Jump to content
2019 Temmuz ve 2023 Mart arası tüm içerik ve üyelikler silinmiştir. Lütfen yeniden kayıt yapınız ×

Cem Boneval

Blogger
  • Toplam İleti

    16.837
  • Katılım

  • Son ziyaret

  • Kazandığı Gün

    724

Cem Boneval tarafından yazılan her şey

  1. Daha önce de yazıldığı gibi bu öznel bir tercihtir, hem geçmişteki müzik dinleme alışkanlıkları, hem müzik türü, hem de müzik kaynağı tercihi etkiler. Ancak vurgulanması gereken önemli bir konu var, müzik kaynağından en uç nokta olan hoparlöre kadar sistem ne kadar iyi ise elde edeceğiniz kalite de o kadar iyi olur. Yani tizleri olmayan bir radyo kaydını tizleri açarak ışıltılı hale getiremezsiniz, ya da mütevazi hoparlörlerden bası açarak derin ve kontrollu bir bas elde edemezsiniz, ya da olmayanı var edemezsiniz. Mk3 üzerinde gelen hoparlör sisteminde tizlerin fazla açılması sesi metalik ve sert yaparken, basların çok açılması da tabanı uğultulu ve boğuk hale getirir. Yani diğer bir deyişle oynamaları küçük adımlarla yapmakta yarar var. Ben EQ klasikte, midler -1'de olmak kaydı ile beni yeterince tatmin eden bir ses aldım ve kaynak gözetmeden aynı ayarlarla dinliyorum. Not: Kulağım iyidir ama bu zevklerimizin aynı olduğu anlamına gelmez.
  2. ODD 2017 yılına ait rakamları yayınladı. Benim için ilginç olan binek model satışlarını değerlendirmeye çalışacağım. Değerlendirmeyi segment, marka/model bazında ve 2016 ile karşılaştırmalı yapacağım. Vakit alabilir. Bu nedenle ilk mesaj zaman zaman güncelllenebilir. Önce segmentlere göre genel görüntüye bakalım: Buna göre binek pazarı 2017 yılında bir önceki yıla göre %4.5 oranında gerilemiş. Bu da ekonomik durum düşünülürse şaşırtıcı değil, hatta az bile denilebilir. Segmentlere göre bakılırsa her zamanki gibi C ve kısmen de B segmentlerinde ağırlık. Yıla göre bakılırsa da sadece C ve E segmentleri satış rakamlarını koruyabilmiş, diğerlerinde ortalama %10 düşüş var. Karoseri formatına göre bakarsak da sedanlar yine pazar lideri, bunu H/B ve SUV'lar izliyor. 2016 yılına göre farklara bakarsak SUV ve S/W satışları artmış, bu S/W'larda hatırı sayılır düzeyde, SUV'larda ise algımıza göre düşük kalmış bir sayılabilir. Bu iki kategoride artışın sürmesini beklemek yanlış olmaz. Sedanlar yıl bazında yerini korurken H/B, MPV, CDV ve spor modellerde belirgin düşüş var. Minikler A2 segmentinde temsil ediliyorlar. Ülke zengin olduğunda bu segmente ilgi çok düşük. Pazar lideri Hyundai i10, Fiat 500 ve Kia Picanto onu izliyor. İkisinde de geçen yıla göre belirgin kayıp var, Fiat fiyattan kaybediyor, Picanto da model değiştirecek bildiğim kadarı ile. Opel Adam az ama istikrarlı Neyse çok incelemeye değecek bir segment değil. Küçüklerde durum ne bakalım. Önce ufak sedanlar, yani B1 segmenti: Yaşlı Symbol hala sedanlarda pazar lideri. 