Jump to content

Fotoğraf Yarışması:

Haziran katılım burada
Mayıs anketi burada

  • Welcome!

    Register now to access all features. After registering, you can post topics, reply topics, like users content, send private messages.
    This message will be deleted after you register.

Recommended Posts

Başlıklara baktım ama pek çok bayram için özel başlık var ama 19 Mayıs için yok. Ya da ben bulamadım.

 

Esaretten kurtularak Cumhuriyet'İn kuruluşuna giden yolda atılan ilk adımını untmayacağız ve unutturmayacağız, bu nedenle gençlere emanet edilmiş bir milli bayramımızdır.

 

19519.jpg

 

Aşağıda günün önemine dair bazı yazılar alıntılayarak aşağıya bıraktım.

Boş bir zamanınızda (coronalı zamanlarda bundan oldukça fazla var) okumanızı öneririm.

 

* * * * * * *

 

Ben 19. Mayıs.1919’ da bir kahraman'ın Samsun’a çıkışını şöyle yorumlamak istiyorum:

Zar zor edindiğimiz üç odalı bir evimiz olsun.

Burada iki çocuğumuz, yaşlı ana ve babamızla yaşayıp giderken, bir zorba kapıyı kırarcasına açıyor ve çamurlu ayakkabılarıyla içeri girip, bundan böyle ben, bu evde yaşayacağım ve iki odayı kullanacağım, siz altı kişi tek odada yaşayacaksınız, hepiniz bana hizmet edeceksiniz, yemek listesini ben vereceğim, siz alıp, pişirip masaya koyacaksınız,

yemeği tek başıma ben önce yiyeceğim, kalanları siz yiyeceksiniz, anneniz bana mini etekle hizmet edecek,

arabanızı artık ben kullanacağım dese..

Beğenmediği yemeği, tuzu az, yağı çok diyerek, babanızın başına geçirse, yakıt koymak ve temizletmek üzere anahtarlarını verdiği kendi arabanızı geç getirdi diyerek, terör estirmek için oğlunuzu her gün dövse..

Yaşlı başlı Annenize ve Babanıza her gün olmadık hakaretler etse, haliniz nice olur. 

Bu zorba’dan nasıl kurtulsak diye düşünüp, hayattaysanız eğer, başınızdan atmak için canınızı dişinize takıp bir şeyler yapmaya çalışmaz mısınız?

Düşmanın işgal ettiği bir yurtta yaşamak bundan farklı mı?

19. Mayıs.1919’da başlayıp, yaklaşık üç yıl süren 30 Ağustos 1922'de Büyük Zafer ile sonlanan Kurtuluş Savaşımızı bu gözle değerlendirmek, Allah’ın bu ulusa yol gösterici ve yardımcı olarak tarih sayfalarına çıkardığı Mustafa Kemal’e ve ulusla birlikte mücadelesine de aynı gözle bakmak bu olağanüstü destanın daha kolay anlaşılmasını sağlayabilir.

Kazanılan zafer hepimizindir ve ulusumuzun her ferdinin başarısıdır.

Bizler, o kahramanların torunları olarak, birbirimizin ortak yönlerine odaklanarak, daha bir anlayışla, geleceğe emanet edeceğimiz vatanımızda daha mutlu yaşayabiliriz.

19. Mayıs.1919 ‘un 101. Yıldönümünü kutluyorum. 

Kahramanlarımızı, şehitlerimizi saygı ve minnetle anıyorum.

 

* * * * * * *

 

