Jump to content
  • Duyurular

    • Yakup Çağatay

      Görünmeyen Resimler - Imgur ve PhotoBucket   06-08-2015

      Türkiye'de i.imgur adresi engellemiş durumdadır, bu sorunu çözmek için ilk etapta öncelikli konuları yenilemeye başladık. Şuan görmek için yapmanız gereken basit bir DNS değişikliğidir; Google dns gibi 8.8.4.4 NOT: Bu sadece imgur'a yüklenen fotoğraflar için geçerlidir. PhotoBucket da diğer sitelerde görüntülemesini kapattı. Gözükmeyen bir resim/foto gördüğünüzde lütfen RAPOR düğmesini kullanarak bizlere bildiriniz eğer mümkünse görünür hale getireceğiz. İlginize Teşekkürler.
  • Hoş Geldiniz!

    Tüm özelliklerine erişmek için şimdi kaydolun. Kayıt yaptırdıktan sonra, konu açabilir, konuları yanıtlayabilir, kullanıcıların mesajlarını beğenebilir, özel mesaj yollayabilirsiniz.

    Kayıt olduktan sonra bu mesaj silinecektir.

“ER-OL
Cem Boneval

Gezi Notları - Antalya Yakın Çevresi Ve Telefon Fotoğrafçılığı

Önerilen Mesajlar

onderpeker    233

Hocam çok güzel hepsi ellerinize sağlık.

 

Şahsen dSLR sahiplerinin bırakın cep telefonunu compact makinaları bile ellerine almalarına çok karşıydım bundan birkaç sene öncesine kadar. Ancak kullanıma sunulan ürünlere baktıkça ve performanslarını görünce artık bu inadımdan vazgeçtim. Boynumda asılı -ukalalık gibi algılamayın lütfen- birkaç bin dolarlık makina olmasına rağmen ben de cep telefonunu çıkarıp bazı çekimleri, basitçe, zahmetsizce ve rahatça geçekleştirip keyfime bakabiliyorum artık. Sonuçlar ise genel kullanım için oldukça yeterli bir süredir.

 

Tebrik ediyorum tekrar. Ellerinize sağlık. Bu arada instagram'da onder_peker olarak beni de bulabilirsiniz...

Bu iletiyi paylaş


İleti bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş
Cem Boneval    24.597

makina olmasına rağmen ben de cep telefonunu çıkarıp bazı çekimleri, basitçe, zahmetsizce ve rahatça geçekleştirip keyfime bakabiliyorum artık.

Kesinlikle, bununla ilgili bir söyleşi hazırlıyorum ANFAD'a (fotoğraf derneği)...

Fotoğrafçılık biraz yön değiştiriyor.

Küçük ve elit bir zümrenin elinden kopup geniş kitlelerin hem zevk aldığı hem de yaratıcılığını ortaya koyabildiği bir uğraşa dönüşüyor.

Tabii cep telefonlarının sensörleri yeterli olsa da sabit diyafram olması, genelde çok kısa odaklı lensler kullanması ve Instagram gibi paylaşım ortamlarının kare formatı yeğlemesi gibi etkenler nedeniyle kendine göre bir kısıtlama var. Rekabet ve ifade şekli bu kısıtlamalar çerçevesinde gerçekleşiyor, ancak çok da güçlü iki yönü var: Başarılı, hızlı ve kolay görüntü işleme olanağı sağlayan uygulamalar ve anında paylaşım.

Hatta arkadaşlarla önce gönderme yarışı bile kendince keyifli.

Bu arada küçük bir not bununla ilgili, Selge'de oldukça zayıf Turkcell, ben hTc ile sorunsuz ve anında görüntüleri aktarırken iPhonograf arkadaşlar süründüler resmen... :)

Klasik fotoğrafçılığın yerini tutmayacağı kesin ama giderek popülerleşeceği ve kısa süre içerisinde sosyal paylaşım imkanları ile donatılmış fotoğraf makinelerinin artacağı da en az o kadar kesin...