301 yakın takipte ve geçen seneye göre pzar payını oldukça arttırmış. İkiz kardeşi C-Elize ve Rapid aynı başarıyı gösterememişler, Özellikle Skoda'nın düşüşü sert. Küçük H/B'lerde rekabet yoğun. Model değişiminin de etkilemesi ile Polo geçen seneki liderliğini Clio'ya kaptırmış görünüyor. Üstelik Clio segmentte artış gösteren az sayıda modelden biri olarak ciddi başarılı görünüyor ve buradaki rakamlara ayrı değerlendirmediğim B3 S/W segmentindeki 5000'in üstündeki satışı da ekleyince fark daha belirginleşiyor. Sandero Dacia'nın "az paraya çok araba" felsefesinin doğruluğunu kanıtlar nitelikte. Ibiza ve Fiesta da model değişimine kurban gitmiş görünüyorlar. Ancak Fiesta'daki düşüş daha dramatik. C3'teki zıplama da ilgi çekici. Binek niyetine kullanılan küçük ticarilerde de pazarda küçülme olsa da sıralamada değişiklik yok. Courier ciddi ilgi görüyor, haklı olarak... Küçük SUV'larda da kavga var. Geçen senenin lideri Mokka yerini Vitara'ya kaptırmış, belli ki rekabetçi fiyat politikası işe yaramış. Captur ikinciliğini korurken segmentte genel bir küçülmeden bahsetmek mümkün. Gelelim alt orta sınıfa ya da meşhur C segmentine. Sedanlarda ezici bir Fiat/Renault hakimiyeti var. gerek Egea, gerekse Megane satışlarını geçen yıla göre belirgin arttırmışlar. Corolla geçen seneki ikinciliğini Megane'a kaptırmış. Filoların etkisi hissediliyor. Focus sedanda makul bir artışla yerini korumuş, model değişimi arefesi için fena sayılmaz. Civic de güzel bir atak yapmış. Skoda'da yine şaşırtıcı bir düşüş var. Bu sınıfın tek premium üyesi ise pazar payı daralsa da Audi A3. H/B'lerde lider değişmedi, VAG grubu Golf ve Leon ile gayet güzel temsil ediliyor. Astra model değişimine rağmen biraz cansız kalmış. Premiumlarda yine A3 segmentin lideri. Civic başta olmak üzere birkaç modelde artış gözlenirken bu segmentte genelde bir daralma var. H/B Focus nadir görülen bir araba olma özelliğini koruyor. Bu segmentte S/W (C3) satışlarında anlamlı bir satış olmadığından değerlendirmeye almadım, Egea bile 1000 adete ulaşmamış. MPV'lerde (C4) ise Dacia Lodgy bir önceki seneye göre bir azalma olsa bile yıllık 4000 adedi geçerek kullanışlılığını kanıtlamış görünüyor. Belirgin artışın dikkat çektiği bir segmet C7, ya da alt-orta sınıf SUV'lar. Yakıt tüketimi ile ürküten Tucson, alternatifler artınca biraz gözden düşen Kadjar ve eskimeye yüz tutmuş Sportage piyasanın kaybedenleri. Premiumlarda da Q2 marka abisini silip süpürmüş. 3008 dikkat çekiyor ve Peugeot'nun yeni SUV'ları ile ciddi bir başarı yakaladığını gösteriyor. Kuga da dizel otomatik dopingi ve göreceli avantajlı fiyatı ile güzel bir yükseliş yakalamış. Honda'nın futuristik C-HR'si de ilgi çekmiş görünüyor, elbise iyi sattırıyor belli ki. Eknomik düşünenler Duster'a yönelmişler ve pazar liderliğine ortak etmişler, ancak liderlik gene sıkıcı bir şekilde Qashqai'de. Orta üst sınıfta sedan hakimiyeti var ve Passat yıllardır bu segmentte ezici bir üstünlüğe sahip. Superb ile birlikte pay kaybetmeyen hatta azıcık arttıran yegane modeller. Elbette bunda 1.6 dizel motorla birlikte sunulan DSG şanzımanın rolü büyük. Superb zaten iç mekan genişliği ile rakipsiz. C serisi de daralmaya rağmen hala iyi satış rakamlarına ulaşarak rakipleri A4 ve BMW 3 serisine fark atıyor. Bu segmentteki