmişiz, ne çıkar bundan?!
    2 puan
  19. Senin gibi kolumuzu ısırmıyoruz ya en azından
    2 puan
  20. Bu standart ve donanıma bağlı gelmedi; ısıtmalı camlı olanlarda falan vardı diye aklımda veya piyango.
    2 puan
  21. Engin Bey İstnabulda kaliteli replika aldığınız biryer varmı..çok güzel duruyor kolunuzda çünkü genelde çok cabuk bozuldukları söylendiğinden hiç yanaşmadım ben bugüne kadar da... çaktırmadan sana latife yaptım Hüseyin Rahmiden sana ... dün akşam konyalıya gelmiş gördüm çok şık duruyordu 1-2 sene öncesinin modelleri bize bu sene gelmiş ama soldaki en güzeli mutlaka kolumu süslemeli..
    2 puan
  22. Benden de gelsin bir tane, azıcık replika ama zaten çoğu insan onun orjinalini de bilmiyor.
    2 puan
  23. Tabii katkı koymak adına yoksa olsa bizde almak isteriz ☺
    2 puan
  24. Titanyum değil mi olması lazım[emoji6]
    2 puan
  25. Isır bari ...hayret bişi ya...koskoca hava trafik kontrolörüsün bugün dur desen 100 uçak havada döner...yani şimdi üzüldüm sana bir gc yakışır guess saatsiz olurmu ya...
    2 puan
  26. @Mert Yürüyen, Mert benim bilgisayarda saat görünmüyor! Keşke kazağının kolunu biraz yukarı sıyırsaydın da çekseydin. Şaka bir yana iki saatin de çok yakışmış. Beğendim.
    2 puan
  27. Telefonda kıllar bir nebze ama pc de bakınca utandım kendimden... napayım kolumu mu keseyim
    2 puan
  28. @Mert Yürüyen, ben özellikle otomatik saatlere bayılıyorum.. 6 tane saatim var 4ü otomatik.. Longines'ler harikadır ama çoğu modeli biraz daha ileri yaşlara hitap ediyor gibi geliyor bana..
    2 puan
  29. Bu dunki... Bu da bugun...
    2 puan
  30. Geçenler de Honda bayisine gittim (Sivas Açılım). Düz vites makyajlı yeni kasa elegance donanım paketini inceledim, açıkçası kullanılan plastik malzeme ve işçilik anlamında çok ciddi problemler görmesem dahi, CR-V bedeli olarak yüksek fiyatlara çıkıldıkça saçma bir şekilde ucuz gösteren iç mekan malzemesi var... Bunu daha önce Honda satın almamış ama ciddi CR-V düşünen biri olarak gayet tarafsız söylüyorum. Maalesef iç mekandaki ucuz görüntü makul fiyat beklentisini artırıyor ancak fiyat saçma sapan olmasa bile çokta makul düzeyde değil... Bunun dışında aracın genelinde kompakt bir kullanışlılık hedeflenmiş gibi, bazı detayların ambalajı yada görünümüyle değil kullanışlılığıyla uğraşılmış gibi gözüküyor sanki... Aslında görünümde önemli ancak bu aracı kullanım süresi uzadıkça ve sorun çıkarmadıkça seveceğim gibi subjektif bir hisse kapıldım nedense... Dış tasarımı fazla ilgi çekici ve yenilikçi değil, bu biraz erken yüzünün eskimesine sebep olabilir... Biraz değer kaybını da artırabilir, ama distrübütörün satış politikası değer kaybı konusunda daha önemli bir etken olacaktır. Doğru fiyatı yakalayıp, fiyatları ve satışı fazla dalgalandırmadan, hedef kitleyi şaşırmadan dengede tutabilmek gibi zor bir işleri var. Yeterince uzun bir süre, yorulmadan, belki biraz uygun fiyatla nazlı satmak, aracın piyasasını güçlendirecek ve orta-uzun vadede CR-V pazarına yarar sağlayacaktır sanıyorum... (Ne de ukalayım ) Bugün mevcut passat aracımın bakımı vardı ve bakım yapılırken yeni Passat için ciddi ciddi sipariş niyetiyle Kayseri Aykan daydım... Highline'da sipariş kapalı, velevki yarın açılsa en erken teslim 4 ay, ekstra opsiyon 4 ay üzerine ekstra gecikme, üstelik ekstra opsiyonlu araç için %25 peşinat şart 4-5 ay biz araç bekleyeceğiz, VW bayi aracı yeterince geç teslim etmek bir yana 30-40 bin lira parayı çalıştırmaktan utanmayacak bile... Ayrıca Kayseri Aykan'daki Satış temsilcisi en eski çalışanlardan bayan arkadaşın telefonumdaki Siri kadar basmakalıp, ruhsuz ve isteksiz cevapları zaten tereddütte olduğum Passat'tan oldukça soğuttu diyebilirim. Daha önce bu arkadaştan 3 kez VW satın alma girişimim, başka