Welcome to Focus Club Tr | Otomobil Severlerin Adresi

Tüm özelliklerine erişmek için şimdi kaydolun. Kayıt yaptırdıktan sonra, konu açabilir, konuları yanıtlayabilir, kullanıcıların mesajlarını beğenebilir, özel mesaj yollayabilirsiniz.

Kayıt olduktan sonra bu mesaj silinecektir.

  • Duyurular

    • Yakup Çağatay

      Görünmeyen Resimler - Imgur ve PhotoBucket   06-08-2015

      Türkiye'de i.imgur adresi engellemiş durumdadır, bu sorunu çözmek için ilk etapta öncelikli konuları yenilemeye başladık. Şuan görmek için yapmanız gereken basit bir DNS değişikliğidir; Google dns gibi 8.8.4.4 NOT: Bu sadece imgur'a yüklenen fotoğraflar için geçerlidir. PhotoBucket da diğer sitelerde görüntülemesini kapattı. Gözükmeyen bir resim/foto gördüğünüzde lütfen RAPOR düğmesini kullanarak bizlere bildiriniz eğer mümkünse görünür hale getireceğiz. İlginize Teşekkürler.
“ER-OL
Celal Maraşlıoğlu

Side Belek Kızılağaç Bölgesinde Tatil önerisi

1.5 yaşındaki oğlumla uzun yolculuklara dayanamayacağımıza karar vermiş olup ağustosun 20 sinden itibaren 5 günlük hepsi dahil tatile çıkmaya karar verdik ama sıkıntımız genel itibariyle otellerin denizlerinin pek sığ olmaması malum çocuk küçük denizi hemen derinleşmeyen bir otel istiyoruz ama sitelerden pek belli değil durumları tatilini side belek kızılağaç bölgesinde geçiren arkadaşların değerli yorumlarıyla yardımcı olmasını rica ediyorum.

Celal Maraşlıoğlu tarafından düzenlendi

Bu iletiyi paylaş


İleti bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Birçok örnek verebilirdim ama 1i hariç hiçbirinin adını hatırlamıyorum şuan. O biri de Belek Letonia Golf Resort..

Mersin sahilleri dediğiniz gibidir fakat istediğiniz tarzda otel bulma şansınız nerdeyse yoktur. Fakat genel itibari ile denizi tabiri caizse 100 metre gitseniz 2 metre derinliğe ulaşır.

Bu iletiyi paylaş


İleti bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş
On 18.06.2016 at 02:18, Celal Maraşlıoğlu said:

1.5 yaşındaki oğlumla uzun yolculuklara dayanamayacağımıza karar vermiş olup ağustosun 20 sinden itibaren 5 günlük hepsi dahil tatile çıkmaya karar verdik ama sıkıntımız genel itibariyle otellerin denizlerinin pek sığ olmaması malum çocuk küçük denizi hemen derinleşmeyen bir otel istiyoruz ama sitelerden pek belli değil durumları tatilini side belek kızılağaç bölgesinde geçiren arkadaşların değerli yorumlarıyla yardımcı olmasını rica ediyorum.

 

Merhaba, bende iki çocuk babasıyım ve arkadaşlarımızın ısrarı üzerine Belek Beach Resort Hotel 9 - 15 Temmuz Rezervasyonumuzu yaptırdık.  (Hem İstanbul - Antalya arası Focus'umuzu test etmiş oluruz diye düşündük)

Çocuklu aileler için mükemmel diyorlar Özel Plajı, 7/24 animasyon ve aktivitelerin olduğu çocuk ve aile dostu bir otel  Genel beğeni puanı çok iyi. incelemenizi öneririm.

Bu iletiyi paylaş


İleti bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Hesap oluşturun veya yorum yazmak için oturum açın

Yorum yapmak için üye olmanız gerekiyor

Hesap oluştur

Hesap oluşturmak ve bize katılmak çok kolay.