Cem Boneval tarafından düzenlendi

Bu iletiyi paylaş


İleti bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş
onderpeker    233

Hocam size sonuna kadar katılıyorum. Yeni gelişen bu modanın klasik fotoğrafçılıgın yerini tutamayacağı kesin tabi. Ancak paylasimın kolaylığı ve insanların buna -bende dahil olmak üzere- çok önem vermesi giderek daha da popüler olacagi konusunu kesinlestiriyor.

Yeni çıkan modeller inanılmaz şeyler de vaad ediyor bizlere. Samsung'un Galaxy Camera modelini duymus olmalısınız. Hem bildiginiz compact bir fotoğraf makinesi. Hem de android calisan bir cihaz. Sabit diyafram olsa da fotoğraf kalitesi ile inanılmaz işler yapan Nokia'nin Pure View 808 modelini de mutlaka hatırlamak gerek. Etkin 38, toplamda 41 Mpix devasa sensörü ve Carl-Zeiss mercegi ile çektiği fotoğrafı bir compact makinadan ayırmak neredeyse imkansız idi.

SLR ile çektiğim fotoğrafları paylaşma konusundaki buyuk sikinti bile akilli telefonlar ile giderek kolaylasti. Makinayi ilk kez bir USB-OTG kablosu ile telefona bagladigimda "Kamera Baglandi" ibaresi ile karsilastigimda sok gecirmistim. Hafiza kartinin icindekileri doğrudan telefona import edebiliyor ve paylasimda da bulunabiliyorum.

Bakalım daha neler göreceğiz.

Bu iletiyi paylaş


İleti bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş
Cem Boneval    24.597

Konu gözümden kaçmış meğerse Köprüçay üzerine de bir HES kurulması söz konusu imiş ve Bakanlıktan ÇED onayı çıkmış, yapıma başlanınca raftingçilerin tümüyle sudan çekilmesi gerekecekmış.

Hal böyle olunca yıllık 1.000.000 turist alan bölgenin, 11 köyü ve 36 rafting kuruluşu ile kurumaya terk edilmesi söz konusu olacak.

Dalaman ile beraber dünya çapında popüler rafting alanlarından sayılabilecek alanın ille böyle değerlendirmesi mi gerekiyor bilemedim.

Yazık...

Bu iletiyi paylaş


İleti bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş
cem aksoy    106

Kesinlikle, bununla ilgili bir söyleşi hazırlıyorum ANFAD'a (fotoğraf derneği)...

Fotoğrafçılık biraz yön değiştiriyor.

Küçük ve elit bir zümrenin elinden kopup geniş kitlelerin hem zevk aldığı hem de yaratıcılığını ortaya koyabildiği bir uğraşa dönüşüyor.

Tabii cep telefonlarının sensörleri yeterli olsa da sabit diyafram olması, genelde çok kısa odaklı lensler kullanması ve Instagram gibi paylaşım ortamlarının kare formatı yeğlemesi gibi etkenler nedeniyle kendine göre bir kısıtlama var. Rekabet ve ifade şekli bu kısıtlamalar çerçevesinde gerçekleşiyor, ancak çok da güçlü iki yönü var: Başarılı, hızlı ve kolay görüntü işleme olanağı sağlayan uygulamalar ve anında paylaşım.

Hatta arkadaşlarla önce gönderme yarışı bile kendince keyifli.

Bu arada küçük bir not bununla ilgili, Selge'de oldukça zayıf Turkcell, ben hTc ile sorunsuz ve anında görüntüleri aktarırken iPhonograf arkadaşlar süründüler resmen... :)

Klasik fotoğrafçılığın yerini tutmayacağı kesin ama giderek popülerleşeceği ve kısa süre içerisinde sosyal paylaşım imkanları ile donatılmış fotoğraf makinelerinin artacağı da en az o kadar kesin...

hocam anladığım kadarıyla fotoğraf çekimiyle epey uğraşınız var. tecrübe edip görmüşsünüzdür.,cep telefonlarının en azından bir kompak makine kadar  çekim yapanı varmı? düşük ışıkta kumlama yapmayacak ve hatta çektiğimiz fotoğrafları tableddireceğiz?