bi bayiden almak zorunda kalarak sonuçlandı, evet salaklık bende ki dikkat etmedim ve 4. kez aynı temsilciyle durumu tekrarladım... Bu tipler yüzünden hobi olarak satış temsilciliği yapmak isteği duyuyorum ve merak ediyorum gerçekten bu kadar mı zor bu işi yapmak, sevmiyorlar muhtemelen yaptıkları işi... Bu arada araçla ilgili tereddütlerim zaten yok değildi. Görsel değişim dışında kayda değer konfor ve performans iyileştirmelerinin olmadığı söylenip duruyor. Bu durum bir çok tarafsız olduğunu düşündüğüm medyada fazlaca zikrediliyor. Kabin içi ses ve iri jant kaynaklı rahatsız edici süspansiyon da başlıca bahsedilenlerden... Sadece ikinci el kaygısı da bir yere kadar... Eğer almaz isem sanırım vazgeçişimin en önemli nedeni şu olacak; "Yeni Passat beni gerçekten heyecanlandırmıyor", oysa kabin içi belki daha ucuz gözüken CR-V altyapısı ve kullanım alanı genişliğiyle sanırım heyecan vermeyi başarıyor... Honda açılımda çalışan servis temsilcisi arkadaş gerçekten gayet mütevazi nazik ve işini düzgün yapan ayrıca boş konuşmayan bir arkadaştı... Açık söylüyorum eğer CR-V alırsam Sivas Honda Açılım da çalışan S.T. beyefendinin (ismini şu an anımsayamadım) yaklaşımının tercihimde çok ciddi etkisi olacak... Mayıs'ta 1.6 i-dtec 160 HP 4x4 Otomatik vites aracın bayiye geleceği ve lansmanında teste çağıracağını ifade etti... Aracın direksiyonuna geçtiğimde karar vereceğim, şimdilik en ciddi beklentim gelecek CR-V nin exclusive paketinde bütün ucuz tasarım hissine rağmen ön göğüs kaplama plastiğinin biraz daha yumuşak ve kaliteli gözüken farklı bir kaplama da olması ve fiyatının en dolu pakette 130 bin düzeyini aşmaması... Yoksa korkarım CR-V de pek mantıklı gözükmeyecek benim için... Hele bi mayıs gelsin bakalım, kim öle kim kala... v.s.
    2 puan
  31. -spoiler- midesi kaldırmayan okumasın -end of spoiler- Zamanında Amerika ile Meksika (büyük ihtimal ile ottan b*ktan bi nedenle) savaşmış, kim kazandı bilmiyorum! Hakçası santim de sallamıyorum (bkn.bana ne be?) ama savaş sonrasında sınır çizilmiş ki bu da bizi hikayemize götürüyor. Elemanlar haritayı önlerine koymuş, zaten arada iki tane doğal sınır (Rio Bravo ve Rio Grande) var .. nehirlerin arasında kalan kısma da koymuşlar cetveli CART diye bir çizgi çekmişler ve racon kesmişler. - Sınır budur abi, uyar mı? - Eywallah. ...o an fark etmedikleri ya da sallamadıkları nokta ise adı üzerinde bir noktaymış. Sınır çizgisi orada yaşayan az miktardaki meksikalı dışında (belki onlar bile aynı kafadaydı) kimsenin umursamadığı bir köyün, Tijuhana'nın üzerinden geçmiş. Amerika'ya bi tükürük (ama sağlam tükürüceniz) uzaktaki bu mekan bildiğiniz -piç- olmuş .. köy ne meksika'da, ne de amerika'da .. öyle iki arada bi derede kalmış. Arkadaşlar dediler ki (genelde öyle olur zaten) - Lan tatil geliyor, tijuana'ya kaçalım (dandini yerel tatillerden birisini ... ki galiba başkanlık günüydü) h.sonu ile birleştirelim, hepimizde uçuş milleri var. Üzerine biraz para verdik mi San Diego bileti alırız, oradan da bi araba kapıp çufçuf Tijuana. ...aslında fena fikir değil, uyar dedim. Normalde Türk vatandaşının Meksika için vize alması lazım (en azından hikayenin geçtiği tarihte öyleydi) ama Tijuana için hiç bir şeye gerek yok ... Amerikan kara sınırından çıkıyorsunuz (çıkış acaip kolay, el salla - geç) Meksika'ya girmeden önce Tijuana'ya ulaşıyorsunuz ... Tijuana'dan arabaya binip güneye doğru az ilerlerseniz bu defa yolu Meksika sınırı kesiyor ... ..diyeceksiniz ki Tijuana ne iş? Şöyle anlatayım ... sınır çizgisi boyunca yayılmış ve iki paralel caddeden oluşan bir şerit gözünüzde canlansın. Bu şeride çıkıp sol tarafa bakınca sırası ile bar - bar - dövme salonu - k*rh*ne - bar - lokanta - dandik bir kilise - otopark - bar - kumarhane - lokanta - bar ve