Hesap Oluştur

Giriş yap

Zaten bir hesabınız var mı? Buradan giriş yapın.


Giriş Yap


  • Benzer Konular

    • Yazan: Olcay Sert
      Bu yaz ramada kuşadasında kaldık videoları gezerken sizinle de paylaşayım dedim. fiyat/performans olarak bence gayet iyi bi otel bu senede fiyatlar uygun olursa gene kalabiliriz
    • Yazan: Doğan Kurban
      Arkadaşlar 15 günlük Mersin Susanoğlan tatilimden güzel kareleri beğeni ve önerilerinize sunuyorum.Sevgi ve saygılarımla.
       
       
       

       

       

       

       

       

       

    • Yazan: Cem Boneval
      Bilgi notu: Bol resimli bir konu olup kota sınırı ve yavaş bağlantısı olanlar çok merak etmedikçe dalmasınlar...
       
      Geçen hafta sonu nöbet olmayınca fırsattan istifade bir süredir ihmal ettiğimiz Fethiye'ye gidelim dedik.
      Cumartesi sabahtan karı-koca yola çıktık.
      0-1500-0 m rakım farkı ve dağlık bölgede rahat ve geniş virajlı yolları ile yaklaşık 200 km'lik parkur benim favorilerimdendir, zorlanmadan keyifli bir sürüş imkanı verir.
       
      Bu çıkıştan...

       
      Bu da inişten...

       
      Korkuteli'ni geçtikten az sonra araçtan gelen uyarı sesi ile irkildim:
       

       
      Isı 4 dereceye düşmüş ve buzlanma uyarısı veriyordu, sıcak memlekette yaşayan bizler için oldukça alışılmadık bir durum tabii.
       
      Bu arada dikkatli gözlerden kaçmamıştır, şehir dışı olmasına rağmen 7,7 tüketim, rampa yukarı ve altınızda EB olunca yavaş gidilmiyor, hele ki tahrik eden birileri olursa; haliyle tüketim de yüksek oluyor, Fethiye dönüşü rampalara vurup bastırınca 120 km/h ort. süratte bir ara 12,5 bile gördüm, ama neyse ki yokuş aşağı düşüyor, benim uzun yol değerlerim 7-7,5 altına inmiyor; neyse konumuz bu değil.
       
      Söğüt'te sobalı bir mekanda gözlemeli bir kahvaltından sonra Eşen vadisinin güzelliğinin tadını çıkararak Fethiye'ye indik.
       

       
      Fethyte, antik adı ile Telmessos ve Osmanlı dönemindeki adı ile Meğri, Muğla'nın en büyük ilçesi ve 84.000'lik bir kış nüfusuna sahip. Doğal güzellkleri (Ölüdeniz, Oniki Adalar, Çalış, Kargı plajları), tarihi mekanları (Tlos, Amyntas, Kayaköy) ve sportif olanakları ile (yelken, surf, yamaç paraşütü, trekking, hiking) şöhreti ülke sınırları dışına taşmış bölge yıl boyunca çok sayıda turisti ağırlıyor. Bunun yanında Eşen vadisinde tarım ve seracılık, dağ köylerinde zeytin, üzüm, mantar tarımı ilave gelir kaynakları.
      Hiç sıkılmadan günlerinizi geçirebileceğiniz çok yönlü bir bölge kısacası...
       
      Biz daha önce sık gittiğimiz yerlerden uzak kalmaya gayret ederek önce "Paspatur" adı ile anılan eski Fethiye merkezini gezdik; bugün bar, lokanta ve dükkanların doldurduğu sokaklarda dikkatli gözler tarihi dokuyu fark etmekte pek zorlanmayacaktır.
       

       
      Paspaturdan çarşıya doğru ilerlerken karşınıza kapalı bir çarşının avlusunda "Balıkpazarı" olarak adlandırılan balık hali ve restoranlar mekanı çıkıyor.
      Balık sevenler için mutlaka ziyaret edilmesi gereken bir yer, istediğiniz balığı alıp beğendiğiniz pişiricide yaptırabiliyorsunuz.
      Farklı bir planımız olduğundan başka sefere dedik...
       