Bu iletiyi paylaş


İleti bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş
Cem Boneval    24.597

hocam anladığım kadarıyla fotoğraf çekimiyle epey uğraşınız var. tecrübe edip görmüşsünüzdür.,cep telefonlarının en azından bir kompak makine kadar  çekim yapanı varmı? düşük ışıkta kumlama yapmayacak ve hatta çektiğimiz fotoğrafları tableddireceğiz?

Yeni nesil üst düzey telefonların hepsi (iPhone 4/4S/5, Galaxy S3, hTc One S/X/X+ vb. bunlar denediklerim) en az kötü bir kompakt kadar iyi fotoğraf çekiyorlar. Loş ortamda LED flaş kullandıkları için bazen sıkıntı yaşatabiliyor ama genelde 9*13 veya 10*15 baskı rahatlıkla kullanılabilir.

 

Örnek gece fotoğrafı, tam boyut değil (orijinali dört katı neredeyse) ve işlenmemiş (One S'den)

 

IMG_20121230_005329.jpg

Cem Boneval tarafından düzenlendi

Bu iletiyi paylaş


İleti bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş
kemal kaya    239

Konu gözümden kaçmış meğerse Köprüçay üzerine de bir HES kurulması söz konusu imiş ve Bakanlıktan ÇED onayı çıkmış, yapıma başlanınca raftingçilerin tümüyle sudan çekilmesi gerekecekmış.

Hal böyle olunca yıllık 1.000.000 turist alan bölgenin, 11 köyü ve 36 rafting kuruluşu ile kurumaya terk edilmesi söz konusu olacak.

Dalaman ile beraber dünya çapında popüler rafting alanlarından sayılabilecek alanın ille böyle değerlendirmesi mi gerekiyor bilemedim.

Yazık...

 

çok merak ediyorum bu kararları alan otoritelerin, bu bölgeden haberleri var mı, kararın altına imza atanlar, olay mahallini gelip görmeye tenezzül etmişler mi, projenin getirilerini götürülerini değerlendirmişler mi hiç sanmıyorum,  :mad:

Bu iletiyi paylaş


İleti bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş
Tolga Başaran    1.607

dgital slr'ler çıkmadan önce : film'li makinalar varken , aman canım dgital olurmu diyip burun kıvırdığım çok olmuştu ...

 

dslr makina kullanıyorum yıllardır , bu yeni çıkan compackt samsung sanırım bir makinası var Çok ama çok iyi : içimden de aman böyle makina olurmu , makina dediğin ele avuca gelecek , tuğla gibi olmalı diye kendi kendime burun kıvırıyorum kıvırmasına da ,  biryerden de fotoğrafçılığın geldiği nokta : adam yediği yemeğin , taktığı saatin fotoğrafını çekiyor 2 filtre ile   still life fotoğrafçılık yapıyor resmen :)

 

insanlar gittiği yerlerde forsquare ile chek in yapıyor , sonra imajlarını çekip instagramdan facebookta anında ne yaptığını ne yediğini paylaşıyor , zaten twitter ne işe yarar hayatta anlamam : e sektör bu yönde ilerlediği ve istekler bu yönde geliştiği için makineden facebook'a girsin küçük kompakt olsun , heryerde şipşak çeksin :)

 

Büyük Dslr makinalar üretim için oluşturulan parça stokları , üretim bantları olsun bunlar suyunu çektiği zaman elimizde gezdirdiğimiz binlerce dolar dediğimiz makinalar tedavülden kalkacak ... zaten dslr'deki ayna sistemi artık kullanılmayacak ... sonuç olarak makinalar %60 küçülecek ...