k*rh*ne görürsünüz ... sağ tarafta ise manzara pek de farklı değildir ... bar - bar - dövme salonu - k*rh*ne - bar - lokanta - dandik bir kilise - otopark - bar - kumarhane - lokanta - bar ve k*rh*ne hizmete hazırdır. Amerika'nın tersine 18 yaşındakilere alkol satılan, görece ucuz, pis , dandini, güvenli olmaktan uzak yani tam bir "yetişkin" eğlence mekanı ... deyim yerinde ise Disneyland for Adults 'tur Tijuana. ...biz de her normal turist gibi gittik, aracımızı park ettik , dandini bir hotel bulduk, yerleştik, üzerimize az miktarda nakit alıp pasaport/cüzdan/saat vs. yani para edecek her şeyi hotelde bu amaç ile kiralanan kasalara bırakıp çıktık sokağa. ...yedik, içtik, eğlendik, kavga ettik (dayak yedik tabi) hotele dönüp temizlendik ... biraz uyuduk sonra çıktık dışarı yedik - içtik - eğlendik, ben mekanik boğadan düşüp kafamı yardım ... polikliniğe gidip kafama dikiş attırdık, kısacası eğlendik işte. bir gün, iki gün, üç gün böyle geçti ... geröekten kurtlarımızı döktük. - hadi artık medeniyete dönelim abi, zaten para bitti gibi. - eywallah toparlandık, az miktardaki eşyamızı arabaya (kiralık) doldurduk, yola çıkmadan önce de birer taco grande ile bira (tabi ki meksika) içip çevirdik arabanın burnunu sınıra. ...sınırda bizi karşıladılar, şöyle bir arabaya ve belgelerimize baktılar. - Beyler yanınızda bir şey getirdiniz mi? ...diye sordular. biz de (y*vş*ğız ya) - belsoğukluğu ... diye cevap verdik polis abi güldü, biz güldük ... geçtik. Arabayı kullanıyorum, San Diego'ya Interstate ile gideceğiz, ardından da bir gece orada kalıp sabah ilk uçak ile Newark'a yollanacağız. en azından plan bu ... ama ne derler bilirsiniz! "Tanrıyı eğlendirmek istiyorsanız plan yapın" ..laylaylom arabayı kullanırken sağ koltukta oturan arkadaş benim sağ boşluğuma aniden bir tekme attı, hem de sağlam bir tekme ... ben de boş bulundum tabi, sağ elimle ona bir tane (gene sağlam) çaktım ... araba beş şeritli yolda yalpaladı, millet korna çalıp küfretti ve ben de arkadaşa kazıttım - ne vuruyor len davar? baktım eleman şaşırmış, ağzını tutuyor (ben ezbere sallayınca ağzına denk gelmiş) ... o halde demez mi? - ne vurması? ...arka koltukta oturan arkadaşlar da onu doğruladı. - sana vurmadı ki kaan ??? nasıl yani....??? sonra bir şey t-shirtümün altında hareket etti. Zar zor sağa çektim, t-shirt'ü sıyırdım ... o an ilk aklıma gelen (bilmem hatırlarmısınız?) Alien filmiydi ... hani parazit gemi tayfasının göğsünden delik açıp çıkar ya ... işte aklıma ilk o geldi. Baktım karnım şişmiş ve ben bakarken resmen içimde bir şey "gurulgurul-haldırhuldur" diye hareket etti. ...eşşedü ....hemen benzinciye çektim (Allahtan çok yakında bir tane vardı) kendimi hela'ya attım, oturdum ve ... ...OMG tarif edilmez, sadece yaşayan bilir. ...öyle bir basınç var ki resmen itfaiye hortumu gibi, bir kaç ay evvel JPL'e (Nasa'nın jet itiş labratuarlarına) gitmişim, oradaki itici roketler aklıma geldi ... "şimdi havalanır, çatıyı delermişim!" diye aklımdan geçti. ...yarım saat kadar sonra ve hela tıkanınca zar zor toparlandım, iki rulo tuvalet kağıdı ile temizlendim (elden geldiğince) ve yüzümü falan yıkayıp (kafayı komple musluğun altına sokmuştum) çıktım dışarı. Kafama göre espri yapmaya hazırım "hayat sigortanız yoksa benden sonra bu helayı kullanmayın" diyicem ama nerdeee? bizim kiralık araba helanın önünde duruyor, motor çalışıyor ve dört kapı açık ... korku filmi gibi bir sahne yani. zar - zor markete gittim. benim durumumda sıvı alınması (bolca) gerektiğini biliyorum, oradan bir galonluk (yaklaşık 3 litre) Mountain Drew maden suyu aldım, direk kafaya diktim ve arabaya varana kadar da çoğunu bitirdim. arabada yarı baygın bir cigara yaktım ve cigara+mountain drew ile kendime gelmeye çalıştım. ...