       
      Park ve bahçelerin içinden yolumuza devam ederek arka sokaklardan kaya mezarlarının bulunduğu tepeye yöneldik.
       

       

       
      İlçedir park yeri sorunu yoktur diyenler iki kere düşünmeli, dağ taş araba dolu...
       

       
      Kapı önünde gördüğümüz herkes ile sohbet ede ede sonunda kaya mezarlarına ulaştık.
      Likya döneminin tipik özelliği olan ve kayaların içi oyularak yapılan mezar odaları mezar sahibinin soyluluğu düzeyinde görkemli oluyor hali ile. 
      Bu bölgedeki en büyük mezar da Prens Amyntas'a ait, MÖ IV.yüzyılda yapılmış ve cephesini 12 metrelik İon tarzı iki sütunun bezediği bir yapı bu. Yanında irili ufaklı başka mezarlar da var ve hepsi muhteşem bir körfez manzarasına sahip. Ölümden sonra yaşama inanmak ve buna göre düzenleme yapmak insanlık tarihi kadar eski bir inanç sanırım...
       

       

       

       
      Bu manzaraya karşı bir keyif çayı içtikten sonra ormanın içinden kıvrıla kıvrıla tırmanan dar ve bozuk zeminli 8 km'lik bir yoldan Kayaköye ulaştık.
       
      Kayaköy kökenini geç Osmanlı döneminden alan, hatta belki ilk yerleşim alanı olarak Likya dönemine kadar uzatılabilecek geçmişe sahip bir yerleşke. Kıyıdaki yaşam alanlarının denizden işgale açık ve savunmasız olması nedeniyle antik dönemlerde korunaklı bir barınak oluşturmak amacı ile yerleşim alanı haline geldiği yazılanlar arasında.
      19.yüzyılda Levissi adı ile anılan köy kayıtlara 1000 hane ile geçmiş. Sırtını dağa yaslayan köyün yukarı ve aşağı yerleşke olmak üzere iki farklı alanı var, yukarı yerleşke daha çok ticaret ve zanaat ile uğraşan Rumların, aşağı yerleşke ise tarımla uğraşan Türklerin yaşam alanı olarak belirtiliyor. 
      1922'de mübadele döneminde tüm nüfus köyü terk edince bakımsız kalan ve 1957 depremi ile de darbe yiyerek hemen tümden yıkılan köy bugün daha çok bir hayalet kasaba görünümünde. Ürpertici bir havası var. Taşlı yollardan yıkık evlerin arasında gezmek farklı bir his, hayal gücünüzü sürekli evleri onarıyor, sokaklara insanları yerleştiriyor ve mekanı yaşatmaya uğraşıyor.
       

       
      Bu fotoğrafı küçük bir şapel ve gözetleme kulesinin bulunduğu en yüksek tepeden çektim, yukarı mahalleyi görüyoruz. sağdaki büyük yapı Yukarı Kilise ve ortada en üst noktada görülen eski erkekler okulu, aşağı köyde de kızlar okulu bulunuyor.
       

       

       

       

       

       

       

       
      Aşağı kilise daha iyi korunmuş iç mekanı ile dikkat çekiyor.
       

       

       

       

       
      Yaklaşık iki saatlik gezimizi köyü yeşillikler içinde bırakarak bitiriyor ve mekanı biz de terkediyoruz.
       

       
      Kayaköy çevresinde pek çok yeme-içme ve dinlenme mekanı var, sessiz rahat ve keyifli, ama akşam yemeği için özgün bir mekanı gözümüze kestirdiğimizden yola devam ediyoruz.
       