 

yani durum , eskiden yapılan şarkılar  ile 1 saatte yapılmış elektronik şarkılardaki gibi olacak ...  Eski fotoğraf sanatçılarının çektiği digital veya film baskı olsun fotoğraflar , bir monaliza veya çok değerli tablo gibi değer kazanacak ... tabii bu benim görüşüm :)

Bu iletiyi paylaş


İleti bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Hesap oluşturun veya yorum yazmak için oturum açın

Yorum yapmak için üye olmanız gerekiyor

Hesap oluştur

Hesap oluşturmak ve bize katılmak çok kolay.

Hesap Oluştur

Giriş yap

Zaten bir hesabınız var mı? Buradan giriş yapın.

Giriş Yap



  • Benzer Konular

    • Yazan: Ahmet A.

      Bildiğiniz üzere Antalya'da idim ve orada kaldığım süre içerisinde bol bol fotoğraf çekme imkanı buldum.

      Ayıklayabildiklerimden bir kısmını sizlerle de paylaşmak istedim...

       

      Akdeniz Üniversitesi bahçesinden kareler...

       



       



       



       



       



       



       



       



       



       



       

       

       

      EXPO 2016 'dan birkaç kare...

       



       



       



       



       



       



       



       



       



       



       



       



       

       

      Kültür Parktan...

       



       



       



       



       



       

       

      Karaalioğlu Parkından....

       



       



       

       

      Kurşunlu Şelalesinden...

       



       



       

       

      ----------------------------------------------------------------------------------------
    • Yazan: Cem Boneval
      Yaz geçemeden biraz gezelim dinlenelim diye geleneksel yaz gezimizi 3-11 Temmuz arasında planladık.
      Değişik bir gezi oldu, paylaşıyorum...
       
      Bol resimlidir, kotalı bağlananlar, soğuk su içsin.
       
      Gezimizin ilk durağı Nis oldu.
       
      Fransa'nın güney kıyılarındaki bu şık ve eğlenceli tatil beldesi ilgimi çektiğinden falan değil. Geçen sene Fransa'dan bir katamaran alan ve kıyıları geze geze gelen bir arkadaşım kaptanını izine gönderince yedek kaptan olarak işe alındığım ve burada tekneye binmeyi planladığımız için seçtik bu destinasyonu.
       
      Yeni taşıt aracımız böyle bir şeydi:
       

       
      Takip eden 4 gece - 5 günde kullandığım kokpitte bu:
       

       
      Lagoon 400 S2 son derece kullanışlı ve rahat bir tekne. Yelkende çok güçlü değil haliyle ama oturduğun yerden küçük bir uğraşla her şeyi kontrol edebiliyorsun.
      Otomatik pilot ve etkin navigasyonla kendi kendine her yere gidebiliyor. Güneş panelleri ile basit kullanımlar için elektrik üretebiliyor ve deniz suyundan tatlı su üretebiliyor, bu nedenle kara bağımlılığı yok ve alargada kalmak pek kolay oluyor. 
       
      Sonuçta kara gezmeli bir deniz yolculuğu yaptık Nis'ten yola çıkarak. 
       
      Villefranche hemen Nis'ten sonra gelen ve masal kitaplarından düşmüşcesine bir mimari yapısı olan büyüleyici bir belde, nefis bir koyu da var. Fırtına nedeniyle mecburen ilk iki günü buraya sığınarak geçirdik. 
      Arada Nis'i de gezdik.
       

       
      Bu Avrupa'lılar heykele pek meraklı, her yere bir havuz yapıp içine bir baldırı çıplak oturtmuşlar.
       
      Aşağıdaki dükkan kuyumcu değil....
       

       
      Enfes lezzetleri barındıran bir şeker/çikolata dükkanı, ancak buradan bayram alışverişi yapmaya kalksam eve dönecek param kalmazdı ayrı mesele...
       
      Ramazan günü hoş olmayacak ama bu kıyılar deniz mahsulleri konusunda mükemmel bir mutfağa sahipler, sofraya gelenler....
       