Atatürk; Samsun'a çıktı...
Keşke Samsun'a inebilseydi...
Tebaasına çoban olduğunu söyleyen hain İngiliz emperyalizminin işbirlikçisi olarak bütün bilgileri önden vermişti...
Bu vatan, hainleri de yenerek kurulmuştur...
"Emekli Hava Albayı Kemal İntepe, hatıralarında anlatıyor:
“1941 yılında İngiltere’ye uçuş eğitimi için gitmiştik. Londra’ya vardığımızda, yaşlı bir İngiliz hava binbaşısı, irtibat subayı olarak görevlendirilmişti.
Adı Mr. Salter olan bu subay Türkçe’yi bizlerden daha iyi konuşuyordu.
Mr. Salter’i birkaç defa eşi ile birlikte ikindi çayına davet ettim. O da beni akşam yemeklerine evine çağırıyordu. Emekli Binbaşı Salter bir akşam bana şunları anlattı:
“1919 yılında Piyade Binbaşı Salter olarak Samsun’daki İngiliz İşgal Tabur Komutanı idim. 18 Mayıs 1919 günü İstanbul’daki İngiliz İşgal Kuvvetleri Komutanlığı’ndan şifreli bir telsiz telgrafı aldım. Bu telgraf, ‘16 Mayıs 1919 günü, Mustafa Kemal adında bir Türk generalinin, Bandırma Vapuru ile İstanbul’dan ayrıldığını, eğer Samsun’a inecek olursa tutuklanarak İstanbul’a gönderilmesini’ istemekte idi.
Gerekli emirleri verdikten sonra Samsun’a indim. Şehir her zamankinden daha kalabalıktı. Bu kalabalık pazar kalabalığından farklı görünüyordu. Siyah çizmeli, külot pantolonlu ve siyah kalpaklı, sert bakışlı kimselerin çokluğu dikkatimi çekti. Sonradan bunların Türk subayları olduğunu öğrendim. Durum çok nazikti. Dört gün önce Yunanlılar İzmir’i işgal etmişler, Türkler buna çok sert bir tepki göstermişlerdi. Rum tercümanım çok korkuyordu. Bütün gece hiç uyuyamadım.”
“19 Mayıs günü sabah erkenden iskeleye gittim. Sabah namazından çıkan herkes sahile inmişti. Kurtarıcılarını bekliyorlardı. Askerlerimle çevreyi kordon altına aldım.
Denizde, batı tarafında bir duman göründü. Sahildeki kalabalık heyecanlıydı. Bir de baktım ki, her askerimin arkasında siyah çizmeli, kara kalpaklı bir Türk subayı duruyor. Hepsinin silahlı olduğu muhakkak.
Vapur iyice göründü. Görevimi iskele üzerinde yapamayacağımı düşünerek motoruma atlayıp vapura doğru hareket ettim. Mustafa Kemal Paşa’yı orada tutuklayacaktım.
Vapura ilk varan benim motorum oldu. Beraberimde getirdiğim iki erimi motorda bırakarak, tercümanımla birlikte vapurun iskelesine tırmandım. Güvertede beni selamlayan iki tayfaya: ‘Vapurdaki generali görmek istiyorum’ dedim.
Bir tanesi önümüze düşerek bizi salonun kapısına kadar götürdü. Kapıdaki görevli, durumu içeriye bildirdi ve geriye dönüp bizi salona aldı... Herkes ayakta idi...”
“Ortada, mavi gözlü, sert bakışlı kişi ile göz göze gelince ne söyleyeceğimi şaşırdım. Sert bir asker selamı verirken ağzımdan şu sözler döküldü: ‘Taburum emrinizdedir!’
Bunu nasıl söylemiştim? Daha önce hiç böyle bir şeyi aklımdan bile geçirmemiştim. Rum tercümanım şaşırdı, bir an durakladı. Ben kendisine dönüp bakınca hemen toparlandı ve Türkçe olarak generale iletti.
Mustafa Kemal Paşa’nın yüzünde hafif bir tebessüm belirdi, teşekkür etti ve beni de yanına alarak dışarıya çıktı.
Sanıyorum, bakışlarından etkilenip bir anda teslim olma kararı vermiştim.
Gözlerinin, inanılmaz bir etkileyici gücü vardı.
Öteki sandallar da vapura ulaşmışlar, çevreyi doldurmuşlardı.
Mustafa Kemal Paşa, gemiye çıkan birkaç kişiyle tokalaştıktan sonra, vapurdan benim motorumla ayrıldık.