      Akşam yemeğini Fethiye meydanda (yeni adı ile Uğur Mumcu Parkı) bulunan otantik bir lokantada yedik, adı "Kefal'in Yeri".
      Yıllardır özgünlüğünden ödün vermeden ayakta duran bu küçük mekan kendi müdavimlerini de yarattığı için özellikle grup olarak rezervasyonsuz gidince yer bulamamak olası. Sahibi Orhan Bey, eşi Selma Hanım ile mutfağa girerek sürekli yeni lezzetler yaratıyorlar.
       
      Biz meze olarak özel soslu karides, kalamar dolma, balık köftesi ve Fethiye usulü sirkeli sarmısaklı patates dilim tava ve yeşil salatayı "uygun sıvılar" eşliğinde aldık, üstüne de iri bir mercanı karı koca hallettik. 
      Yolunuz düşerse ve deniz mahsulleri seviyorsanız uğramanızı öneririm.
       

      Pazar günü deniz kıyısında uzuuuun bir kahvaltıdan sonra Çalış plajını ve hemen yanındaki kuş cennetini ziyaret ettik.
      Kuş cenneti zaman zaman göçmen kuşların uğrak yeri olarak renkli görüntüler sunabiliyor, ama bu sefer bize küsmüş olmalılar, birkaç martı dışında boştu...
      Buna karşılık sahilde güçlü rüzgar "kite surfer"leri kanatlandırmıştı, zevkli bir uğraş, ama genç olmak lazım!
       

       

       

       

       
      Öğleden sonra ise geleneksel kuzugöbeği mantar festivalinin olduğunu duyunca Yeşilüzümlu beldesine geçtik, yaklaşık 15 km mesafede bir dağ köyü Yeşilüzümlü, ev pansiyonculuğu yapıyorlar, bolca trekking yolu var, ve bu yörede özellikle Avrupa mutfaklarında özel bir yer edinmiş kuzugöbeği mantarı (Morchella türü) bolca yetişiyor ve yalnızca bu mevsimde!
      Festival kapsamında şarkılı türkülü kutlamalar, yarışmalar, yeme içme programları yoğun bir şekilde gerçekleşiyor.
      Biz mantarı tereyağında soteletip gözlemenin içine doldurtup ve afiyetle yedik, etten lezzetli! Üstüne de iki kase ev yapımı aşure ile mutlu son geldi...
       

      Dönüş yolunda iki saat boyunca durmadan şiddetli yağmur yolu oldukça sevimsiz hale getirse de sağ salim döndük ve bir hafta sonu da böyle geçti...
      Daha güzelleri sizin olsun!
    • Yazan: Cem Boneval
      İş nedeniyle 4-5 yıldır yılda 4-5 kez Paris'e gitmek zorunda kalıyorum.
      Zorunda kalıyorum ifadesini özellikle seçtim, birkaç kere zevk ve keyif verici oluyor da sonradan sadece toplantı için gitmek ve o kadar yolu uçak kabinine tıkılarak geçirmek pek de keyifli olmayabiliyor.



      Buna rağmen Paris'e iner inmez şehrin büyülü ışıltısı insanı sarıp başka bir dünyaya götürebiliyor.

      Bu konu çok çabuk bitmez.
      Önce fotoğrafları koyup sonra satır aralarını doldurmaya çalışacağım.
      Çekimler Canon Ixus 210 kompakt makina ve hTc One X telefonumla yapılmıştır (yanında * olanlar telefondur)
      hTc'ni kamerasının da hayli başarılı olduğunu gözlemlemiş oldum.