       
      İkinci durağımız San Remo oldu.
       

       
      Arka planda görünen La Pigna tepesi etrafına kurulu şehrin kemerli daracık sokaklar ve eski yapılar barındıran eski merkezi var. 
       

       

       
      Bunun dışında San Remo Avrupa'nın Sen Tropez'den ve Monte Carlo'dan sonra elit turist çeken İtalya Riviyerasının en önemli merkezi. 
      Çok canlı bir sokak hayatı var, geceleri de devam ediyor eğlence.
      Zaten pek çok etkinlikle de şöhret kazanmış, müzik festivali, rallisi, çiçek festivali bunlardan birkaçı.
      Ayrıca son Osmanlı padişahı Vahdettin'de kaçtıktan sonra buraya yerleşmiş ve burada vefat etmiş. 
       
      Monte Carlo'ya uzaktan el salladık, binbir zorlukla kazandığımız paraları kumarhanelerde kaybetmeye gerek olmadığına karar verdik.
       

       
      O koy senin bu koy benim, Varazze'de ve Cenova'da marinada geceleyerek turumuzu sonlandırdık, kaptan izinden döndü, benim de görevim bitti.
       
      Hal böyle olunca Cennova'dan bir araba kiralayarak Toskana bölgesini gezme aşamasına geçmiş olduk.
       
      Toskana'nın başkenti Floransa. Hedef de oarsı ama yaklaşık 250 km yol üstünde Pisa olunca fani gözlerle ünlü kulesini yıkılmadan canlı görelim diye bir uğradık.
       
       
      Pisa 11. yüzyıl ile 14. yüzyıl arasında İtalya yarımadasının en güçlü 4 deniz cumhuriyetlerinden biri olarak (diğerleri Ceneviz Cumhuriyeti, Venedik Cumhuriyeti ve Amalfi) tarihe geçmiş, ayrıca Galileo Galilei'nin yaşamış olduğu kent.
      Ünlü Pisa Kulesi, Katedrali ve vaftizhanesinin bulunduğu "Piazza del Duomo" ya da "Piazza dei Miracolide" (Mucizeler Meydanı) bölgesi 1987'den itibaren UNESCO Dünya Mirasları listesine alınmış.
      Pisa Kulesi Pisa'nın en önemli görülecek yeri ve 1063-1090 yıllarında yapılan şehir katedralinin çan kulesi olarak ana yapıdan ayrı olarak 1173'te yapılmış.
      Kule üst üste bindirilmiş yuvarlak 6 sütun dizisinden meydana geliyor. 56 metre yükseklikte ve 294 basamaklı bir merdivenle çıkılıyor (Nasıl? Yok ben çıkmadım, fazla yorgun ve tembeldim).
      En üstteki 8. kat çanları barındıryor. 
      Pisa Kulesi bitirildiği tarihten itibaren güneye doğru eğilmeye başlamış. Sebebi temeldeki yumuşak zemindeki çökmeymiş. Günümüzde, kulenin tepesinden güney yönünde aşağı sarkıtılan bir çekül 4,3 metre açığa inmekteymiş. Ancak yapının ağırlık merkezinin izdüşümü kendi temel dairesinin içinde kaldığı için kule devrilmiyormuş. Kule her yıl milimetrenin onda yedisi kadar (100 yılda 7 cm) eğilmekte.
      Kule, Pisa'nın gücünün ve zenginliğinin bir sembolü olarak Cenova ve Venedik'e rakip olarak yapılmış.
      Galileo'nun, bütün cisimlerin aynı hızla ve aynı fizik kanununa uyarak düştüklerini farklı ağırlıklardaki iki top güllesini bu kuleden aşağı bırakarak gözlemlediği iddia ediliyor. 
       
      Neyse gerçekten eğriymiş...
       

       

       
      Ve evet tabii benim de yaslanarak kuleyi ayakta tutmaya çalıştığım bir fotoğrafın var, ama onu paylaşmak da çok sıradan olurdu sanırım...
       