İskeleye vardığımızda muavinime, taburu safta toplayıp silah çattırmasını ve hepsinin Türk makamlarına teslim olmasını emrettim. Biraz durakladı, sonra asker selamı verip ayrıldı ve emrimi aynen yerine getirdi. Taburu o siyah çizmeli, kara kalpaklı kişiler teslim almıştı...
Bu yüzden, İngiltere’ye dönünce askeri mahkemede yargılandım. ‘Bir İngiliz subayı, nasıl olur da bir Türk generalin emrine girer? Bu vatan hainliğidir!’ diyorlardı.”
Mr. Salter, olayın devamını şöyle anlatıyor:
“Mustafa Kemal Paşa benim yanıma, o siyah çizmeli, kara kalpaklı kişilerden birini vererek kendi makam otomobilimle ve kendi şoförümle birlikte, misafir edileceğimi söyledikleri Ankara’ya gönderdi.
Taburumun tutuklu erlerinin de, Çorum, Çankırı ve Kastamonu’da kurulan esir kamplarına yerleştirildiğini öğrendim.
Türklerin Kurtuluş Savaşı’nın sonuna kadar Ankara’da, Hacıbayram Camii’nin önündeki cadde üzerinde bulunan iki katlı ahşap evde kaldım.
Hizmetimi göreceğini söyledikleri, fakat aslında gardiyanım olan ve sıksa suyumu çıkaracak kuvvetteki bir kadınla dört seneye yakın bu evde oturdum. Savaşın sonunda imzalanan anlaşma gereğince ben ve taburum, Malta’daki Türk esirlerle değiştirildik.
İngiltere’ye döner dönmez tutuklandım ve vatana ihanet suçundan divanı harbe verildim. Hakkımda ağır hapis isteniyordu!
Ben askeri hapishanede tutuklu iken ziyaretime gelen ailem ve ebeveynim, savunmamı yapabilmem için bana birçok gazete ve kitap getirmişlerdi.
Onlardan yararlanarak, kısa fakat öz bir savunma hazırladım.
Bana isnat edilen suç, taburumu hiç direnmeden teslim edişim idi.
Savcı, teslimiyetimin vatana ihanetle eşdeğerde bir suç olduğunu iddia ediyor ve en ağır şekilde cezalandırılmamı istiyordu.
Yüksek Askeri Mahkeme’nin önüne çıktığımda savunmamı büyük bir soğukkanlılıkla okudum ve şu cümlelerle bitirdim:
‘Sayın hâkimler... Başbakanımız Lloyd George, Avam Kamarası’nda şöyle bir soruya muhatap olmuştur:
‘Yunanlıları silahlandırarak 15 Mayıs 1919’da İzmir’e çıkarttık... Ve o tarihten bu yana milyarlarca sterlini bulan masraflar yaptık. Sonuç ne oldu? Yunanlılar İzmir’de denize döküldüler.
Ayrıca Anadolu’daki bütün Rumlar atıldılar veya göçe zorlandılar. Bu olayda bizim kazancımız nedir? Hiç... Bu akılsızca bir gaf, korkunç bir hata, büyük bir felaket değil midir?’
Bu sert ve suçlayıcı soruya karşılık Başbakanımız Lloyd George şu cevabı vermiştir:
‘Yüzyıllar bir veya iki dâhi yetiştirir. 20’nci yüzyılın dâhisinin Mustafa Kemal adıyla Türkiye’den çıkacağını ben nereden bilebilirdim?’
Görüyorsunuz sayın hâkimler... Karşınızdaki bu subay, Başbakanımızın bahsettiği 20’nci yüzyılın dâhisi ile hiç beklemediği bir anda karşı karşıya ve göz göze gelmişti. Ne yapabilirdi?
Eğer ben o gün başka türlü hareket edecek olsa idim, bugün benimle beraber bütün taburumun mezarlarını ziyarete gelecektiniz. Fakat şimdi, eceli ile ölmüş olan üç erimizin dışında hepimiz sağ salim yurdumuza dönmüş, ailelerimize kavuşmuş durumdayız. Karar yüksek adaletinizindir.’
“Beraat ettim ve terhise tabi tutuldum. Ailemle birlikte Türkiye’ye gidip Mustafa Kemal Paşa’yı ziyaret ettim. Paşa beni muhteşem nezaketiyle karşıladı. Tekrar görevli olarak İngiltere’ye çağırılmasaydım, Türkiye’de kalacaktım..."