      Önce temel bilgi:
      Paris Fransa'nın kuzey - kuzey batısında Seine nehri kıyısında yer alan ve Fransız ihtilaline de ev sahipliği yaparak tarihi/çağı değiştiren şehir olma özelliği olan (Istanbul gibi) bir şehir. Neredeyse 2000 yıllık tarihi var ama Fransız İmparatorluğunun başkenti olarak serpilmiş ve büyümüş.
      Şehir merkezinde yerleşik nüfus 2,3 Milyon, ancak yılda 40 Milyon turist aldığı düşünülürse kışın günlük 80-100.000, yazın 150-200.000 turisti de bu sayıya eklemek lazım.
      Gerçekten şehir merkezinde her beş kişiden biri turist ve 10 kişiden biri de elinde bavul geziyor.
      Eyaletin tümünde ise 12 Milyon insan yaşıyor. Mülteci oranı ise %20'lerde ve bunların 3/4'ü de müslüman. Mağribiler, Sahra güneyi Afrikası ve Orta Doğu (Lübnan, Ürdün, Kürtler) göçmenleri başlıca önemli gruplar.
      Özellikle metroda belli hatlarda siyahi nüfus oranı çoğunluk olabiliyor.

      Bu arada şehir dünyanın sayılı metro ağlarından birine ev sahipliği yapıyor. Toplam 14 hat, 214 km güzergahta 300 istasyonu paylaşıyor. Yer üstünde de banliyölerle beraber 280'e yakın otobüs hattı var.
      Metro haritasının Istanbul metrosu ile benzerliği de şaşırtıcı:




      Paris "arrondisement" adı verilen toplam 20 alt belediye bölgesine ayrılıyor.

      Şimdi resimlerle çevreyi gezelim:
       
      İlk iki görüntü Concorde meydanından.
      Yapımı 1750'lerde gerçekleşen meydan Paris'in tam göbeğinde yer alıyor ve bugün Arc de Triumph'da Louvre'a uzanan yolun tam ortasında.bulunuyor.
      360 x 210 m'lik bir sekizgen ve her bir köşesinde Fransa'nın kalan sekiz eyaletini temsil eden birer heykel bulunuyor (altta sağda oturan hatun bunlardan biri)
      Tam ortasında Mehmet Ali Paşa'nın 1839 Fransa'ya hediye ettiği ve Luksor tapınağının girişinden alınan obelisk (dikilitaş) bulunuyor, 2.Ramses'in maceralarını merak edenler hiyeroglifi çözme yeteneğine sahiplerse gidip burada okuyabilirler. İlginç olan Fransız ihtilalinde hemen bunun yanına giyotinin kurulmuş olması. 
      Aşağdıaki fotoğrafa meydanın kuzey köşesinden güneye bakıyoruz, karşıda net seçilmese de Seine nehrini aşan meydanla aynı ismi taşıyan köprü var, karşımızda duran çok sütunlu bina ise Ulusal Meclis Binası, hemen sağındaki altın renkli kubbe ise Gaziler Hastanesi (Hopital de Invalides).
       
      *
       
      Bu görüntüde ise meydanın kuzey sınırına bakıyoruz. Gördüğümüz binanın sağı Denizcilik Bakanlığı, ortası FIA ve Fransız Otomobil Kulubüne ait (benim toplantılara gittiğim yer) ve solunda da Paris'İn en geleneksel ve pahalı oteli olan Hotel Crillion bulunmakta. Bu binanın sağında giden Kraliyet caddesi (Rue Royale) de bizi bölgedki görkemli dini yapı olan Madeleine kilisesine götürür (bir alttaki resim)



       
      Ve geldik Madeleine'nin karşısına. İlk planları 1757'de yapılmasına rağmen sonuçlanması 1842'yi bulmuş bu yapı Napolyon'un ordularına duyulan şükranı temsil eden bir Roman Katolik Kilisesi. 
      Her bri 20 m yüksekliğinde 50 Korint tarzı sütun üzerinde yükselen neo-klasik bir yapı.
      Chopin'in cenazesi de vasiyetine uygun olarak Beethoven'in 9.senfonisi eşliğinde buradan kaldırılmış.