SUV'larda da VW başarılı, model değişimine rağmen iyi bir satış profili var. Sınıfın yeni üyesi Kodiaq ise göreceli hızşı bir başlangıç yapmış durumda, daha da yükseklere tırmanacağına kuşku yok. Spor modellerde ise Audi A5'in gönüllere taht kurduğu açık, bizim Yaman'ın almasından da belli zaten. Bana göre sürüş dinamikleri asla bir BMW etmese bile kaliteli malzeme ve işçilik ile sınıfından zengin görünüyor ve gösteriyor. Arteon'un çıkması ile geçen yılın lideri Passat CC tarih oluyor ama Arteon aynı ilgiyi görmüyor bence. Yeri biraz alakasız olsa da Mustang'de iki yıldır ayda yaklaşık 3 adetlik satışı ile oldukça istikrarlı. Üst sınıf BMW, Mercedes ve Audi'nin çarpışma alanı, son iki yıldır da segmentteki sıralama aynen böyle. Audi pek ayak uyduramıyor. Volvo S90 toplamda mütevazi rakamlarda kalsa da geçen yıla göre çarpıcı bir artış gözlemleniyor. Üst segment SUV'larda da Mercedes hem SUV hem Coupe olarak GLC modeli ile ilgi çekmiş. Geçen yıla göre belirgin artmış satışları. Başka da kayda değer bir durum bence yok. Lüks sınıf imren dur sedanlar, burada sıralama yıllardır değişmedi. Bir alt sınıfta BMW'yi tercih eden müşteriler iş gerçekten lükse gelince Mercedes S sınıfından vazgeçmiyor. Lüks SUV'lar da gösteriş alanı. X5 lider gidiyor iki yıldır, Volvo XC90 da peşini bırakmıyor ve Range Rover, Q7, Grand Cherokee gibi ciddi rakipleri de geride bırakıyor. Kısa bir övgü de Velar'a, nefes kesen tasarımı ile ülkemize gelir gelmez hatırı sayılır bir satış başarısı yakaladı. Piyasada bir yıl böyle geçti işte...
  3. Geçmiş olsun. Seat ve Ford farkı, aynı durumda kalan EB Focus'lar çoğunlukla motor yaktı. Servisin duyarlılığı ve kuşkulu her şeyi değiştirmeleri ve ikame araç vermeleri de kayda değer (her ne kadar müşteri memnuniyeti sağlamamış görünse de - bkn. insanın nankörlüğü).
  4. Bu sorunun doğru cevabı bence yok. DPF uyumu yağdaki düşük SAPS (kükürt, kurum ve kül) değerinden kaynaklanıyor. Özellikle kül DPF'yi tıkayan ve ömrünü kısaltan madde. Edge'in Magnatec'e göre oluşturduğu kül oranı yarı yarıya düşük (1.24 yerine 0.64 wt%). Bu da DPF'ye binen yükü göreceli azaltır. Ancak bunun DPF ömrüne olumlu katkısını binlerce km olarak düşünmemekte yarar var. Beri taraftan Ford motor tasarımlarını ve üretimlerini düşük HTHS viskozitesine uygun yaptığı için yağ standartında da bunu şart koşuyor. Burada amaç öncelikle tüketim/emisyonu düşürmek. Edge gibi yüksek HTHS viskozitesine sahip yağların teorik olarak tüketimi arttırması beklenir, ama bu fark edilir düzeyde olmaz. Aslında yüksek HTHS viskozite değerli yağlarla motor yağlanmasının daha iyi olması beklenir, ancak bu beklentinin Ford motor tasarımı ile ne kadar örtüştüğü de meçhul. Sonuçta iki yağ arasında kullanım açısından farklar olsa bile bunların hissedilir düzeyde olacağını düşünmüyorum. Ben yine de standarta uygun yağı kullanmayı yeğlerdim,ama Edge'in de zararı olacağını sanmam.
  5. Focus'ta 200 ile gitmekten daha tehlikeli hissettirmiyor. Heyecan ise sıfır, sadece merak... Düz yolda bende heyecan olmaz.