 

* * * * * * *

 

İngiltere, Fransa , Rusya ve bunlara sonradan katılan İtalya ve Amerika’dan oluşan itilaf devletleriyle Yunanistan’ın Limni adasında, Yunan Mitolojisindeki, Agamemnon isimli Grek kralın adını taşıyan savaş gemisinde (İngiliz gemisi)

30 Ekim1918 tarihinde Mondros limanında antlaşma imzalandı.

13 Kasım 1918 tarihinde İtilaf Devletleri Şehit kanlarıyla sulanan Çanakkale Boğazını geçip, 73 savaş gemisi ile İstanbul Boğazına demirleyerek  İstanbul’u işgal ettiler. Daha sonra da istedikleri her yeri işgal etmeye başladılar. 

Aşağıda haritayı görüyorsunuz.

Yunanlılar İzmir’ e çıkmaya başladıkları sırada aşağı yukarı fiili durum bu idi

mondros.jpg

Ülke fiilen bu şekilde işgal edilmişken, buna karşı halk çaresiz yer yer karşı koyma hazırlıkları yapar ve yeis içinde bulunurken; İngiliz, Fransız, İtalyan ve Amerikan savaş gemilerinin koruması altında, “Eğit- Donat” yaptıkları (Yabancı gelmedi sanırım, hep aynı düzenbazlıklar) Yunan Kuvvetlerini İzmir’e, 15 Mayıs1919 ‘da çıkarttılar.

İlk Kurşun’u, Allah Rahmetini esirgemesin, Hasan Tahsin gibi bir yiğit adam attı. 

Neden bir asker, bir komutan değil de, bir vatansever?

Çünki, İzmir’de askeri birlikler olmasına rağmen, onlara “Sakın ses çıkarmayın !!..” denmişti, askerler de kışlalarına çekilmişler, kaderlerini beklemekteydiler.

Yunan’lılar karaya çıkıp, İzmir metropoliti tarafından takdis de edilince, kendilerinden rica edilen görevleri, büyük bir iştahla yapmaya başladılar. İlk önce Hasan Tahsin’i lime lime ettiler, sonra, elinde silahı olup da “Canım vatana feda olsun” diyen kahramanların şiddetli direnişini kırıp, KANLI KATLİAMLARINA başladılar. Kışlaya daldılar.

Subay ve askerlerin ceplerinden para, yüzük, saat, sigara tabakalarını aldılar bir kısmını süngülediler. Bir kısmını esir aldılar. Kolordu komutanı Ali Nadir Paşa’yı subay ve askerlerinin önünde dövdüler.

“Zito Venizelos” demediği için Albay Süleyman Ferit beyi ve kendilerine direndiği için kolordu başhekimi Yarbay Şükrü Bey’i şehit ettiler. Kışladaki subay ve askerler, hükümet konağındaki memurlar rıhtıma sürüklenerek, oradaki İngiliz ve Fransız’ların önünde katledildi ve cesetleri denize atıldı. Türklerin hunharca katledilmelerine, bazı Amerikalı ve İngiliz denizciler engel olmaya çalıştılar ancak komutanlarınca engellendiler.

Kıyıya borda bir gemiden, kıyıda olup itenleri seyreden bir İngiliz deniz subayı, bir ara rıhtımda “su” diye inleyen yaralı bir Türk askerinin üzerine çömelen bir Rum kadının askerin ağzına işediğini gördü.

(Walder, David, Çanakkale Olayı, Çev. M.A.Kayabal, İstanbul, 1970, 1971 Yakın Tarihimiz, C. 3, 388).

İçlerinde küçük çocukların da olduğu Türkler’den yaklaşık 2500 kişi Yunan Patris vapurunun hayvan ambarlarına kapatıldılar. Yunan askerleri şehirde evleri ve 1000’den fazla Türk ticarethanesini yağmaladı.

Yunanlılar, karşılarına çıkan herkesi, kadın çocuk demeden katlettiler. Ziraat Bankasına sığınmış kadın ve çocuklar vahşice katledildi. İki gün sonunda İzmir’de katledilenlerin sayısı 2000’i geçti.

Öldürülenlerin çoğunun ayağına, boynuna demir ağırlıklar takılarak denize atıldılar.

Sokakta ve evlerde Türk kadınlarına saldırıldı, peçeleri, çarşafları yırtıldı, yakın zamanda Bosna’daki gibi, kocalarının önünde tecavüz edildiler. Yunanlılar, İzmir’in işgaliyle yetinmeyip, Anadolu içlerine ilerlediler, aynı vahşeti oralarda da gerçekleştirdiler. 

İngiliz tarihçi Arnold Joseph Toynbee (1889 – 1975): “15 Mayıs1919’da yıkıcı bir kuvvet Batı Anadolu’ya bir anda bir volkan şiddetiyle saldırmıştı. Dünya Savaşı’nın sona erişinden altı ay sonra sivil halk ve silahsız Türk askerleri İzmir sokaklarında katledilmişti. İzmir’in köyleri de tahrip edilmiş ve kan deryası haline sokulmuştu.” demektedir.

