Düzgün bir Türkçe kullanımını pazarlama gibi görüp iğneleyici ve alaycı bir üslupla cevaplamak senin rahat uyumanı sağlayacaksa okumaya devam et, ninni yavrum ninni.
Elektrikli araçlara bakışın da maalesef dünya gerçeklerinin birazcık gerisinde ve daha iyi bir teknoloji gelene kadar gelişim elektrik üzerinden olacak. Bunu sadece "show business" olarak görüyorsan bu da senin bileceğin iş.
Elektrikli araç kullanımı devlet destekleri ve çevre duyarlılığının gelişmesi ile giderek artmakta ve elbette burada belirleyici unsur araç fiyatları ve menzil olacak.
Araçların imalatının daha az komplike olması, bakım aralıklarının daha uzun ve bakım masraflarının daha düşük olması, elektrikli motorun daha az yer kaplaması nedeniyle iç hacmin daha verimli kullanılması, daha az gürültülü ve daha yüksek performanslı olmaları (ivmelenme açısından) ve işletme maliyetlerinin göreceli düşük olması belirgin avantajları iken bataryaların maliyeti, ömrü, kapasitesi ve ağırlığı şu anda geliştirilmesi gereken bir unsur olarak önümüzde duruyor. Bu konudaki çalışmalar yavaş ilerlese de umut veriyor. Diğer iki konu da şarj istasyonları ve çevre kirliliği. Şarj istasyonları konusunda çok ciddi çalışmalar var ve 100 kW hızlı şarj istasyonları şu anda araçların göreceli yaygın olduğu yerlerde hızla artıyor. Pratikte konuşursak Finli bir dostum Tesla S kullanıyor ve Orta ve Kuzey Avrupa'da sorunsuz uzun yolculuklar yapabildiğini ifade ediyor, söz gelimi Noel zamanı Strazburg'da karşılaştık, Helsinki'den gelmişti. Kuşkusuz daha geliştirme gerekiyor, ama o potansiyel de var.
Çevreye etkisine gelirsek bu tamamen elektrik üretiminin yöntemi ile ilgili. Bu konuyu ilk defa gündeme getiren ve emisyon kazanımının zannedildiği kadar yüksek olmadığını yazanlardan biriyim. Hatta bir dünya haritası ile de süslemiştim.
Güncelini buraya da ekleyeyim.
Ülke bazında elektrik üretimine bağlı elektrikli araçlara dayalı emisyonlara da bakarsak şunu görüyoruz:
Sonuçta kömür yakarak elektrik elde eden ülkelerde emisyonda bir kazanım olmadığı kesin, hatta olumsuz olduğu bile söylenebilir. Ancak global ölçekte de daha temiz enerji çalışmaları süregeliyor ve uzun vadede burada da bir iyileştirme beklemek yanlış olmaz.
Tabii gözden kaçırılmaması gereken bir diğer husus var: Hava kirliliğinin bölgesel yoğunlaşması. Termik santrallerin yarattığı kirlilik -yerleşim bölgelerinden uzak olmaları koşulu ile- havada dağıldığı için konsantrasyonu düşüyor, ancak şehirlerde yoğun trafik bölgelerinde yaşayan insanlar araç kökenli hava kirliliğinden çok fazla etkileniyorlar. Şehir içinde elektrikli araç kullanımı %100 olsa caddelerde hava ne kadar temiz ve sessiz olurdu bir düşünsenize!? En azından yazları...
Kaba bir hesapla elektrikli araçlarla dizel araçlara göre globalde %25 düzeyinde bir emisyon azalmasından bahsediliyor.
Wikipedia verilerine göre -ki oldukça sağlam kaynaklara dayandırılmış- Aralık 2018 itibariyle yoldaki 250 araçtan biri elektrikli.
2016 yılında trafiğe çıkan elektrikli binek/küçük ticari araç sayısı 2 milyon iken (%0,86), bu 2017'de 3 milyona (%1,3) ve 2018'de 5 milyona (%2,1) yükselmiş. Artış bu hızla giderse birkaç yıl içinde bu oranın %10'u geçmesi mümkün. Norveç bu değeri şimdiden yakalamış durumda.
2018 rakamları ile elektrikli araç satışları:
Özetle diyeceğim o ki, dudak bükebilir, ciddiye almayabilir, gösterişten ibaret olduğunu iddia edebilirsiniz, ama yeni bir enerji türü keşfedilmediği sürece yollarda giderek artan sayıda elektrikli araç göreceğiz.
Türkiye özeline gelirsek: Fakir bir ülkeyiz ve elektrik şarj alt yapısını kimsenin üstleneceğini düşünmüyorum. Es kaza yap-işlet-devret modeli ile yapılmaya kalkılırsa da amaç söğüşlemek olacağı için elektrik satış fiyatı ucuz olmayacaktır. Yani bizde elektrikli araçlar her daim azınlıkta kalmaya mahkumdur. Ancak hibridlerin oranı hızla artacaktır.