  6. Hep binekleri yazacak değiliz ya, ara sıra büyükçe ticarileri de yazmakta yarar var. Oldum olası otobüs sürücülüğüne özenmişimdir, gençliğimde rehberlik yaparken sürekli beraber tura çıktığımız Nuri Kaptan Antalya - Alanya arası, o zamanlar trafik pek sakin olduğundan, O302 tur otobüsümüzün direksiyonunu bana bırakırdı. Hem çok keyif alır, hem de turist grubuma bir tür hava atmış olurdum. O zaman bu zamandır ne zaman bir arabaya sığmayacak bir grup oluşsa minibüs kiralarız ve bende doğrudan sürücü seçilirdim. Bu sefer de öyle oldu, İzmir ve havalisini gezmek üzere 8 kişilik grup olunca kiralık aracımız da bir Ford Tourneo Custom Uzun şasi 2.0 Ecoblue A/T oldu. Tabii bu tür araçlarda sürücüden çok yolcuların izlenimleri önemli ama ben ikisine de değinmeye çalışacağım. Dinamik ve şık bir tasarıma sahip araç uzun şasi olunca 5.34 m boyu ve 12,2 m dönüş yarıçapı ile pek kıvrak gibi görünmese de kullanımda asla böyle hissedilmiyor, gerek şehir içi şerit değiştirmeli akıcı kullanımda, gerekse park etmede hiç sorun yaşatmadı. Oturma düzeni 1+1, 2, 2, 3 şeklinde. Koltuklar sert fakat rahat ve güzel biçimlendirilmiş. Çift taraftan sürgülü kapılar yolcu kabinine binişi kolaylaştırıyor. Sürgülü kapılar göreceli ağır ve açma kapatmada biraz asılmayı gerektirse de hanımlar tarafından da kolaylıkla kullanılabildi. Bu arada bu konfigürasyonda maalesef anlamlı bir bagaj hacminin bulunmadığını da eklemek lazım, bavullar koridorda yolcularla birlikte seyahat ediyorlar. Öne binişlerde de basamağı kullanıp -tutamaç olmadığı için (neden şaşırmadım acaba)- solda direksiyona asılıp binmek gerekiyor, sağda ise biraz denge oyunu oluyor. Kokpit ferah, yukarıda oturma hissini destekliyor. Focus'tan da tanıdığımız klasik gösterge tablosuna sahip. Araç Titanium donanım olmasına rağmen yol bilgisayarı ekranı küçük düşük çözünürlüklü komik ekrandan. Direksiyon yükseklik ve derinlik ayarlı. Koltuk ve direksiyon ile oynayarak herkesin rahat bir sürüş pozisyonu yakalaması mümkün görünüyor. Ancak bana uygun ayarlarda direksiyon gösterge panelinin altını perdeledi. Ortada yine eski Focus'tan alıştığımız çok düğmeli ses sistemi var. Titanium donanımda telefon bağlantısı var. Ekranı göreceli büyük ve yüksek çözünürlükte ama klasik basit gösterge işlevinde. Ses sisteminin ses kalitesi metalik ve künt tizler, el arkasından konuşuyormuş hissi veren orta sesler ve güçlü ama bulanık baslarla kötü, öyle ki ancak 15 dakika dayanabildim müzik yayına, resmen rahatsız edici. Yine ortada fırın düğmeli manüel kalorifer sistemi ve klima kumandaları var. Çakmak yeri burada ve 12V kapaklı. Kokpitte ticari bir araç için bence yeterli saklma/depolama alanı yok, kapı iç cepleri geniş ama çok alçakta, her iki kapı yakınında büyük pet şişe alacak yuvarlak cepler var, radyonun üstünde kaymayı önleyici malzemeli küçük bir alan var, gösterge panelinin üstünde de kapaklı bir cep var. İçinde USB, 3.5mm Aux bağlantıları ve 12V'luk bir çıkış daha var. Ruhsat falan saklanabilir. Bütün alan bu, yani elimde A4 bir not defteri