Yunan Vahşetini ve kinlerini özellikle hatırlamak, işgal kuvvetlerinin yerleştiği bölgelere bakıp yukarıdaki haritayı incelemek, amaçlarını, dost mu- düşman mı olduklarını anlamak, birkaç gün sonra Samsun’dan, Allahın bir lütfu olarak, bu ulusu kurtarması için özenle hazırladığı, doğduracağı güneşin ne anlama geldiğini, ve başarılanları, daha iyi anlamak açısından, gerçekten önemli olduğu kanısındayım.

 

* * * * * * *

 

 

Doğ Başanı Duman Almış marşı İsveçli besteci Felix Körling’e aittir. Ama Selim Sırrı Tarcan tarafından çok beğenilip 1909 yılında ülkemizde tanıtılmıştır.

Aslında bu marşı ilk ezberleyenlerden biri de Mustafa Kemal Atatürk’tü. 19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıktıktan hemen sonra, silah arkadaşları ile, Havza’ya yönelirken,adeta tarlayı andıran toprak bir yolda, külüstür bir arabayla,yağmur eşliğinden bata çıka ilerliyorlardı.

Bir ara otomobil arızalanmıştı. Atatürk silah arkadaşlarına baktı ve “yürüyebilir misiniz?” dedi. 1 saat uzaklıktaki köye varıp geceyi orada geçirecekler, sonra Havza’ya doğru yola devam edeceklerdi.

Köye doğru yürürken Atatürk bu marşı mırıldanıyordu. Arkadaşlarına dönerek “Siz de söyleyin, yorgunluğunuzu alır” dedi. O zorlu yolu bu marşın coşkusuyla neşeyle katetmişlerdi.

Atatürk Havza’da zorunlu olarak 18 gün kadar kaldı. Hatta Amasya Tamimi’ni orada yazdığı söylenmektedir. Havza‘da kalışının gerçek nedeni  aslında bir sağlık sorunuydu. Samsun’da yeniden başlayıp nükseden renal kolik atakları onu iyice hırpalamıştı. Bu nedenle Havza’nın şifalı kaplıcalarında kalıp bir nebze olsun ağrılardan kurtulmak istemişti.

Gerçekte kısacık ömründe pek çok sağlık sorunu ile karşılaşmıştı. Sık sık yineleyen sıtma atakları, böbrek taşlarına bağlı kolikler ve idrar yolu infeksiyonları, bir gözünün ciddi yaralanması, şarapnel parçasının çarptığı göğüs tarafındaki kontüzyonun uzun süre onu etkilemesi, Kurtuluş Savaşı’nda kaza sonucu oluşan ciddi kaburga kırıkları, geçirdiği 3-4 ciddi kalp krizi onu hiç yalnız bırakmamıştı. Ama Tanrı, görev verdiği bir kişinin işte tüm bu badirelerden çıkmasına yardımcı olmuştu.

19 Mayıs, 1935’de Atatürk Günü, 1938’de Gençlik ve Spor Bayramı ve 1981’de ise Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı adını aldı. Gençlik Marşı Atatürk’ün hayata gözlerini yumduğu yıl, 20 Haziran 1938’de “Gençlik ve Spor Bayramı Marşı” olarak kabul edildi

Atatürk 19 Mayıs’ın milli bayram ilan edildiği gün, 1938’de hastayken gülümseyerek şu sözleri söylemişti: “Anadolu’nun dağ başlarını, tekerleklerine çuval doldurduğumuz kırık dökük otomobillerle aşarken, yanımdaki arkadaşlarıma bu marşı söylemeyi adet edinmiştim.”

İşte 19 Mayıs gecesi saat 19.19 ‘da O’nu ve silah arkadaşlarını anarken  Havza yolunda en sıkıntılı anda bile söylediği bu marşı, evlerimizin balkonlarında daha bir içten, çok daha coşkulu söyleyelim.

O, çok daha sıkıntılı günlerde bu marşı söylerken, geleceğe güvenli bakabilmiş, hiçbir umutsuzluğa kapılmamıştı. Bizler de öyle olmalıyız, tıpkı O’nun gibi!

Değil mi?