       
      Şimdi ufaktan Seine kıyılarını gezmeye başlıyoruz....
      Karşımızda Pont (köprü) au Change, sağdaki görkemli bina ise Île de la Cité (şehir adası diye tercüme edilmeli, şehrin göbeğinde Seine nehri üzerinde Notre Dame'ın da bulunduğu ada) üzerinde bulunan Conciergerie. 10.yüzyıldan itibaren krallara ev sahipliği yaparken giderek zindana dönüştürülmüş ve Marie Antoinette'e de Fransız ihtilalinde kafası kesilmeden hapis ortamı olarak hizmet vermiş ürkütücü bir yapı, bugün ironi bir şekilde Adalaet Sarayı olarak kullanılıyor bazı bölümleri. Zindan odası ve mumya heykeli halen gezilebiliyor.


       
      Yukarıdaki resim İle de Cité batıdan görünümü idi, aşağıdaki de doğudan görünümü. Ortadaki yapı tersten Notre Dame de Paris. 
      Birkaç kelime de Notre Dame kilisesi üzerine:
      Büyük olasılıkla dünyanın en tanınmış kilisesidir, Roman katolik hizmetindedir ve tipik ve mükemmel Fransız Gotik mimari örneğidir. İsmi "Paris'in hanımefendisi" anlamındadır.
      Paris başpiskoposunun mekanı olması da ayrı bir sembolik önem taşır. 
      Yapımı 1160'da başlamış ve tüm bölümlerinin bitmesi ile 1345'de sonlanmıştır. Fransız ihtilali sırasında ciddi hasar görmüş, ancak orijinaline sadık kalınarak restore edilmiştir.
      Batı cephesinde merdivenle çıkılabilen ve seyir terası olarak kullanılabilen iki kulesi vardır ve bunların güneyde olanı Emmanuel olarak adlandırılan çanı barındırır. Şöhreti bir ağırlığından (13 Ton), ikincisi de 1944 Ağustos'unda Paris müttefik orduları tarafından geri alınmasını müjdeleyen çan olmasından kaynaklanır. 
      Dinlediğim onca kilise orgu arasında en büyüleyici ses sahip 17.yüzyıldan kalma 7000 üzerinde borusu olan orgu da ayrıca meşhurdur.


       
      Seine üzerindeki köprülere devam....
      Paris'te nehri çaprazlayan tam 37 köprü var (bizde 3.Boğaz Köprüsü tartışmaları düşünülürse). Üç köprü sade yaya trafiğine açık, ikisi de tren yolu için.
       
      Aşağıdaki Pont de Invalides, 1821 yılında inşa edilmiş ancak bugünkü haline 1855 yılında dönüşmüş, arada bazı restorasyonlar da geçirmiş.


       
      Altta görülen Alexandre III köprüsü, yapımı 1900 yılında tamamlanmış ve adını Fransız - Rus ittifakını sağlayan Rus çarından alıyor. Büyük Sarayı Eiffel bölgesine bağlıyor. Özellikle göbekteki arması ve iki başlardaki su melekleri heykelleri ile biliniyor.


       
      Bu da aynı köprünün gece hali...

      *
       
      Ve de meşhur Eiffel kulesi...
      Adını yapımcısı Gustave Eiffel'den alan yapının anten kulesi olarak inşa edildiği zannedilse de esas yapım amacı Fransız İhtilalilinin 100.yılında Paris'te yapılan Dünya Fuar'ında bir gösteriş simgesi olarak kullanılması idi.
      Eiffel'in şirketinde çalışan Koechlin ve Nouguier isimli mühendislerin tasarımıdır ve yapımı amaçlandığı gibi fuara yetiştirilmiş ve 1889'da kullanıma asansörsüz de olsa açılmıştır.
      Kule 320 m yüksekliğinde olup en üst (üçüncü) gözlem terası 279 m'de yer almaktadır.
      Paris'in en çok gezilen anıtıdır, 2011 yılında 7 milyon kişi tırmanmıştır ve 250 milyon ziyaretçi sayısına 2010 yılında ulaşılmıştır.
      20.yüzyılın başından itibaren anten ve verici kulesi olarak kullanılmaya başlanmıştır.