ile gelsem koyabileceğim düzgün bir yer yok. Öndeki iki koltuk arasında el freni kolu var, bunun dışında koca bir boşluk... Oraya güzel kapaklı bir konsol iyi giderdi kuşkusuz. En etkileyici olan ise hemen direksiyonun yanında bulunan vites kolu, konumu çok kullanışlı. Tabii otomatik viteste pek önemi kalmıyor. Anahtardan çalıştırmalı motor 2.0 TDCi 170 PS güç ve 405 Nm torklu Ecoblue ünite. Gücü yerinde, 1500 devir dakikadan itibaren çok güzel ivmeleniyor ve gücü azalsa da 4000 dd üzerine kadar istekli bir şekilde devirleniyor. Sürüş esnasında asla motor gücü eksikliği hissedilmiyor, 8 kişi ve bagajları ile de her türlü sollamayı rahat bir şekilde yapıyor. Hızını asla belli etmiyor, hafif gaza basarak Aydın otoyolunda sık sık 140 km/h hızı aştığımı ancak hız göstergesine bakınca fark edebiliyordum, pislik yapmak isterseniz de türlü binek aracı taciz etmek mümkün. Kimseye çaktırmadan 180 km/h hıza kadar çıktım, daha da giderdi. Ağırlığın 2350 kg olduğu düşünülürse etkileyici. Direksiyondan kumandalı hız sabitleyici/sınırlandırıcı da sürüş kolaylığına katkıda bulunuyor. Tek olumsuz yanı motor gürültüsü fazla, hele ki önde oturanları rahatsız edecek düzeyde ve biraz da titreşimli. Yani izolasyon konusunda daha fazla çalışma ister. Altı ileri otomatik şanzıman bu tür bir araç için gayet başarılı, genelde değişimler istikrarlı ve dengeli, kick-down cevabı hızlı, manüel kullanımda da gayet akıcı ve yeterince hızlı. Yokuş kalkış desteğinin önemi iri araçlarda daha da öne çıkıyor ve hayatı kolaylaştırıyor, start-stop sistemi de gayet etkin çalışıyor. Sürüş dinamiklerine gelirsek, gerek virajda gerek düz gidişte sorun yok, yeterince kıvrak ve kontrollu, fazla yatmıyor ve iz takibi gerçekten iyi. Direksiyon sistemi de yeterli geri bildirimi veriyor ve kontrolu dengeli ve kolay bir şekilde sağlıyor. Belki biraz daha hafif olabilirdi, özellikle şehir içinde. 215/65-16 Conti Vanco 2 lastikler ve alaşım jantlar da kendince sürüş keyfine katkıda bulunuyor. Konfor da güçlü olduğu yönlerden biri, süspansiyon ayarı tatlı sert, ne küçük engel ne de geniş engebelerde rahatsız edici bir darbe hissi yok, hatta bu tür araçlarda arkanın hoplaması ve benim gibi sürücülerin kullandığı araçlarda arkadan yolcu çığlıkları gelmesi olasıdır, ama bunda hiç yaşamadık, yolcuların keyfini kaçıracak, sohbete ara vermelerini gerektirecek hiçbir olumsuzluk yaşanmadı. Tüketim güç ve ağırlığa göre ortalama düzeyde, şehir dışı sakin kullanımda 8-8,5L/100 km, yokuşlu İzmir içi kullanımda 10,5-11L/100 km'ye kadar yükselebiliyor. Mercekli halojen farlar yeterli aydınlatma sağlarken, viraj içi aydınlatma özelliği de olumlu, aracı çevreleyen park sensörleri de manevrayı kolaylaştıryor. Özetle performanslı, sürüşü keyifli, yeterince konforlu bir araç, ekonomisi ön planda değil, iç mekanla da biraz daha uğraşmak gerekli. Ben bunu alır arkasını iki kişilik bir yataklı kullanım alanına çevirir bitmeyecek seyahatlerde kullanırdım mesela. Fiyatlar güncellenmekte olduğundan şu anda bu konuda bir yorum yapamayacağım.