      Sonra yolumuza devam ederek Floransa'ya (Italyanca ismi: Firenze) ulaştık.
      İkinci gidişim ve benim için Floransa gençlik aşkı gibi bir şey... Hem çok sevdiğim hem de çok rahat hissettiğim bir kent. 
      Turist cazibe merkezi, bu nedenle bu mevsimde çok kalabalık.
      Ama güler yüzlü ve hizmeti seven esnafı, çok sayıda yiyecek içecek mekanı ve tarihi yapıyla çağdaş yaşamın belki de eşsiz uyumunu sergileyen havası ile İtalya'nın bence en görülesi şehri.
       
      Şehir, içinden geçen Arno Nehri çevresinde kurulmuş.
       

       
      Çevresindeki yerleşim alanlarıyla beraber yaklaşık bir milyona yakın nüfusa sahip olan şehir, geçmişte olduğu gibi bugün de İtalya ve Avrupa'nın önemli ticaret merkezlerinden biridir.
      Rönesansının doğum yeri olarak tanımlanır ve önemli sanat galerileri ve müzelere ev sahipliği yapar.
      Leonardo da Vinci, Michelangelo, Dante Alighieri ve Nicollo Machiavelli bu şehirde yaşamış ünlüler.
      Gucci'nin de merkezi
       

       
      (Ara not: Dar alanda yapılan panorama çekimlerinde telefonum biraz zorlandı, ama genel olarak LG G2 fotoğrafta başarılı)
       

       
      Yukarıdaki resim Piazza della Republica ama kentin merkezindeki en önemli meydan Piazza della Signoria, o da aşağıda...
      Meydana Vecchi sarayı bakar ve hemen önünde Neptün Çeşmesi bulunur. Neptün Havuzunun ortasında mermerden yapılmış deniz tanrısı Neptün'ün heykeli, mermer atlar ve etrafında deniz kızları ve erkek deniz tanrıları bulunur. 1565 yılında yapılmıştır.
       

       
      Yine bu meydan bulunan "Loggia" adli yapi uzeri kapali ama kenarli kemerli ve acik bir gosterim binasi olup icinde birçok antik ve daha yeni yapilmis heykeller gosterilmektedir.
       

       
      Kentin en önemli sanat müzesi Piazza della Signoria'nın yakınındaki Uffizi Galerisidir. Dünya çapında İtalyan Rönesansının en nadir örnekleri bu müzede bulunur.
       

       
      Bu müzeye çok yakın bir mesafede bulunan Arno nehrinin üzerindeki Ponte Vecchio (Eski Köprü) çok ilgi çekici bir köprüdür.
      Köprüler şehri Floransa'nın II. Dünya Savaşı'ndan zarar almadan tek çıkan köprüsüdür.
       

       
      Kentin en önemli kilisesi yapımı 1436 yılında biten Santa Maria del Fiore'dir. Genellikle "Duomo" adıyla bilinen bu katedralin kubbesi çok büyük bir mimarlık harikası olarak bilinir ve Floransa resimlerinde her zaman ön planda görünen bir yapıdır.
      Duomo'nun bir parçası sanılan Campanile (çan kulesi) ve yine hemen yanındaki Battistero di San Giovanni (vaftizhane) de ozellikle bronzdan dokme kapilarinda Incil sahnelerini roliyef halinde gosteren önemli yapıdır.
       

       

       

       

       

       

       

       
      Gezimize devam edince ikinci daha küçük ama önemli bir kilise daha çıkıyor karşımıza: Santa Croce. Aynı isimle anılan meydanda yer alan bu kilise Galileo, Machiavelli ve Dante gibi ünlülerin mezarlarını barındırması ile önem kazanıyor.
       

       
      Vecchio köprüsünden karşıya geçtiğimizde de Pitti Sarayı ve hemen arkasında yer alan Boboli bahçeleri görmeye değer, ama pek de olmazsa olmaz olmayan mekanlar. 
       