Share this post


Link to post
Share on other sites

Bu toprakların gördüğü en onurlu, en cesur ve en zor direniş hareketinin başlangıcının yıldönümü kutlu olsun.

Yaşım ilerledikçe Atatürk'e hayranlığım daha çok artıyor. Böyle birşeyi nasıl başarabildiler inanamıyorum. Sahip olduğumuz herşeyi ona ve silah arkadaşlarına borçluyuz. Kıymetini bilmemiz dileğiyle...

Share this post


Link to post
Share on other sites

Eskiden böyle özel günlerde tv kanallarında günün anlam ve öneminiyle ilgili yayınlar olurdu.Şimdilerde köşede Türk bayrağı koyuyorlar sadece.Utanmasalar onuda koymayacaklar.Büyüklerimiz der ya "nerede o eski bayramlar".Bende ulusal bayramlarımızda içimden sürekli bunu geçiriyorum.

Share this post


Link to post
Share on other sites

19 Mayıs Atatürk'ü anma Gençlik ve spor bayramımız kutlu olsun.🇹🇷

Share this post


Link to post
Share on other sites

🇹🇷19 Mayıs Atatürk'ü Anma Gençlik ve Spor Bayramı'mız kutlu olsun.🇹🇷

Özgürlüğün değerini bugünlerde daha iyi idrak ediyoruz

Share this post


Link to post
Share on other sites
13 dakika önce, Mehmet Çallı yazdı:

Utanmasalar onuda koymayacaklar

Uzun zamandır bende öyle düşünüyorum, Milli değerlerimizin daha çok çoşkuyla kutlanması gerekirken sıradan bir gün gibi geçiştirilmesini kabul edemiyorum. Canımı sıkıyor bu durum.

Share this post


Link to post
Share on other sites

Kurtuluş günümüzün yıldönümünde bunu içinde hisseden tüm TÜRKİYE nin bayramını kutlarım.19 MAYIS ATATÜRK'Ü ANMA VE GENÇLİK BAYRAMI  KUTLU VE MUTLU OLSUN

Share this post


Link to post
Share on other sites

Tüm dünyanın hayranlıkla baktığı, bir ulusu yeniden şahlandıran liderdir Atatürk.

Ve bir daha O’nun gibi birisi gelmemiştir.

19 Mayıs Atatürk’ü Anma Gençlik ve Spor Bayramımız Kutlu Olsun

söylemesi bile ne güzel...

Share this post


Link to post
Share on other sites

Yeni nesillere daha iyi anlatip, telkin etmek lazim,  bu bayramlari.. Başta Atatürk olmak üzere tüm silah arkadaşlarinin ruhu şad olsun !

 

19 Mayıs Atatürk'ü Anma Gençlik ve Spor Bayramı'mız kutlu olsun.

 

19-mayis-genclik-ve-spor-bayrami_1499913_529x350.jpg

Share this post


Link to post
Share on other sites

Bayramımız kutlu olsun. Başta Mustafa Kemal ATATÜRK  olmak üzere tüm şehitlerimizin ruhu şad olsun. Hepsine minnettarız.

 

19 mayıs.jpg

Edited by Teoman S.

Share this post


Link to post
Share on other sites

19 Mayıs Atatürk’ü anma gençlik ve spor bayramımız kutlu olsun.

Share this post


Link to post
Share on other sites

Devamı gelecek...

 

Share this post


Link to post
Share on other sites

Create an account or sign in to comment

You need to be a member in order to leave a comment

Create an account

Sign up for a new account in our community. It's easy!

Register a new account

Sign in

Already have an account? Sign in here.

Sign In Now


Focus Club Türkiye

Bu sitenin işleticisi, bu sitede yer alan bilgi, yazı ve makalelerin doğrudan veya dolaylı olarak kullanılmasından dolayı oluşacak zararlardan sorumlu tutulamaz. Kaynak gösterme kuralına uymak şartıyla, bu sitede yer alan yazı ve makalelerin belirli bir kısmına atıf yapılmasına, link verilmesine izin verilmektedir. Kaynak (canlı link) gösterilmeden yapılan alıntılara ise izin verilmemektedir. Sitemiz, hukuka, yasalara, telif haklarına ve kişilik haklarına saygılı olmayı amaç edinmiştir.
×
×
  • Create New...

Important Information

By using this site, you agree to our Privacy Policy.