Ahmet A. tarafından yazılan her şey
-
Günün Yemeği :)
hatayın mezelerine bitiyorum zaten
-
Günün Yemeği :)
Serdarım nasıl yapılıyor bu anlat hele
-
Günün Yemeği :)
7-8 kilo kadar
-
Günün Yemeği :)
aynen öyle, sembolün oldu abi, v for vandetta bir nevi
-
Günün Yemeği :)
Forumda Günün sözü, günün karesi, günün o'su günü bu'su var ancak bu denli midesine düşkün yönetici ve üyelere rağmen GÜNÜN YEMEĞİkonusu yok. Bu eksikliği gidermek adına Alperen'in deyimiyle günahsız olanınız olarak ilk taşı atıyorum. Tek ricam paylaşacağımız yemeklerin mutfaklarımıza denenmiş olmasıdır. Aylin hanımın bu konunun lokomotifi olacağından zerre şüphem yoktur. İlk yemeğimiz sıcak sıcak henüz bu akşam yapılıp yenmiş olan (Ykp'un uçağı kaçırmasıyla çok şeyler kaçırdığı) tavuk ızgaramız.... Malzemelerimiz: 1 Kilo Tavuk Pirzola 1 Kilo Tavuk Kanat Avcarlanması için; Pul Biber Tuz Sıvı Yağ Kekik Tevfik abiye selam çakmadan olmazdı
-
Günün Sözü
- Film Fragmanları...
Hem Quentin Tarantino hem Dicaprio, sabırsızlıkla bekliyorum, fragman güzel olacağının göstergesi- Yeni Ford Focus Fiyat Yorumlarımız
değilim "seyirciye sormak istiyorum" jokerimi kullanmak istiyorum- Yeni Ford Focus Fiyat Yorumlarımız
ben bir ay daha beklemek istemiyorum yav gidip powershift alıp çıkacağım işim içinden ....- Yeni Ford Focus Fiyat Yorumlarımız
Güzel haber... 1.0 ecoboost kesin başlıyor mu satışlar???- Sigarasız bir hayat istemezmiydiniz?
- Şu an ne dinliyorsunuz... ?
- Sigarasız bir hayat istemezmiydiniz?
- Sigarasız bir hayat istemezmiydiniz?
- Sigarasız bir hayat istemezmiydiniz?
- Sigarasız bir hayat istemezmiydiniz?
- Sigarasız bir hayat istemezmiydiniz?
- Araç Yıkama Bilgilendirme Konusu
teşekkürler paylaşım için- Buğudan Günaydınlar - Online Hikaye (Herkesi Bekliyoruz)
Gün yeniden ağarıyor... Perdenin aralığından yüzüme vuran ışık hüzmesiyle açtım gözlerimi. Burnuma aldığım koku yeni doğmuş bir bebeğin kokusu kadar saf, temiz ve ölesiye içe çekilesiydi. Daha fazla daynamayıp yanağına kondurduğum buse ile gözlerini gözlerimde gördüm. Karşılıklı olarak "Günaydın hayatım" diyerek doğrulduk yataktan.... Balkonuna çıkınca; denizin ve yeni açmış bahar çiçeklerinin kokusuyla bizi her gün mest eden mutfağımızda, taze sıkılmış portakal sularımızla kahvaltımızı tamamladık. Artık dün gece uyumadan yapmış olduğumuz muhteşem pazar günü planımızı uygulamak için önümüzde hiç bir engel yoktu... '12 model Focusumuzun direksiyonunda ben, yanımda insanın hayatı boyunca bir kez tadabileceği duyguları bana tattıran kadın, ilk metrelerini almıştık bile yolun...- Günün filmi
pişman olmazsınız abi, eğlenceli filmdir- Günün filmi
Öylede bak adam iki gündür filmleri yarım bırakıyor Yengeye ayıp oluyor, şimdi bi hevesle oturuyorlar izleyemeden kapatıyorlar, yardımcı olmak babında bunu önerdim başyapıt olmadığı kesin Maksat Alperen'in işini görmek- Günün filmi
Yahu kategorisi o, ben film romantik mi dedim alla alla dakikalarını bile ezberlemiş yav- Günün filmi
yeap , şahsen son zamanlarda izlediğim en güzel romantik komedi filmlerinden biriydi, konusu biraz farklı klasik romantik komedi değil...- Günün filmi
Alperen eşinle birlikte zevkle izleyeceğin bi film önereceğim, müsait olduğunuzda mutlaka izleyin- hayatın süprizleri....