  7. Bu konuda yazmak anlamsız. Fiyatları hükümetin koyduğu fahiş vergiler belirliyor. Yükselen döviz kurları ve enflasyon da bizim alım gücümüzü düşürüyor. Otosan donanım cambazlıkları ile fiyatları vergiden korumaya çalışacak. Biz de paramız neye yeterse onu almaya uğraşacağız. Ancak umarım "bütün arabalar eşit pahalılandı, ama Focus en pahalısı oldu" demek durumunda kalmayız. Büyük bir kesim için gün geçtikçe fakirleştiğini hissetmek pek hoş değil. Eskiden üzerine 20-30.000 koyup arabayı yenilerdik. Şimdilerde bu 100.000'e çıktı.
  8. Eğer düzgün ve uygun ürünler ise gayet makul...
  9. Sağlığımızı ve umudumuzu kaybetmeyeceğmiz bir yıl olsun demekten fazlası içimden gelmiyor. Keyifli bir.şehirde güzel bir karşılama yapmanıza rağmen böyle.
  10. ve de muhtemelen arkadan esen güçlü bir rüzgarla...
  11. O kutunun içine çaktırmadan OPET yağ koysam da hissiyat aynı olurdu, benden söylemesi.
  12. Kuyuya taşı atan var. Ben de çıkarmaya çalışacak kırkın ilki olayın. Sayılara bakacaksak o zaman en alttaki 1.6 lehine olan tur zamanını da görmeden geçmemek lazım. Ben çok bariz bir açtım kaçtım koptum tokatladım farkı olacağını düşünmüyorum.
  13. Ben balık konusunda tembelim, çoğunlukla lezzeti belirgin olmayan bir et için kılçık ayıklama ile uğraşmam. Mevsiminde iyi lüferi bulursam yerim, iyi kızarmış kıraça istavriti tek lokmada götürürüm, deniz levreğinin filetosunu Arma'da isterim, ama sonuçta balığı sevmem. Üstelik bunu gençliğinde bir çaparide 10-12 kolyos çekmiş, bir gecede yüzün üzerinde lüfer yakalamış, 10 kilo üstü sinaritleri canlı yemle çekmiş, kışın orkinos avına çıkmış biri olarak yazıyorum. Omega3'ler sizin olsun, bana B12 yeter.
  14. Hiç yemedim diyerek yeme beni. Abicim bu sıcak yağda 12 saat haşlanıyor, sonra özel sosla fırıma giriyor ve sıcak sıcak servis ediliyor. Pamuk gibi oluyor ve her tarafı yeniliyor. Ben balık sevmem ama buraya ne zaman gelsem bunu kaçırmam.
  15. Kiremitte ahtapot, en iyisinden. Yer: Marmaris Söğüt Bu da hediyesi: Bir köşede dursun.
  16. Hesabında hata var maalesef. Rölantideki tüketim saatte yakılan yakıttır. Senin örneğinde 44 km'de 0.2L tasarruf etmiş olacaksın. Şehir trafiğinde bu yol için ortalama 3.5-4L yaktığını var sayarsak yüzde beşlik bir tasarruf denilebilir. Trafik ne kadar yoğunsa bu tasarruf o ölçüde artar, tabii göreceli. Start-stopu münferit değil de eş zamanlı binlerce arabanın uyguladığı düşünülürse hem emisyon salınımı hem de yakıt tasarrufu anlamlı hale gelir. Açıkcası ben artık ışıkta beklerken motor çalışıyorsa rahatsız oluyorum.
  17. Prime 3'le deneyimim olmadı ama Ventus S1 evo oldukça başarılı. Ayrıca Prime 3 fabrika çıkışı farklı modellerde gözlmledim. Yani macera sayılmaz, bence denemeye değer. Tabii satıcı sağlam ise. Yok. Balans kontrolunda deformasyonlar fark edilebilir. 30.000 km yapmış lastikte çok da fazla uğraşmazdım.
  18. Varsayımsal konuşuyoruz ama şöyle ifade edeyim Focus'un Opel veya VW'deki emsallerinden pahalı olmasını hakli gösterecek bir yanı yok. Marka sayısını arttırmak olası.