       
      Kübik budamalı ağaç şekilleri Paris'te sıradan bir manzara. Göze hoş görünmeleri için çok çaba gösterilse de doğal görünümden uzaklaşma bana itici geldi hep.


       
      Altta Grand Palace de Champs-Elysées. Bu görkemli yapı Şanzelize Bulvarının hemen komşuluğunda yer alır ve adı saray olmasına karşın bir sanat sergi alanı olarak tasarlanmıştır. Açılışı 1900 yılında yapılmış olup yaklaşık tek hacimli 240 m uzunluğunda bir iç alana sahiptir ve yıllardır çok sayıda değerli sergiye ev sahipliği yapmıştır.
       

       
      Paris'in simge yapılarından biri daha: Sacre Coer (kutsal kalp) Bazilikası.
      Paris'in en yüksek tepesi olan Montmartre bölgesinde yer alır.
      Bir katolik kilisesi olarak hizmet veren yapının inşası 1875-1914 arasında gerçekleşmiş ve mimari görkemi ötesinde sosyal ve ahlaki bir değer de taşıyor. 1800'lerin sonlarında Fransa'da özellikle Paris'te katolik-kraliyet yanlıları ile sosyalist-layık-demokrat topluluk arasındaki çatışmaların sona erdirilmesini ifade edecek bir simge sayılıyor. 
      Yakınlarındaki sokak ressamları meydanı da Paris'in simgelerinden biri haline gelmiştir.


       
      Aşağıya bakalım: Concorde meydanından Champs-Elysées (Şanzelize) caddesine bakış ve sonunda Arc de Triomphe.
      Yaklaşık 2 km uzunluğundaki bu cadde nitelikli mağazaları (Louis-Vutton'dan Mercedes'e), çeşitli restoran ve barları, her zaman şık insanlarla dolu geniş kaldırımları ile büyük olasılıkla dünyanın en meşhur ve gayrimenkul fiyatları açısından da en pahalı caddesidir. 
      Turistlerin ilgi odağı olması ötesinde şehrin merkezindeki stratejik konumu ile orduların da gösteri ve merasim alanı olmuştur, Haziran 1940'da Alman orduları işgal esnasında Ağustos 1944'de de müttefikler kurtuluş sürecinde burada yürümüşlerdir.


       
      Ve Arc de Triomph ya da zafer takı....
      Yapımına 1806'da başlanan ve ancak 30 yılda tamamlanabilen bu anıt 50 m yüksekliğinde, 45 m genişliğinde ve 22 m derinliğindedir ve eski adı ile Place De Etoile yeni adı ile Place Charles de Gaulle'dedir.
      Benzer isimli bir diğer zafer takı da aynı aks üzerinde Louvre müzesi girişinde yer almakta ve Arc de Triomph du Carrousel olarak anılmaktadır.
      Fransız ihtilali ve Napolyon savaşları esnasında Fransa uğruna hayatlarını kaybedenler anısına inşa edilmiştir. İlk zafer geçişi daha tamamlanmadan ahşap iskelet halindeyken 1810 yılında Napolyon ve eşi tarafından yapılmıştır. Aynı Napolyonun naşı 1840 yılında yine bu takın altından geçerek "gaziler hastanesindeki" mezarına nakledilmiştir. 
      Bugün asansör ve merdivenle anıtın tepesindeki seyir terasına ulaşmak mümkündür. 
      Altındaki geçişin büyüklüğüne fikir vermesi açısından: Birinci Dünya Savaşı sona erdiğinde ünlü savaş gazisi Fransız pilot çift kanatlı uçağı ile gösteri uçuşu sırasında bu takın altından geçmiştir. 
       


      *
       
      Bu da Louvre'un girişi, gece vakti, DaVinci Şifresi'ni izleyenlere tanıdık gelecektir eminim.