çok geçmeden tayfa geldi. durumları benden b*k, ya da ben de benzer durumdayım ama kendimi göremediğim için bunu bilemiyorum. arabaya yığıldılar, içecek bir şey istediler ben de tüm yardımseverliğim ile onlara marketi işaret ettim. - gidin alın d*ll*malar ...dedim. öyle yaptılar. ...yarım saat kadar sonra sordum -araba kullanabilecek halde olan var mı? ...yokmuş. böylece yolculuğumuz başladı. gideceğimiz mesafe 25 - 30 kilometre ... ama gidemiyoruz ki.... Interstate üzerindeki her benzinciye uğruyor, tuvaletlerine taa t*v*na kadar s*ç*yor, sonra marketten çikolata - mountain drew, cherry cola vs. alıp içiyor ( o gün var ya en az 10 litre sıvı almışımdır, hem de iki - üç saatte ) bayılıyor, sonra yeniden arabaya binip bir sonraki benzinciye doğru devam ediyoruz. ...arka koltukta biri ağlıyor... - böyle b*k içinde ölmek istemiyorum ..biri söyleniyor - artık kıçımı hissedemiyorum ...o halde (nasıl becerdiysek) San Diego'ya varıp en yakın hastanenin acil servis girişinde başladık korna çalmaya, hepimiz b*k içindeyiz, hepimiz hem üzerimize hem de arabanın içine s*çm*şız ve artık beş metre daha gidecek halimiz kalmamış (neden sınırı geçtikten sonra ambulans çağırmadık? ...açıkçası aklımıza gelmedi... öyle bitmişiz yani) bizi bizden arta kalnaları) toparladılar, aynen içeri. Doktor geldi, durumumuza baktı. - Tijuana? - Aye - Az pişmiş ya da pişmemiş açık yiyecek tükettiniz mi? (Raw Material) - Aye - Verin serumu, mikroplu dizanteri. Üç gün ve dört gece + 58.121 serum sonra kendimize geldik ... çıkan hastane masrafı sigortamız tarafınca karşılandı (yoksa bitmiştik, hala orada koridorları paspaslıyorduk) uçak biletimiz yandı, kiralık araba için epey bir "temizlik" bedeli ödemek ve ayrıca ceza faturasını karşılamak zorunda kaldık. ...ama bunların hiç bir bana durumumuzu öğrenen ve bizimle bir aydan fazla "dalga" geçen iş yerindeki arkadaşların alayları kadar koymamıştı. (bkn.karizmanın deridnden çizilişi) elemanlar bizi dükkana döndüğümüzde ellerinde paketlerce -yetişkin bezi- ile karşılamıştı. ...ne rezillik...peHHH
    1 puan
  32. Annemlerin evinde ilk haftayı bitirmişim, en az bir ay daha yatarım diye planlamış olmama rağmen ve yüksek sesle itiraf etmiyor olsam da hafiften daralmaya başlamışım. "O**racaksan bahçeye çık be olm!" ya da "Yemek yerken dirseklerini masaya dayama" türü söylemler nasıl söylesem? Bana hiç iyi gelmiyor. ...elim cebimde yaptığım yürüyüş'ten döndüğümde bir de ne göreyim? Simsar not bırakmış ... hemen aradım tabi. - Abi beni aramışsın, Kaan ben. - ...iş kazası var, Sohtorik'te...gidermisin? - sıfır mı? değiştirme mi? (sıfır : gemiye yeni kontrat ile çıkma, değiştirme : kaza geçiren elemanın ekibine katılma ve onlarla birlikte işi bırakmak demek.) - dokuz'a dört kalmış, yani değiştirme. (yani dokuz aylık kontrat'ın beş ay'ı gitmiş, geride dört ay kalmış) - uyar ... ücret? - şu kadar ... benim komisyon da ... malum (genelde simsar yapılan kontrat'tan %5 ile %7 arasında bir şey alır ... yani bu vak'a da diyelim ki 5,000dolar maaş alacağım, dört ayda ne yapar? 20,000 USD ... yani simsar benden en az 1,000USd kesecek ... ne güzel iş? öyle değil mi?) - tamam...ne zaman gideceğim? - acentayı arayacağım, sen bilmem kim bey'i gör ... o halleder işini (simsar'ın acentada çalışan bilmem kim bey'e sakal atacağını, bu işlerin hürmet! gösterilerek halledildiğini size söylemiş miydim?) - taam kapattım telefonu, pasaportu alıp kıç cebime soktum, gemi adamı cüzdanını da ... anneme bai-bai dedim ... pıRRR (bkn.yola çıkışı apartmanın önünde epey gürültülü bir 0**ruk ile kutlama) ...gittim acentaya, eleman zaten beni bekliyor. gemici cüzdanımı ve pasaportumu aldı, kaydetti...kopya çıkardı falan - filan, kontrat imzalattı, sonra bir şoför çağırdı ve dedi ki. - bunu hava limanına götürün