Garsona patlıcan kızartması, fava, beyaz peynir, kavun ve bir duble rakıyla tonik söyledim. Tonikle rakı “Ne aláka?” diye soracaksınız. Şu aláka, rakıyı suyla sulandırıp karşıma koyuyorum ve ona baka baka tonik içiyorum. Tam ikinci duble toniğimi yudumlarken yaşlı garson, - Afiyet olsun Oğuz'cuğum dedi. Ben, bu sesi hatırlar gibiyim. Surat da yabancı değil diye düşünürken garson gülümseyerek, - Beyoğlu Erkek Lisesi, 627 Ercan dedi. Tabii yahu, bu bizim Hafız Ercan... Hafızlığı bütün kitapları sular seller gibi hıfzetmesinden geliyor. Sınıfın yarısı onun verdiği kopyaların yüzü suyu hürmetine okulu bitirmişti. - Sen, mezun olduktan sonra İktisat Fakültesi'ne gitmemiş miydin? - Evet, gitmiştim. - Ne oldu, bitiremedin miydi? - İkincilikle bitirmiştim. - Öyleyse bu garsonluk niye? Ercan, “Uzun hikáye!” deyip bir koşu köşe masanın mezelerini götürdü. Okuldan sonra Ercan'ı hiç görmemiştim. Ama büyük bir işadamı olduğunu gazetelerde okuduğumu anımsadım. Hatta, ismine vergi rekortmenlerinin arasında bile rastlamıştım. Ayrıca gazetelerin magazin sayfalarının da gediklisiydi. Yanında hep sosyeteden bir dilber bulunurdu. Herif bu yaşta bile hálá yakışıklıydı. Ama düşmez kalkmaz bir Allah!.. Bizim Hafız, onca varlıktan sonra şimdi garsonluk yapıyordu. Bir ara servis tabağımı değiştirmek için Ercan yine yanıma geldi. - Vah vah, demek şirketini batırdın? - Hangi şirketimi? İthalat-ihracatı mı soruyorsun? - Tamam onu. - Ne batması yahu, Yugoslavya'dan deri alıp, dikip Almanlar’a satıyordum. Sonra, bizim piyasadan zeytinyağı toplayıp İtalyan etiketiyle İngiltere'ye ihraç ediyordum. - İtalyanlar hır çıkarmıyor muydu? - Bayılıyorlardı bile... Şişe başına yüzde 5 patent parası ödüyordum. Karşılığında İngilizler'den iplik ithal edip dokutuyordum. Biliyorsun bizde işçilik ucuz. Sonra, İngiliz kumaşı fiyatına Amerika'ya ihraç ediyordum. O şirketin yıllık cirosu 300 milyon doları buluyordu. - Sonra ne oldu? - Şirketi Sabancı'ya sattım. - Niye be, altın yumurtlayan tavuk satılır mı? - Ne yapayım sıkıldım. - “Hey garson, bana bir duble rakı daha getir” diye seslenmeleri üzerine Ercan başka masaya koştu. Kafam iyice karışmıştı. O karışıklık arasında tonik yerine rakı bardağına saldırmışım. Daha birinci fırtta Dr. Deniz Şener'in ayıplayarak bakan yüzü gözümün önüne geldi. Süklüm püklüm bardağı masaya bıraktım. Peki ama bu herif, onca parayı kaybetmeyi nasıl becermişti? Yanımdan geçerken ceketinin eteğine yapıştım. - Yoksa kumar mı oynadın? - Kumarı severim doğrusu... Ama aptal kartlarla ya da ruletin keçi pisliği kadar topuyla kumar oynamam. Hele bir atın dört sıska bacağına beş kuruş yatırmam. Sadece geçen yıl Borsa'da kazancım 6 trilyonu bulmuştu. O sırada kasada oturan meymenetsiz şişko herif, - Seni buraya çene çalasın diye almadık be... Dört numaralı masa yarım saattir hesap bekliyor. Zaten kabahat acıyıp da morukları işe alanda!.. diye homurdanmaya başladı. - Kusura bakma Oğuz'cuğum. Bugün tek başıma çalışıyorum. Pinti herif, mutfaktan köfte aşırıyorlar diye iki komiyi de işten attı. Ercan, arı gibi