       
      Yeşil sevenler için Boboli bahçeleri güzel, özellikle içindeki porselen müzesi hanımları büyülüyor.
      Yaratıcı su içme çeşmeleri de cabası...
       

       

       

       
      İtalya'nın en önemli özelliklerinden biri biz araba meraklılarını ilgilendiriyor: Yolları çok dar.
      Gerçekten şehirler arası yollar bazı bölgelerde 1.5 şerit genişliğinde, yol çizgisi yok ve hız sınırı 90 km/h. Yani heyecanı seviyorlar.
      Sonuçta İtalyanların küçük araba merakı ekonomik olma merakından değil yolların gereksiniminde kaynaklanıyor ve çok sayıda Smart modeli dışında böyle isimsiz kahramanlar da sık...
       

       
      Ben akılsızlık edip pek de küçük olmayan bir araba almıştım.
      Yarın bu iki güzel yol arkadaşımla biraz da kırsalı gezeceğiz, izlemeye devam edin.
       

       
    • Yazan: Doğan Kurban
      Arkadaşlar 15 günlük Mersin Susanoğlan tatilimden güzel kareleri beğeni ve önerilerinize sunuyorum.Sevgi ve saygılarımla.
       
       
       

       

       

       

       

       

       

    • Yazan: Ahmet A.

       

       

       

       

       

       

       

       

       

       

       

       

       

       

       

       

       

       

       

       

       

       

       

       
    • Yazan: Ahmet A.
      Geçen haftaki tatil kaçamağında duraklarımızdan biri Narlıkuyu oldu. 
      Mersine bağlı bu koy merkeze yaklaşık 65 km uzaklıkta, balık restaurantları ile ünlüdür (haliyle gitmişken yedik)...
      Belde olarak çok küçük olmasına karşın koy, yatların ve turistlerin uğrak mekanı.... 
      Koyun ilginç bir özelliği suyunun tatlı ve çok soğuk olması.
      Öyle ki ev hayvanları bu koydan su içerek susuzluklarını giderebilmektedirler... 
      Tatlı su olmasının sebebi cennet obruğundan akan yeraltı suyunun buraya dökülmesinden kaynaklıymış.
      Koydan  bir kaç kare....
       

       

       

       

       

       

       

       

       

       
       
      Narlıkuyu'da balık keyfinden sonra buraya yaklaşık 3 km ötedeki Cennet-Cehennem Mağaralarına gittik.
      Her iki ören yeride doğal çöküntüyle oluşmuş obruklardı. Cennet obruğuna inmek için yaklaşık 500 basamak var.
      Obruk tabanına inen merdivenli yolun bitimine yakın bir yerde, 5.yy'dan kalma Meryem ana şapeli vardı. 
      Merdivenli yolun da bu dönemden kaldığı sanılmaktadır. Rahatlıkla obruğun tabanına kadar inilebilmektedir. 
      Mağara zeminine varınca yeraltından geçen akarsuyun sesi,kolaylıkla duyulabilmektedir.
      İnerken yormasa da çıkması bayağı eziyetti. Cennet mağarası yeryüzünden yaklaşık 80-100m aşağıda kalıyor...
      Buradan çıktıktan sonra kafilemiz yorulduğu için Cehennem çöküğünü görmek kısmet olmadı.... 
       
      Cennete yukarıdan bakış;
       

       

       

       

       

       

       
      İndikçe yeşillik artıyor;
       

       

       

       

       
      Mağara girişi ve Meryem ana şapeli;
       

       

       

       
      Ve dönüş vakti;
       

       

       
       
      Dip not: 9 Yaşındaki kardeşimin olaya bakış açısı: "Böyle cennet mi olur? Cehennemin dibine kurmuşlar Cenneti"  
       
×

Önemli Bilgi

Bu siteyi kullanarak, forum Kurallarını kabul etmiş olursunuz.