bu? ... dallamaya bak ya! ...neyse ... küfretmedim tabi. Enspektör'e kazıtıp sonra kara liste olmanın alemi yok diye düşündüm. Aldım evrakları, bana uzattığı harcırah parasını cebe attım. Baktım Üç aşamalı bilet düzenlenmiş.... İstanbul - Heatrow , Heatrow - JFK ve JFK - Tocumen (Panama) ... üçü 'de "mail order" denen cinsten, yani yapmam gereken desk'e gidip voucher'i göstermek ve bileti almak. Şoför yolda biraz gevezelik eder gibi oldu ama benim kafa "bu!" söylemine takılmış ya, pek keyfim yok. Adam baktı ki benden pas gelmiyor, o da kapattı çeneyi. Yeşilköy'de sorun çıkmadı, zaten yanımda bagaj yok (el çantası bile) geçip oturdum uçağa .... bekle - bekle - bekle - bekle .. ulan? Yaklaşık bir saat sonra anons yaptılar, kalkış öncesi kontrollerde bir sıkıntı tespit edildi, kaldırın kıçınızı da salona geri dönün dediler (aslında tam olarak öyle demediler ama siz anladınız işte...) ...acenta'yı aradım ben de - bilmemne bey'i istiyorum. - bağlıyorum, bekleyin. - alo? - usta ben kaan, benim uçak yalan oldu. ne zaman kalkar bilmiyorum, bağlantıyı kaçırabilirim, haberin olsun. - uçuş numaranı söylesene bana - falan - filan - taaam, yarim saat sonra ara beni - taam. yarım saat sonra aradım, ne olur ne olmaz çapraz rezervasyon yaptırmış bana ... BA kendi hatasından dolayı aktarmayı kaçırma ihtimalimi fark edince yokuş yapmamış, yani benim uçak daha fazla gecikiyor olsa da bana ilk uçakta yer ayırtacaklar. - gemiyi sıraya sokuyorum, oyalanma ... tamam mı? - taam Gemiyi sıraya sokmak şu anlama geliyor, Panama kanal girişinde açıkta demirleyen gemiler önce kanal yönetimine geçiş bedelini öder (en az 30,000 ... en fazla 500,000 dolar) ve bir sıra numarası alır. Sıra size geldiğinde ayrıca pilot'a para öder ve geçişi başlatırsınız ... eğer bir nedenden dolayı (mesela eksik makinist ... deniz kurallarına göre eksik zabitan ile sefere çıkılamaz) sıranızı geçirirseniz ... puFFF ... paranız yanar, yeniden para öder ve sıranın sonuna geri dönersiniz (kaybedilen zaman + para) BA neden sonra bizi uçağa geri çağırdı, doluştuk tabi ... haldır-huldur uçutuk, dandik kabin servisine söylendik ve paldır - küldür Heatrow'a indik. Ben transit'e geçtim ... millet gümrük'e yöneldi ... desk'ten biletimi aldım, 3 saat sonra kapı açılacak ve dört saat sonra da JFK'ye uçuş başlayacak. ...peHHH Geçtim bir köşeye, salon zaten ağzına kadar dolu. Saksıların arasına kıvrıldım ... hoRRR biraz uyudum. ...rüyamda tamtamlar çalıyor, balta girmemiş bir ormanda o garip seslerin nereden geldiğini anlamaya çalışıyorum ... Uyandım tabi ... gerindim, etrafıma falan bakındım ... sonra gözüm saate takıldı. ...hASSSSSSSS ...uçağı beklerken uykuya daldım ya, o arada uçak gelmiş, milleti doldurmuş ve bensiz gitmiş (bkn.BA için boşuna i**e demiyorlar) ...hay bin kunduz be! ...gidip telefonların yerini sordum, elimdeki üç beş dolarla bir uluslar arası telefon kartı aldım ve İstanbul'u aradım. - Bilmemkim bey lütfen. Telefona bakan Bekçi abi demez mi - Beyim onlar iki saat sonra gelcek, sen sonra gene ara. ....dıııt, dıt-dıt-dıt Hay ******** !!! ...yapacak bir şey yok, bekledim tabi. 2 - 2,5 saat sonra gene aradım. - Bilmemkim bey lütfen! - Kim aradı diyelim? - Çarkçı Kaan - Bağlıyorum Efendim - ... buyur çarkçım, vardın mı Amerika'ya? - yooo! - ...................................................................................................................................................niye kine? - uyudum, uçağı kaçırmışım... - yalan.. - cık, diil ... öyle saksı gibi dikiliyorum Heatrow'da - şaka mısın lan sen? - enspektörüm, olur böyle şeyler ... bozma ağzını, bana da kayış attırma. Çeker giderim, o gemiyi de senin bi tarafına sokarlar. - ..................................................................................................................................................fesüphanallah, yarım