      *
       
      Aşağıdaki görekmli yapı da Opera Garnier, ya da basitçe Paris Opera Binası. 1875'de yapımı tamamlanan yaklaşık 2000 kişi kapasiteli salonu bulunan yapı, Leroux'un romanı ve Andrew-Lloyd Webber'in popüler müzikali "Phantom of the Opera" (Operanın hayaleti) yapıtlarına konu olarak da ünlenmiştir.   

      *

      *
       
      Aşağıdaki panorma da hTc One X'in başarılı panorama çekimleri yapabildiğinin kanıtıdır ve Opera meydanından dağılan Paris'in en ünlü alışveriş caddelerinin buluşma noktasını göstermektedir, yani özellikle hanımlarla uzak durulması gereken mekanları belirlemektedir

      *
       
      Alttaki iki fotoğraf da Yakup için, Paris'teki Apple konsolosluğu ve içindeki ibadethane 

      *

      *
       
      Sanırım sonuna geldik, Vendome meydanı...
      Tuilleries bahçelerinin hemen kuzeyindeki bu meydan ortasındaki dikilitaştan alıyor adını. Austerlitz zaferinin anısına Napolyon tarafından yaptırılan ve 1810 yılında tamamlanan anıtın tepesinde de tandık bir ismin heykeli var haliyle: Evet bildiniz Napolyon....
      Meydanın çevresinde en lüks moda isimlrinin mağazaları, bakanlık binaları ve Paris'in en lüks oteli sayılabilecek ve şu anda restorasyonda olan Ritz yer alıyor. Gezmesi ilginç bir bölge, başka bir dünya, boşuna dememiş Napolyon para, para, para diye...

      *
       
      Paris'in sokak ve metro çalgıcıları meşhurdur ve neredeyse bir gününüzü değişik mekanlarda bedava müzik dinleyerek geçirebilirsiniz. Benim favorim Pazar günleri 10-12 arasında Les Halles metro istasyonunda konser veren Paris senfonisinin yaklaşık 20 kişilik bir grubudur ki bir şekilde dönüş biletimi oradan geçecek ve onları izleyebilecek şekilde alıyorum.
      Bu sefer zaman tutmadı ama Paris'liler yine bir güzellik yaptılar ve Cemre'nin orada kalacağını duyunca bando mızıkalı bir veda konseri düzenlediler, işte buyrun....
        *
       
      SON
       
      Ölmeden gezilecek yerler listesinde ilk üçe girer bu şehir!
    • Yazan: Ahmet A.
      2 Günlük Malatya gezisinden döndüm ve sıcağı sıcağına resimleri payaşmak istedim. Resimler cepten çekildiğinden kaliteli değil ve amatörce

      Sabah kahvaltısına mutlaka Yeşilyurt'taki SuSesi isimli mekana gidin. Serpme kahvaltısına D.bakır ve Van kahvaltılarını bilen biri olarak 5/10 puan verdim ama mekan 9/10 puanı fazlasıyla hakediyor






















      Kahvaltı sofrası ilk geldiğinde çok açtık dolu halini çekemedik pek



      Kahvaltı sonrası bi Tevfik Abi pozumuz olsun dedik




      Birazda Ordan Burdan Öylesine Resimler ;





      Bize heryer Diyarbakır Biberland olayına bittim










Focus Club Türkiye

Bu sitenin işleticisi, bu sitede yer alan bilgi, yazı ve makalelerin doğrudan veya dolaylı olarak kullanılmasından dolayı oluşacak zararlardan sorumlu tutulamaz. Kaynak gösterme kuralına uymak şartıyla, bu sitede yer alan yazı ve makalelerin belirli bir kısmına atıf yapılmasına, link verilmesine izin verilmektedir. Kaynak (canlı link) gösterilmeden yapılan alıntılara ise izin verilmemektedir. Sitemiz, hukuka, yasalara, telif haklarına ve kişilik haklarına saygılı olmayı amaç edinmiştir.