Öncelikle belirtmeliyim ki konunun bu şekilde gelişmesi çok güzel oldu.
Aydın aklı ile bin yaşasın ki benim önerimi ayrı bir başlığa taşımış.
Hepimizin zaman zaman kendimizi anlatma derdi oluyor, bu anlatımlar yanı zamanda bir öz değerlendirme niteliği taşıyor..
Birbirimizi daha iyi tanımamız açısından da çok önemli elbette.
Ayrıca forumdaşların buraya kendilerini yazıyor olmaları forumu ne kadar benimsedikleri, güvendikleri ve samimi bulduklarının bir kanıtıdır, aferin bize...!
Doktorlara gelince....
Öyle insanüstü özellikler yüklemeye gerek yok, hayal kırıklığına neden olabilir.
Farklı ve yoğun bir eğitimden geçiyor ve aldığımız eğitim ne gerektiriyorsa onu yapıyoruz. İşimizi iyi yaparsak insanlara en zor dönemlerinde yardımcı olmuş oluyoruz. Doktor olmak "adam" olmak demek olmuyor çoğunlukla, ancak tıp eğitimini seçenler özellikle ülkemiz şartlarında elenerek bu noktaya geldiklerinden zaten alt yapı olarak sıra dışı bir konumda oluyorlar.
Bana gelince...
Engin'in de yazdığı gibi bizi şekillendiren önemli ölçüde eğitimimiz. Bu aileden başlıyor, okulla sürüyor.
Eğitimle elde ettiklerimizi nasıl kullandığımız ise önemli ölçüde duygu durumu ile ilgili, aile içinde sevgi gören, sorumluluk verilen, başarısı ödüllendirilen kişi uyumlu, dengeli, paylaşımcı ve yapıcı oluyor, horlanan ise mütecaviz, bazen pısırık, bazen aşırı hükümran, hep banacı ve tatminsiz!
Yani insan davranışlarının arkasında da mutlaka nesnel bir sebep-sonuç ilişkisi yatıyor.
Ben şanslı bir çocukluk geçirdim. 10 yaşına kadar ailenin tek çocuğu olarak el üstünde tutuldum, ama daima görev ve sorumluklar çerçevesinde yaşadım/yaşatıldım. 6 yaşında tek kelime bile anlamadığım halde Almanya'da "Kindergaten" ile başladı okul eğitim yaşamım. Sonrasında hemen hep Alman ekolü ile devam etti. Bu nedenle de maddeci (bunu para/mal tutkunu olarak algılamayın) bir yapım olduğu gibi sistem adamıyımdır, yani sistemi kurup kusursuz çalışmasını sağlamaya programlanmışımdır. Ayrıca liderlik yapabilsem de birinci adam olmaktan hoşlanmam.
Rekabeti de sevmem. Rekabet yarışma demektir, yarışmada da hep bir kaybeden olur.
Kaybeden olmaktan çok kaybeden birinin olmasından mutsuz olurum.
İnsan doğası kazananın kontolsüz güç uygulamasına yol açıyor olması nedeniyle iş çoğunlukla çığırından çıkar.
Bu nedenle ortaklaşmayı ve paylaşmayı ön planda tutmaya çalışırım.
Hayat görüşüme gelince:
Varoluşumuzun nedeni türün sürmesi için kullanılan bir genetik programlama sonuçta. Duygusal bakmayın olaya, doğa bilimci gözüyle incelediniz mi farklı bir neden bulmak zor.
Herhangi birimizi yer yüzünden çekip alsalar dünya bunun farkına bile varmaz. Yani bir işe yaradığımızı veya hayatımızın birine veya bir şeylere hizmet ettiğini söylemek yine doğa bilimci gözüyle olanaksız.
Hal böyle olunca hayatın anlamı "ne yüklersen o" oluyor. Ben keyif almak ve mutlu olmak istiyorum. Bunu yaparken de hem doğal çevremi hem diğer insanları da gözetmem gerektiğini düşünüyorum, evrensel iş bölümüne inanıyor ve birbirimize yardımcı olursak hayata daha kolay asılabileceğimizi , daha net anlamlandırabileceğimizi ve daha çok keyif alabileceğimizi düşünüyorum. Halk arasında kullanılan "birlikten güç doğar" sözünün farklı bir tanımlaması bu...
Ayrıca kendimi doğanın bir parçası olarak görüyorum, merkezi değil.
Kendimle barışık sayılırım, şişman bir çocukluğun aşağılık duygusunun uzun vadede farklı açılımlarla dengeleyerek üstesinden geldiğime inanıyorum.
Bu arada aşağılık duygusu bana has bir durum değil, hepimizi geliştiren veya batıran itici güç (mesela ilk defa masaya oturtulan ve baş hizasında masa kenarı, önkolu uzunluğunda çatalı ve gövdesi büyüklüğünde tabağı görüp bunları kullanması istenen çocuğun yaşadığı duygudur bu).
Maddeselleştirmem size ulaşabilmenin bir yolu, tek tek anlam bütünlüğü olan maddelerin hem anlaşılması hem de akılda kalması daha kolay oluyor.
Hayatı merak ederim, başkaları nasıl anlamlandırmış diye incelerim, bu bağlamda ben de kötü bir gözlemci sayılmam.
Taklitçi ve şekilci olmamaya çalışırım, kendi tarzımı bulmak ve tanımlamak önemlidir benim için de.
Ayrıca hayatı bir keşif olarak algılarım, her gün yeni şeylere gebedir, her an farklı bir bakış açısı yakalanabilir. Keşiflerinizde vardığınız nokta ne kadar cesur olduğunuz ile ilgilidir. Ve yine vardığınız nokta her zaman hoşunuza gitmeyebilir.
Hayat beynimizde şekillenir, aynı mekan ve ortamda bir gün çok mutlu, bir gün çok sıkkın olabiliyoruz. Bu da mutluluğun akıl işi olduğunun bir kanıtıdır.
Yazacak çok şey var, kitap bile olur, ama işe gitmek lazım, geç bile kaldım.
Bir de ek: Başak burcuyum, yükselenim dahil. Ve başak burcunun bütün özelliklerini eksiksiz taşıyorum, merak eden incelesin beni okur
Yine Einstein'dan bir alıntı ile bitireyim: Hayatı yaşamanın iki yolu vardır: Biri hiçbirşeyin mucize olmadığını düşünmek, diğeri herşeyin mucize olduğunu düşünmek."
Ben sanırım ilkini yapıyorum, ikincisi daha kolay olurdu belki.
Cemil Bozkır ne yapardı bilemem, onu ona sormak lazım, çünkü benim yaşadıklarım beni Cem Boneval yaptı...