  19. Zafer maalesef yanılıyorsun. BT ve USB'den dinlediğin müzikler genelde mp3 veya AAC protokolu ile "sıkıştırılmış" müziklerdir. Ve bu protokollerdeki en kayıpsız düzeyde bile müziğin kalitesi bozulur. Bunu araba ortamında duymuyor olabilirsin. Ama gerçek budur. Yani aynıdır, araba ortamında fark edemezsin, atlama yapmaz falan diyebilirsin ama daha iyidir diyemezsin, desen de yanlış olur. Ben klasik müziği çok dinleyen türdenim ve CD'deki netliği, detayı ve frekans spektrumunu en az kayıpla sıkıştırılmış mp3'te bile bulamıyorum, arabada bile. Kulağın eğitimli olmasının da etkisi vardır kuşkusuz. Kalite bozulmadan dijital ortamdan dinlenebilir mi? Evet. WAV (windows) ve AIFF (Apple) dönüştürme protokolleri bunu sağlar, ama dosya büyüklükleri kullanımın pratikliğini ortadan kaldırır. Dosya büyüklüğünü azaltarak kayıpsız kalite sunan sıkıştırma protokolleri de var: FLAC (açık kaynak), Apple losless ve en çok sıkıştırabilen APE bunlara örnektir. Bunlarda da sorunlar oynatıcı uyumsuzlukları, kod dönüştürme sürecinde (çalarken) donanıma çok yük bindirmeleri ve her şeye rağmen hala büyük dosya boyutlarıdır. Aynı müzik parçasının APE versiyonu 320 kBit/s mp3'ün yaklaşık üç katıdır. Sonuçta CD'lerin kötü olabilir, CDçalar bağlantında sorun olabilir, kafası kirlenmiş olabilir, ama hayır CD her zaman daha kaliteli ses sunar. Kaliteli ses tanımımız aynı olmayabilir tabii bu arada, gerekirse ondan de ne anladığımı açıklayabilirim.
  20. Koç'tan Avis ve Budget'a, sağ cebimden sol cebime. Hiç bir firmanın rahatı çok sürmeyecek. En azıdan belli kriterleri karşıladığı anlamına geliyor. Mesela Dacia parasına göre kullanışlı ve çok araba sunuyor. Genelleme yapmak yanlış, ülkemizde de daha seçici bir alıcı grubu oluştu. Sonuçta Ford sürüş dinamikleri ile mutlu eden, sağlam ve dayanıklı arabalar üretiyor. Ama özellikle Fiesta ve Focus pahalı. Az satıp çok kar ediyor olabilirler. Kendi bilecekleri iş. Ama beni hiç ilgilendirmiyor bu "iyilik" halleri. Ben arabanın ulaşılabilir olması ile ilgileniyorum ve Ford'dan giderek uzaklaşmaktayım bu tutumları nedeniyle. Kimseye 140.000 TL'lik Focus'u tavsiye edemem. Tabii bu da benim tutumum ve "problemim".
  21. Bu esnada ne bağlı müzik sistemine? Radyo evet, müzik CD'si hayır...
  22. Önce kanıyı kanıtlayın, sonra yorum yapalım. Ön ve arka balatalar birlikte 170 TL aşırı ucuz bir rakam. Doğru balata olduğundan emin olun. Arkalar daha uzun gider, kontrol etmeden değiştirmeyin. Balata değişimi garantiyi bozmaz, ancak doğru parçaların doğru işçilikle yapılması gerekir. Yetkili servisler işletme masrafları ve garanti süreçleri nedeniyle daha pahalı. Bence de aşırı yüksek. Tercih sizin.
  23. gibi sanki. Ocak - Kasım bineklerde durum:
  24. Tabii motor çalıştığı sürece. Başka nasıl yakacak?
×
×
  • Yeni Oluştur...

Önemli Bilgi

Bu siteyi kullanarak, forum Gizlilik Politikasını kabul etmiş olursunuz.