Sebep sonuç ilişkisini iyi kurmak lazım.
Türkiye'de demokrasi her dönemde muktedirin "benim istediğim kadarını yapabilirsin" ifadesi ile özetlenebilir.
Siyasi tartışmalara girmeden ve yandaşlık/karşıtlık cepheleşmesine dalmadan bu durumun bugün için de geçerli olduğunu söyleyebilirim.
Çünkü kültürümüzde var, saltanatın torunlarıyız.
Gene üniversitelere dönersek; bilim ve bilgiye paye vermezseniz gelişmez, bilim adamını tüccarın arkasına atarsanız yetişmez.
Üniversite bilgi, bilim ve çok yönlü düşünen ve konuşan adam üretir.
Bu hiç bir iktidarın işine gelmez, ne geçmişte geldi, ne bugün geliyor.
Üniversitelerin bugünkü durumu 12 Eylül sürecinde başlatılan baskı ve sindirme politikasının sonucudur, en önemli sorunun adı da YÖK'tür.
Bu edilgen ve her alanda rantiyeye prim veren iktisadi yapıda gelişme ancak birkaç sistem dışı kalan akıllı, çalışkan, dürüst ve vicdanlı adamın bireysel çabasına sınırlı kalır.
Günümüzde üniversitelerin ekonomik sıkıntısı vardır, pek çok başka kamu kuruluşunda olduğu gibi, kötü yönetilmektedirler, pek çok kamu kuruluşu gibi, amacına hizmet etmemektedir, yine pek çok kamu kuruluşu gibi.
Nedeni kadroların kötü olması değil, kadroların kötü olmasına izin verilmesidir.
Ve 1983 yılından beri üniversitede görevli birisi olarak şunu da eklemem lazım hayatımın hiç bir döneminde bu kadar yoğun liyakattan uzak bir kadrolaşma çabası görmedim.
Üniversite mensubu bilgi düşmanı olmayan toplumlarda baş tacı edilir. Bizde ise yandaş olmadığı takdirde yok edilir.
Bu ifadem de genel geçerdir, güncel iktidar ile alakası yoktur.
Sonuçta ne ekersen onu biçersin, büyüyüp gelişmesine izin vermez isen düzgün ürün bekleyemezsin.
Bu gün sıralamaya giren üniversiteler de ya vakıftır ya da nasıl olmuşsa otonomisini koruyabilmiş olan kurumlardır.