saat sonra ara beni. Geçtim bar'a, bi bira içtiim (Bkn.Bira ile Ale arasında hala karar verememiş olmak) sora yeniden aradım elemanı. Santral ve hoşbeş sonrası eleman öksürdü. - sana başka bilet ayarladık, hesap tutarsa JFK aktarmasını kaçırmazsın ... desk'e uğra, ismini yazdırdık. - eyvallah Dediklerini yaptım, help desk'e uğradım. Pasaportumu gösterdim, hemen biri beni Golf arabasına attı. Başladı gitmeye, git - git bitmez. Arada aklımdan geçiriyorum ...yoksa enspektör beni New York'a golf arabası ile mi yolluyor? Sonra eleman durdu, yeniden kimlik gösterdim, biletimi aldım, bekletmeden hemen körüğe geçtik, uçağa göz ucu baktım "hadi be?" dedim ama içine girene kadar emin olamadım tabi. ...düz bir koridor düşünün ... sağ ve sol tarafta geniş, deri koltuklar var. iki koltuk sağda ve iki koltuk solda. Yani kabin daracık ... ama uzun. Geçtim, yerime yerleştim ve yüzümdeki sırıtmayı engellemeye, sanki daha önce bin kere Concorde'a binmişim, hatta bakkala ekmek almaya bile Concord ile gidermişim gibi bir ifade takındım. 4-5 saat önce kalkan BA uçağı saatte 800 - 850 yapıyor, Concorde ise 2,100+ ... Atlantik'in diğer yakasına varmadan bizim uçak BA'ya fark atmıştı bile. Helikopter ile kent merkezine beleş ulaşım vardı (Raincheck yapabilir miyiz? ...dedim ... x***r dediler, olmazmış öyle bir şey) bana da bar'a tüneyip beni bırakıp giden dümbelek BA uçağını karşılamak kalmıştı. Bir ara (sırf gırgırına) enspektörü arayıp JFK'de uçağı kaçırdım (gene) diyeyim mi??? diye aklımdan geçirdim (kesin inme inerdi bu defa) ama yapmadım ... iyi aile çocuğu olmak işte böyle bir şey. :)
    1 puan
  33. @'Tevfik' Tevfik Beyciğim [emoji6] İstanbul'da doğubank han üst katında birkaç dükkan var. Oradan alıyordum. Genelde 2-3 yıl önce 220-300 TL bandında aldım hala kullanıyorum. Bir kaç örnek Fakat son gittiğimde içi kahverengi olanın orjinaline yakın içi lacivert ve takvimli olanına 500TL istediler. Psikolojik sınırımı aştı almadım. Daha önce çok aramıştım yoktu. Kalite olarak biraz karışık. 200 saat içinden istediğin modelin istediğin kalitede olanını yakalamak gerekiyor. Ben aldığımda kimse AP bilmiyordu. Şimdi Hublot ile birlikte popüler oldu bu modeller. Meraklı isen ve özel model sorarsan seni depoya da götürüyorlar veya buldurup getiriyorlar ama fiyatlar artmış. Genelde Tag modelleri bulunuyor ama bilerek gitmek ve istediğin modelin detaylarını bilmek lazım. Uydurup uydurup üretmiş Çinliler. Bu replika olayına gelince. Aslında uzak duruyordum. Özellikle eskiden her yer Rolex çakmasıydı. E bizim de Rolex takabilmemiz biraz zor. Gören anlar zaten tiplerinide çok sevmem. Ama bunlar güzel tasarımlı pek kimsenin bilmediği duymadığı modeller. Gören güzelmiş der ne marka olduğunu orijinalinin kaça olduğunu vs bilmez. Yani kolumda şu marka var diye değil tasarımını beğendiğim için alır takarım. Aşırı büyük ve bilinen Rolex Panerai vs çok çok kaliteli değilse zaten çok çiğ duruyor.
    1 puan
  34. vereyim benim titanium jantları (bknz.fırsatçı adam) o birazda bu işi yapan ustaların "ustalığına" bağlı... bende iki kere tak çıkar yaptım maşallah kılcal çizik bile olmadı... ama varsa imkan, iki set her zaman iyidir.
    1 puan
  35. sipariş verilmiş, yoldadır büyük ihtimal. Bayiniz üzerinden size de sipariş verilmesini sağlarsanız takibi daha kolay olacaktır. (belki de zaten siparişi vermişlerdir...)
    1 puan
  36. Nerde olduğumu biliyosunuz o halde, şu an büromdayım (mağazamızın arka tarafında) teşrif ederseniz çay kahve ikram ederim
    1 puan
  37. 1 puan
  38. Takmıyoz olum takarsak bile en iyisinin peşindeyiz...hem nerdesin sen...yoksun..kobicik...
    1 puan
  39. Çakma saat mi takıyorsunuz siz? [emoji2]