çalışırken ben de kafayı çalıştırıyordum. Bizim Hafız, ne etmişti de batıp garsonluğa razı olmuştu?.. Sonunda buldum... Meşhur kriz!.. Evet mutlaka krizde batmıştı. Yüzlerce fabrika, dükkán, işyeri krizde kapanmamış mıydı?.. Sabancı bile üçte bir fakirleştik demişti. Geç olmuş, müşteriler yavaş yavaş gitmeye başlamışlardı. Ben, lanet patronun gönlü olsun diye kalamar, midye tava, karides ve içmeyeceğim bir duble rakı daha söyledim. Meraktan çatlayacaktım. - Krizden birkaç fabrikam ve şirketim etkilendi doğrusu... Ama 3 ihracat şirketim dolarla çalıştığı için Lira'nın düşmesi sonucu açıktan 450 milyon dolar filan kárım oldu. Tabii, turistik otel zincirimi saymıyorum. Onlar da dövizle iş yapar. - Yoksa bütün paranı kadınlara mı yedirdin? - Senin hesap kitaptan tıntın olduğun daha lisedeyken belliydi. Yahu, kadınlardan bin kişilik bir harem taburu kursam, hepsine kürk, mücevher, Rencrovır filan alsam 6 aylık kazancımı harcayamam. Ayrıca bende kadınlara para yedirecek hal var mı?.. Gençliğimde bana Toni Körtis Ercan derlerdi. - Hálá fena değilsin. - Üstelik hálá da elim ayağım tutuyor. İlk eşim Tütüncügiller'in tek varisiydi. İlk sermayem ondandır. İkincisinin Boğaz'da 4 yalısı vardı. Bu arada zamanın ne kadar ünlü artisti, şarkıcısı varsa aşka düşüp benim kervana katıldılar. Şimdiki ise adını vermeyeyim, ünlü bir çıtır manken... Benden tam 42 yaş da küçük. - Pekiyi be birader, para sende kadın sende!.. Ama ne halt etmeye gece yarıları böyle salaş meyhane köşelerinde sürünüyorsun? - Doyumdan... Yani tatminden! - Ne tatmini? - Aşk ve iş tatmini... Yaşama başlarken mutlu olmak için aşkta ve işte başarılı olmak gerektiğini öğrenmiştim. Çünkü insanoğlunun başına ne bela geldiyse tatminsiz heriflerden gelmiştir. Aşkında ya da işinde başarısız kişiler tatmin olamazlar. Tatminsiz insan mutsuzdur. Mutsuz insan çevresini de mutsuz eder. - Ama sen başarılısın. - Evet başarılıyım ama fazla başarılıyım. Fazla doyum da ayrı bir bela... Bir süre sonra amacın, hedefin, hayallerin kalmıyor. Bütün hayallerin gerçek olmuş. Özleyeceğin hiçbir şeyin yok. Hiç hata yapmamışsın. Son damlasına kadar sıkılmış limona dönmüşsün. Güne başlarken yüreğinde minicik bir heyecan kıpırtısı bile duymuyorsun. Yataktan bile çıkmak istemiyorsun. Para ve kadın bütün cazibesini yitirmiş. Hiç olmazsa burada müşterilerle ve patronla boğuşup kendimi yaşama ait hissediyorum. Biraz daha genç olsaydım hamallık yapmak isterdim. Dünya gelişmişse doyumsuzlar sayesinde gelişmiştir. * * * Aradan birkaç ay geçti. Ercan'ın derdini hálá anlamış değilim. Bizim Hafız herhalde kafayı üşütmüştü. Geçenlerde yine uğrayıp da oğlan ne haldedir diye o salaş meyhaneye gittim. Meyhane yerinde yoktu. Salaş meyhanenin yerinde neonlu, altın varak dekorlu lüks bir sosyete restoranı vardı. Kapıdaki amiral gibi giydirilmiş teşrifatçıya - Garson Ercan hálá burada mı çalışıyor? diye sordum. - Bizde Ercan diye garson yok. Ama patronumuzun adı Ercan dedi. - Film Fragmanları...
Önemli Bilgi
Bu siteyi kullanarak, forum Gizlilik Politikasını kabul etmiş olursunuz.