yol ayrımı diyince zeki alasyanın bir sonradan diyaloğa dönüşen bir monoloğu aklıma geldi aynen aktarıyorum:
"şimdi ben bakırköy'e gittiğimde oradaki doktor benimle ilgilenmezse çok kötü olabilir hani..oradaki doktorun benimle ilgilenmemesi halinde ortaya bir takım terslikler çıkacak, bu tersliklerin yarattığı platforma yaklaştığımızda bir yol ayrımında olduğumuzun bilincine varmak zorundayız, ileri mi gidicez, geri mi gidicez, sağa mı gidicez sola mı gidicez, ne tarafa gideceğimizi bilmezsek istikametimizi nasıl çizeceğiz? istikametimizi çizmediğimiz taktirde elimizde bir takım paketler tutacağız tabi, bu paketlerin içinde mesela baklava varsa ve baklavanın tatlısı damlıyorsa, damlaya damlaya göl olur. damlaya damlaya göl olur ama o gölde yüzülmez ki çünkü orası tatlılı bir göl!! atarsın bi elini böyle, bi kolunu da burdan atarsın böyle, burdaki elin bu elmaya yapışınca brrrhıbıhıbıhbııhı, bu taraftan kulaç atmak çok zor olur tabi.. ben o zaman o gölden çıkar sirke gölüne dalarım, sirke gölü çok güzel göldür! içine salatalıklar doğrarım, domatesleri doğrarım, bir de zeytin yağı çıkarıp tak tak tak böyle, al sana bir yığın göl dolusu salata, al eline çatalı başla yemeye başla yemeye! salata çok iyidir, salata insan sağlığı için çok iyi bir salata olmakla beraber, kömür madenleri insan sağlığı için iyi değildir mesela..kömür madenlerinde maazallah insanın boğazına kömür tozu kaçtı mı hapşıpıdı şıpşiyaaa yapar, o bakımdan bazı şeyleri düşünmek mecburiyet ve azmindeyiz".
bunun üzerine metin akpınar: "sen süleyman demirel'un akrabasi misun?
-neden?
- bu kadar çok konişup birşey soylememak meseledur da yani onu diyrum"