    1 puan
  40. Olsun ben genede kapalı tutuyum.Ya fişkiyelerimi yürütürlerse . Sonra yerine robot felan koyarlar arabamın.
    1 puan
  41. Evet Ercüment bey özel indirim yapıldı sayılır
    1 puan
  42. Abi harikasın ya süper tecrübe olmuş .Haritadan baktım çok acayip bir yer.
    1 puan
  43. Ben Galata’da büyüdüm, ailem nesillerdir “Üzerine kulenin gölgesinin düşmediği” yerde oturmadı .. nesillerdir derken, cidden nesillerden bahsediyorum. Ya da tam olarak söylemek gerekirse +800 yıl önce İstanbul’a geldiklerinden beri… Büyük dedemin, dedesinin, dedesinin, dedesinin büyük dedesinin büyük dedesinin dedesi bu gün Milano olarak bilinen şehir devlet’in sınırlarında yaşıyormuş. Fakir insanlarmış dedelerim (kısaca dedelerim diyorum … siz anlayın işte) o zamanlar lonca’lar ticaret’e hükmettiği ve bizimkilerde de lonca’ya katılacak para olmadığı için seyyar ayakkabı tamirciliği yaparlarmış. O çağlarda seyyar tamircilik zor zanaatmış … ayak bileklerine kadar gelen uzun deri önlükler giyer, çarşı – pazarda dolaşırlarmış. Biri ayakkabısını , çarık ya da çizmesini tamir ettirmek mi istiyor? Hemen yere çöker ve yanlarında dolaştırdıkları tabureyi (..ki bunun alt kısmında alet – edevatlarını taşırlarmış) yere koyar … Müşteriyi tabureye oturtup müşterinin ayaklarını da kucaklarına koyarlarmış. O zamanlar aile ismi olarak “cuir”i kullanırlarmış (kösele/ayakkabı derisi demek) … anlayacağınız durumları sokak köpeklerinden azıcık halliceymiş. Sonra bir şey olmuş. 1198’de tahta çıkan yeni Papa (…ki bu Papa kendine Innocentius = Masum ismini almış ..peHHH) Haçlı seferleri düzenlemeye karar vermiş. Tahta yeni çıktı ya, dosta – düşmana Hristiyan dünyasının efendisi kim? Batı’da raconu kim keser? Bunu göstermek istemiş (bildiğiniz i**e işte…) Kafirlerin (…Serazenler,yani Müslümanlar) elindeki kutsal toprakları (Kudüs ve çevresi) ele geçirmekmiş i**e papa’nın dileği. …tabi ki dilemek başka şey, dileğin gerçekleşmesi ise bambaşka! Hristiyan kralları Papa’ya pek yüz vermemiş. Hazineleri boşmuş, daha önceki seferlerin –kötü- sonuçları- hala hafızalardaymış ve de ismi –Masum- olsa da yeni Papa’nın fazla ateşli!! Olduğunu düşünüyorlarmış. Onu sallamamışlar! …ee? Papa ne yapacak? Adam Haçlı Seferi ilan etmiş bir kere, … “Ehue! Pardon! Pardon! … başka zaman yaparız artık!” diyip karizma’yı çizecek hali yok ki! Düşünmüş taşınmış ve sonra da çözümü bulmuş … demiş ki… - Sıradan halkı haçlı ordusuna katılmaya çağıracağız, haçlı ordusuna katılan herkese bir af belgesi vereceğiz ve sefer sırasında ölen herkese de cennet’e serbest giriş vaat edeceğiz. - Yerler mi? - Yerler … …yemişler de (bizim dedeler dahil) Endüljans denen belgeleri üretmişler … buna göre belgeyi taşıyan kişi Hristiyan topraklarını terk ettiği andan itibaren ne günah işlerse işlesin (hiçbir kısıtlama olmaksızın) peşin olarak affedilecek ve sefer sırasında ölür ise cennetten deniz manzaralı (tamam bu kısmını attım) arsa kapatacakmış. …beHHH Bizimkiler papazların anlattığı (Bkn.yalan pazarlama) yağ, bal ve süt ülkesine gidip taşıyabilecekleri kadar servet sahibi olmak için orduya katılmışlar. İsimlerini yazdırıp af belgelerini almışlar ve 1203 yılının sonunda ordu ile birlikte yola çıkmışlar. İki kardeş (içlerinden birisi bizim dede … ama hangisi? …onu bilmiyoruz) neredeyse silahsızmış, öyle filmlerdeki gibi zırh – kalkan falan yokmuş ellerinde. Birisi bildiğin odun taşıyormuş, diğerinde ise paslı bir satır varmış, o kadar. Odun ve satır ile Selahattin Eyyübi’nin ordusuna karşı sefere çıkmak hem de bunu yaya olarak yapmak … beHHH Ordu ilerlerken kentlerden ona katılım sağlanıyormuş. Her kent deli , dilenci, serseri ve hapishanelerde yatan başı bozuk takımını Haçlı Ordusuna teslim ediyor (Papa’lık emri gereği) az miktarda da askeri (mümkün olduğu kadar az) bu güruh’a katıyormuş. Ordu arada saçmalamış (balkanlarda slav asıllı insanlara saldırmışlar, kent ve köyleri yağmalamışlar) ve 1204 senesinde İstanbul’a … eski adı ile Konstantinopolis’e varmışlar. Dediklerine göre şehri ilk gördüklerinde hemen herkes yere kapanıp ağlamaya başlamış, şehir öyle güzel ve öylesine zenginmiş ki ordu’da bulunan hiç kimse daha önce o kadar güzel bir şehri ne görmüş, ne de hayal etmiş. Bizans’lılar ayrı mezhepten olsalar da bu yeni orduyu karşılamış, doyurmuş, tedavi etmiş. Haçlıların bi b*k yiyemeyeceklerini biliyor olsalar da doğu’ya doğru ilerlerken o yönden baskı yapan Serazen güçlerine hasar verirler, hepsi geberir gider ama en azından biz de birkaç yıl rahat ederiz diyorlarmış. Bilmedikleri şey ise Haçlıların “ganimet burada hacı, ne gerek var taa Kudüs’e kadar gitmeye” dedikleriymiş … gerçekten şehir fazlası ile iştah açıcıymış ve her şey olup bitene kadar Bizanslılar i**e papa’nın toparladığı it sürüsünün esas amacını anlamamış. Böylece Haçlılar Konstantinopolis’e saldırmış … önce başarılı olamamışlar, sonrasında da (kendilerinin bile pek inanamadığı şekilde) surları aşmışlar. Yağma ve katliam başlamış … çalabilecekleri her şeyi çalmış, gözlerine kestirdiklerini de katletmişler. Boğazlananlar arasında Bizans imparatoru ve ailesi de varmış … hemen bir konsül kurmuşlar, aralarından bir tanesini İmparator seçmişler ve de şehre yerleşmişler. Benim dede’de (daha doğrusu dedeler) savaştan sağ çıkmayı başarmış. Yağma işinde de başarılıymışlar. Ceneviz’li bir taciri boğazlayıp onun deri depolarına ve evine konmuşlar. Ortalık biraz sakinleşince de kent surlarının dışındaki Ceneviz kolonisine (bu günkü Galata) taşınmışlar ve orada deri ticaretine başlamışlar. İki kardeşten biri Galata’da mallara ve eve bakmak için kalırken diğer kardeş gemi ile (parayı buldu ya, iki dakikada g*t* kalkmış) ailenin geri kalanını getirmek için Milano’ya dönmüş ve gebermeden geri gelmeyi, gelirken de çocuk ve kadınları Konstantinopolis’e ulaştırmayı başarmış. (Anlayacağınız benim dedeler temelde serseri olsalar da becerikli serserilermiş) …işte o gündür bu gündür benim ailem Galata’da yaşamış. Bizanslılar 1260’lı yıllarda kenti Latinlerden geri alıp bu defa kentte kalan Latinleri boğazlarken de Galata’da kalıp manzarayı seyretmişler, onlardan sonra gelen ordular şehri kuşatırken de. Fatih’in gemileri karadan taşınırken Osmanlı’ya don yağı, temiz su … hatta urgan ve ip çekmek için deri parçaları sattıkları bile söylenir (…tabi işin bu kısmı rivayet) Anlayacağınız “maceracılık” bizim Büyük dedenin, dedesinin, dedesinin, dedesinin büyük dedesinin büyük dedesinin dedesinden kalma … bir çeşit aile mirası... Meraklısına referanslar. http://tr.wikipedia.org/wiki/D%C3%B6rd%C3%BCnc%C3%BC_Ha%C3%A7l%C4%B1_Seferi http://tr.wikipedia.org/wiki/III._Innocentius http://tr.wikipedia.org/wiki/End%C3%BCljans http://tr.wikipedia.org/wiki/Latin_%C4%B0mparatorlu%C4%9Fu - aha! Af Belgesi Böyle Bir Şey İşte!-
    1 puan
  44. Abi çok yaşa.... gülmekten karnıma ağrılar girdi....
    1 puan
  45. BMW'de kullanılan ZF olmadıkça; ZF'e, ZF demeyenler
    1 puan
  46. - elektrikli koltuk - deri koltuk - elektrikli bagaj kapağı - style a park sensörü ve - Eu 6 motorlar dedim. Bunlardan en büyük -afedersiniz ama- eşeklik style 'a park sensörü koymamaktır. 85-90 ver 200Tllik park sensörü olmasın. Bu segmentte deri döşeme opsiyonu veya üst donanımda standart olması şart Elektrik koltuk şart. Eklemek istediklerim var. Açık renkli iç mekan (kumaş ve/veya panel) şart Son olarak kumaş da olsa , deri de olsa koltukların daha sportif ve gözalıcı olması gerekir.
    1 puan
  47. Ramazan eli dikişli olduğu için şeker vermeyi tercih etmişlerdir...
    1 puan
  48. Biz kalem ve not defteri veriyoruz yanında da şeker
    1 puan
  49. bende prinsi düşündüm ama adanadaki bayii motor garantisi veremeyiz dediği için vazgeçtim sadece 0 km araçlara veriyoruz dediler bana. bende garanti şartları ve biraz pahalı olmasından dolayı prinsten vazgeçtim brc ise garanti belgesi düzenlediği her araca 25 bin tl lik sigorta yapıyor. lpg kaynaklı her türlü arızada bu sigorta devreye giriyor ve masraf karşılanıyor
    1 puan
This leaderboard is set to Istanbul/GMT+03:00
×
×
  • Yeni Oluştur...

Önemli Bilgi

Bu siteyi kullanarak, forum Gizlilik Politikasını kabul etmiş olursunuz.